Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Ahmet Salda | BN. 2021/33943

Karar Bülteni

AYM Ahmet Salda BN. 2021/33943

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/33943
Karar Tarihi 28.11.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal (Yeniden Yargılama)
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Arabuluculuk ilk toplantısına mazeretsiz katılmamak giderleri etkiler.
  • Mahkemeler sonucunu değiştirebilecek iddiaları gerekçeli karşılamalıdır.
  • Esaslı iddiaların cevapsız bırakılması gerekçeli karar hakkını ihlal eder.

Bu karar, dava şartı olan zorunlu arabuluculuk sürecinde tarafların yükümlülüklerine uymamasının yargılama aşamasındaki mali sonuçlarına dair çok önemli bir vurgu yapmaktadır. İş uyuşmazlıklarında geçerli bir mazereti olmaksızın arabuluculuk ilk toplantısına katılmayan tarafın, açılan davada bütünüyle haklı çıksa dahi yargılama giderlerinden sorumlu tutulması ve lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi kuralı yasal bir düzenlemedir. Anayasa Mahkemesi bu kararında, söz konusu kanuni düzenleme uyarınca kanun yollarında ileri sürülen açık ve somut iddiaların istinaf mahkemelerince değerlendirilmeden geçiştirilmesinin adil yargılanma hakkına aykırı olduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur.

Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar mahkemelerin iddia ve savunmaları gerekçeli olarak karşılama yükümlülüğünün sınırlarını çizmektedir. Yargı mercileri, davanın sonucunu, bilhassa da yargılama giderleri ve vekâlet ücreti gibi mali yükümlülükleri doğrudan değiştirebilecek nitelikteki itirazları mutlaka kararlarında tartışmalıdır. Uygulamada sıkça rastlanan arabuluculuk toplantılarına devamsızlık hâllerinin dava sonundaki mali yansımaları, mahkemeler tarafından titizlikle incelenmeli, şablon ret kararlarıyla bu tarz spesifik hukuki iddialar cevapsız bırakılmamalıdır. Karar, gerekçeli karar hakkının yalnızca davanın esası için değil, ferî nitelikteki yargılama masrafları için de titizlikle uygulanması gerektiğini göstermektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Özel bir firmada güvenlik personeli olarak görev yapan başvurucu, görev yerini terk ettiği gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine eski işverenine karşı işe iade davası açmıştır. İlk derece mahkemesi, başvurucunun görev yerini amirlerine haber vermeden uzun süre terk ettiğini sabit bularak işverenin feshini haklı bulmuş ve davayı reddetmiştir. Mahkeme ayrıca, davayı kaybeden başvurucuyu yargılama giderleri ile karşı tarafın avukatlık ücretini ödemekle yükümlü kılmıştır.

Başvurucu ise işverenin dava açılmadan önceki zorunlu arabuluculuk ilk toplantısına mazeretsiz olarak katılmadığını, bu sebeple ilgili kanun gereği davada haklı çıksa bile yargılama giderlerinden sorumlu tutulması ve lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini belirterek kararı istinaf etmiştir. İstinaf mahkemesi, başvurucunun bu somut iddiasını hiçbir şekilde değerlendirmeden başvuruyu esastan reddedince, başvurucu hakkını aramak için Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan kural, Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı ve bu hakkın ayrılmaz bir parçası olan gerekçeli karar hakkıdır. Anayasa'nın 141. maddesinde de açıkça "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." ilkesi benimsenmiştir. Bu ilke uyarınca mahkemeler, yargılamanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki açık ve somut iddialara kararlarında mutlaka makul bir gerekçe ile yanıt vermek zorundadır.

Somut olayın temelindeki maddi hukuk kuralı ise olay tarihindeki şekliyle 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.3/12 hükmüdür. Bu düzenlemeye göre, arabuluculuk faaliyeti sırasında geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmayan taraf, arabuluculuk son tutanağında belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur, ayrıca lehine vekâlet ücretine hükmedilmez.

Her ne kadar Anayasa Mahkemesi daha sonraki bir norm denetimi kararında (E.2023/160, K.2024/77) bu kuralın bir kısmını ölçüsüzlük gerekçesiyle iptal etmiş olsa da, somut uyuşmazlığın görüldüğü tarihte ve kanun yolu incelemesinde bu kural yürürlüktedir. Gerekçeli karar hakkı doktrininde ve yerleşik içtihat prensiplerinde, bir iddianın mahkemenin sonucunu, mali yükümlülüklerini veya tarafların sorumluluklarını etkileyecek potansiyelde olması durumunda, mahkemenin bu iddiayı görmezden gelmesi açık bir hak ihlali olarak kabul edilmektedir. İstinaf makamlarının da tarafların ileri sürdüğü istinaf sebeplerini bu kapsamda gerekçeli olarak karşılaması zorunludur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddiaları ile derece mahkemelerinin kararlarını inceleyerek somut olaya dair önemli tespitlerde bulunmuştur. İlk derece mahkemesi, işe iade talebini reddederken davacı işçi aleyhine yargılama giderine ve davalı işveren lehine vekâlet ücretine hükmetmiştir. Oysa dosya kapsamındaki Hukuk Uyuşmazlıklarında Dava Şartı Arabuluculuk Son Tutanağında, davalı işverenin mazeretsiz olarak ilk arabuluculuk toplantısına katılmadığı, buna dair bir mazeret de bildirmediği açıkça kayıt altına alınmıştır.

Başvurucu, istinaf dilekçesinde 7036 sayılı Kanun m.3/12 gereğince, arabuluculuk ilk toplantısına mazeretsiz katılmayan tarafın yargılama giderlerinden sorumlu tutulması ve lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiği kuralını açık, somut ve net bir biçimde ileri sürmüştür. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi, kararında istinaf sebepleriyle bağlı inceleme yaptığını belirtmesine rağmen, doğrudan yargılama gideri ve vekâlet ücretinin kimin üzerinde bırakılacağını belirleyecek bu kritik iddia hakkında hiçbir değerlendirme yapmamış ve istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.

Yüksek Mahkeme, bir davanın sadece esasına (işe iade) ilişkin değil, ferî nitelikteki taleplerine (yargılama gideri ve vekâlet ücreti) ilişkin iddiaların da davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğunu vurgulamıştır. Bölge Adliye Mahkemesinin, söz konusu kanun hükmü çerçevesinde yapacağı değerlendirmenin başvurucu lehine sonuç doğurma ihtimali bulunmasına rağmen, bu esaslı iddiayı tamamen cevapsız bırakması kabul edilemez bulunmuştur. Bu durum, tarafların iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmelerine imkân sağlayan gerekçeli karar hakkını temelden zedelemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla kararın yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: