Anasayfa Makale Yabancı Boşanma Sonrası Tasfiyede Zamanaşımı

Makale

Yabancı mahkemelerce verilen boşanma kararlarının ardından Türkiye'de açılacak mal rejimi tasfiyesi davalarında zamanaşımı süresi ve bu sürenin başlangıç anı, hukuki güvenilirlik açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu makalede, zamanaşımı süreleri, Yargıtay içtihatlarındaki güncel değişimler ve sürenin başlangıç tarihi detaylıca incelenmektedir.

Yabancı Boşanma Sonrası Tasfiyede Zamanaşımı

Yabancı unsurlu aile hukuku ihtilaflarında en karmaşık süreçlerden biri, yurtdışında verilmiş boşanma kararlarının ardından eşler arasındaki evlilik mallarının paylaştırılması aşamasıdır. Bu tasfiye sürecinde, hak kayıplarının yaşanmaması adına dava açma sürelerinin doğru ve yasal mevzuata uygun bir biçimde hesaplanması hayati bir önem taşımaktadır. Yabancı mahkemeler tarafından tesis edilen boşanma ilamlarının kesinleşmesi sonrasında Türk mahkemeleri nezdinde ikame edilecek olan mal rejiminin tasfiyesi davalarında, zamanaşımı def'i sıklıkla karşılaşılan ve davanın esasına girilmesini doğrudan engelleyebilecek nitelikte usuli bir savunma aracıdır. Hukuki uyuşmazlığın çözümünde, zamanaşımının hangi kanuni süreye tabi olduğu ve bu sürenin somut olayda hangi spesifik andan itibaren işlemeye başlayacağı hususları, uzun yıllar boyunca doktrinde ve yargısal uygulamalarda derin tartışmalara neden olmuştur. Uzman bir aile hukuku pratiği gerektiren bu spesifik alanda, hak sahiplerinin tasfiye taleplerini yasal sınırlar içerisinde eksiksiz olarak ileri sürebilmeleri için güncel Yargıtay içtihatlarının ve Türk milletlerarası özel hukuk kurallarının bütüncül bir yaklaşımla titizlikle ele alınması zaruridir.

Yabancı Boşanma Sonrası Zamanaşımı Süreleri

Türk hukuk sisteminde mal rejiminin tasfiyesine yönelik davalarda uygulanacak zamanaşımı süresinin tespiti, uyuşmazlığın niteliği gereği farklı kanun maddelerinin yorumlanmasını gerektirmektedir. Türk Medeni Kanunu'nun 178. maddesi, evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava haklarının, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını düzenlemektedir. Ancak, evlilik birliği içerisinde edinilen malların tasfiyesi neticesinde ortaya çıkan devasa boyuttaki alacak hakları, salt boşanmanın fer'i niteliğinde bir sonuç olarak değerlendirilmemelidir. Mal rejiminden kaynaklanan tasfiye alacakları, bağımsız bir borçlar hukuku ilişkisi temeline dayandığı için, bu taleplerin anılan bir yıllık kısa zamanaşımı süresine tabi tutulması hukuki hakkaniyetle bağdaşmamaktadır. Bu noktada, alacağın niteliği itibariyle borçlar hukuku genel hükümlerine müracaat edilmesi hukuki bir zorunluluk olarak belirmektedir.

Yargıtay'ın yerleşik içtihatları ve doktrindeki hakim görüşler detaylıca incelendiğinde, mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak davalarının, Türk Borçlar Kanunu madde 146'da hususen düzenlenen on yıllık genel zamanaşımı süresine tabi olduğu hususunda net bir mutabakat bulunduğu görülmektedir. Zira katılma alacağı, değer artış payı alacağı ve katkı payı alacağı gibi mal varlıksal talepler, TMK'da özel bir zamanaşımı süresi ile sınırlandırılmadığından, TBK'nın genel nitelikli hükümleri yollamasıyla on yıllık süre zarfında talep edilebilir durumdadır. Yabancı mahkemeler nezdinde kesinleşen boşanma ilamlarının ardından Türkiye'de açılacak olan mal rejimi tasfiyesi davalarında da, eğer esasa uygulanacak hukuk Türk hukuku olarak tespit edilmişse, davanın mutlak surette bu on yıllık genel zamanaşımı süresi içerisinde ikame edilmesi gerekecektir.

Zamanaşımının Başlangıç Tarihine İlişkin Temel Görüşler

Yabancı mahkemelerce verilen boşanma kararlarının ardından açılan mal rejimi tasfiyesi davalarında karşılaşılan en çetrefilli hukuki uyuşmazlık, tespit edilen on yıllık zamanaşımı süresinin somut olayda hangi spesifik tarihte işlemeye başlayacağı sorunsalıdır. Türk mahkemelerinde boşanma gerçekleştiğinde mezkur süre, kararın kesinleşmesiyle doğrudan işlemeye başlarken; boşanmanın yabancı bir ülkede gerçekleşmesi durumunda araya tanıma ve tenfiz adı verilen usuli bir entegrasyon aşaması girmektedir. Bu hukuki realite, sürenin başlangıcına dair ikili bir akademik ve yargısal yaklaşımın doğmasına zemin hazırlamıştır. Görüşlerden ilki, zamanaşımı süresinin bizzat yabancı mahkemede açılan boşanma davası neticesinde verilen kararın kesinleştiği tarihten itibaren başlatılması gerektiğini savunmaktadır.

Zamanaşımının başlangıcını tanıma ve tenfiz kararının kesinleşmesine bağlayan azınlıkta kalan veya eski tarihli görüşün temel argümanı, alacaklının dava açma hakkını fiilen ne zaman kullanabileceği hususuna dayanmaktadır. Türk Borçlar Kanunu madde 153/6 hükmü uyarınca, bir alacağın Türk mahkemelerinde ileri sürülme imkânı bulunmadığı sürece zamanaşımı işlemeye başlamaz. Yabancı boşanma kararı Türk mahkemelerince tanınmadıkça, eşler Türk hukuku nezdinde hukuken halen evli kabul edilmekte ve tasfiye davasının ön koşulu olan mal rejiminin sona ermesi şartı gerçekleşmemektedir. Bu görüşü savunan hukukçular, dava şartı oluşmadan alacaklının usulüne uygun dava açamayacağını, dolayısıyla hakkın kullanılabilir hale gelmediği bir evrede zamanaşımının başlatılmasının hak arama hürriyetine aykırı düşeceğini savunmaktadırlar.

Diğer yandan, zamanaşımı süresinin bizzat yabancı boşanma kararının kesinleştiği tarihte başlaması gerektiğini savunan karşıt ve daha isabetli hukuki görüş, MÖHUK hükümlerinin katı emrediciliğine dayanmaktadır. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 59. maddesi, yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin, tanıma kararının kesinleşmesi kaydıyla, daima yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade edeceğini net bir biçimde emretmektedir. Bu emredici kural muvacehesinde, eşlerin yabancı ilamın kesinleştiği tarihte fiilen ve hukuken boşandıklarının kabulü zaruridir. Nitekim mal rejiminin sona erme anı tasfiye sürecinin kronolojik temelini oluşturduğundan, zamanaşımının da boşanmanın mali sonuçlarının hukuken doğduğu bu ilk andan itibaren başlatılması, kanun koyucunun asli iradesine çok daha uygun bir yasal yorum tarzı olarak öne çıkmaktadır.

Yargıtay İçtihatlarındaki Tarihsel Gelişim

Yargıtay'ın yabancı boşanma kararlarına müteakip açılan mal rejimi tasfiyesi davalarındaki zamanaşımı başlangıcına ilişkin içtihatları zaman içerisinde kendi içinde son derece önemli yön değişimlerine sahne olmuştur. Geçmiş yıllarda Yargıtay 8. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) bir kısım kararlarında, eşlerin tanıma kararı kesinleşene kadar evli statüsünde sayılmaları gerekçesiyle, zamanaşımı süresinin tanıma ve tenfiz kararının kesinleşmesinden itibaren işletileceği yönünde hükümler tesis edilmiştir. Söz konusu eski içtihatlarda, on yıllık süreyi yabancı kararın kesinleştiği tarihte başlatmanın, tanıma sürecindeki yavaşlamalar nedeniyle alacaklı eşin dava hakkını fiilen elinden alacağı vurgulanmıştır. Bu dönemki yargısal yaklaşım, alacaklının korunması prensibini hukuki belirlilik ilkesinin önünde tutarak esnek bir yorum geliştirmiştir.

Ancak bu yaklaşım, yakın tarihli güncel Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarıyla köklü ve kesin bir revizyona uğramıştır. Yüksek Mahkeme, Hukuk Genel Kurulu'nun 29.11.2023 tarihli kararında da görülebileceği üzere, önceki içtihatlarından vazgeçerek MÖHUK madde 59'un kati lafzını ve ruhunu esas alan sıkı bir yoruma yönelmiştir. Güncel kararlarda, yabancı ilamın kesin delil ve hüküm etkisinin kararın bizzat kesinleştiği andan itibaren geriye dönük olarak doğduğu, bu nedenle eşler arasındaki alacak davasının zamanaşımı süresinin başlangıcında, yabancı mahkeme ilâmının kesinleşme tarihinin mutlak surette esas alınması gerektiği içtihat edilmiştir. Yargıtay, davacının tanıma davası açmadan dahi tasfiye davası açabileceğini, bu durumda mahkemenin davacıya tanıma davası açması için bir önel verip süreci bekletici mesele yapabileceğini açıkça belirterek hukuki istikrarı yeniden tesis etmiştir.

MÖHUK Madde 59 Kapsamında Zamanaşımının Değerlendirilmesi

Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (MÖHUK) 59. maddesi, yabancı mahkeme kararlarının Türk hukuk sistemi içerisindeki nüfuz alanını tayin eden kilit nitelikte emredici bir yasal kuraldır. İlgili yasa hükmü, tanıması gerçekleştirilen bir yabancı ilamın, hukuki sonuçlarını tanıma kararının verildiği güncel tarihte değil, doğrudan yabancı mahkeme kararının bizzat kesinleştiği o geçmiş anda doğuracağını amirdir. Geriye yürüyen makable şamil bu güçlü hukuki etki, yabancı boşanma kararının ardından açılacak olan mal rejimi tasfiyesi davalarında zamanaşımı başlangıcının tayininde asla göz ardı edilemeyecek temel bir mihenk taşıdır. Eşler yabancı ilamın kesinleştiği an itibarıyla tüm hukuki sonuçlarıyla birlikte boşanmış statüsüne geçtiklerinden, boşanmaya bağlanan devasa mali taleplerin de aynı saniyede muaccel hale geldiğinin ve zamanaşımının işlemeye başladığının kabulü hukukun sistematik bütünlüğünün kesin bir gereğidir.

Şayet zamanaşımının başlangıcı, MÖHUK madde 59 hükmü pervasızca göz ardı edilerek salt tanıma kararının kesinleştiği tarihe endekslenirse, hukuki sistem içerisinde kabulü imkânsız olan son derece ciddi güvensizlik ortamları ortaya çıkacaktır. Zira yabancı bir ülkede tamamen kurallara uygun biçimde boşanan taraf, aradan yirmi veya otuz yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra bile tamamen keyfi olarak Türk mahkemelerinde bir tanıma davası ikame edebilecek, bu tanıma kararının kesinleşmesinin hemen ardından on yıllık yepyeni bir tasfiye zamanaşımı süresi daha elde etmiş olacaktır. Hukuki belirlilik ve güvenilirlik ilkelerini temelinden sarsan bu ihtimal, davalı durumundaki eski eşin ömür boyu adeta Demokles'in kılıcı gibi ne zaman açılacağı belirsiz olan bir mal rejimi tasfiyesi ve değer artış payı davası tehdidi altında yaşamasını zorunlu kılacaktır. Borçlar hukukunun temel müessesesi olan zamanaşımının asli ihdas amacı böyle bir yorumla tamamen işlevsiz hale gelecektir.

Yabancı boşanma kararlarının ardından açılacak mal rejiminin tasfiyesine yönelik davalarda zamanaşımı başlangıcının, kat'i surette yabancı mahkemenin kararının kesinleştiği tarih olarak kabul edilmesi, potansiyel hak kayıplarını engellemekle kalmayıp davalı tarafın onlarca yıl sonra haksız yere mağdur edilmesinin de önüne geçecektir. Uzun zamanın geçmesiyle lehe olan delillerin kaybolması, ispat vasıtalarının zayıflaması ve şahitlerin bulunamaması gibi fiili usuli imkansızlıklar, yasal sürelerin mutlak ve objektif bir tarihe bağlanmasını emretmektedir. Mahkemelerin bu sancılı süreçte hak arama hürriyetini korumak adına, tanıma kararı olmaksızın açılan mal rejimi davalarını derhal usulden reddetmeyip, davacı tarafa usulüne uygun şekilde acilen bir tanıma davası ikame etmesi için uygun bir mehil vermesi ve açılacak o davayı bekletici mesele (ön sorun) yapması, hem MÖHUK hükümlerinin lafzına hem de usul ekonomisine en uygun yegane çözüm yolu olarak hukuki pratik içerisinde yerini perçinlemiştir.

Zamanaşımının Esasa Uygulanan Hukuka Tabi Olması Kuralı

Yabancılık unsuru barındıran mal rejiminin tasfiyesine ilişkin güncel uyuşmazlıklarda mahkemelerce sıklıkla düşülen en kritik ve telafisi güç hatalardan biri, kanunlar ihtilafı kurallarının tamamen göz ardı edilerek ihtilafa doğrudan Türk maddi hukuk kurallarının tatbik edilmesidir. MÖHUK madde 8 hükmü, yargılama esnasındaki zamanaşımının, hukuki işlem ve ilişkinin doğrudan esasına uygulanan hukuka (lex causae) mutlak surette tabi olduğunu gayet açık, net ve hiçbir tartışmaya mahal vermeyecek biçimde usuli kurala bağlamıştır. Evlilik mallarının tasfiyesinde MÖHUK kuralları çerçevesinde eşlerin evlenme anındaki mutad meskenleri, müşterek milli hukukları veya tarafların serbest iradeleriyle seçtikleri geçerli bir yabancı hukuk tespit edilmişse, mal rejiminin tasfiyesinden doğan o devasa alacak davasının tabi olacağı zamanaşımı süresi de doğrudan doğruya o tespit edilen yabancı hukukun maddi hükümlerine göre özenle belirlenmelidir.

Yargıtay'ın bu hususta istikrar kazanan içtihatları incelendiğinde, mal rejimi tasfiyesine yönelik bir davada somut bir yabancılık unsuru bulunmasına rağmen MÖHUK hükümleri çerçevesinde bir "uygulanacak hukuk tespiti" yapılmaksızın doğrudan Türk kanunlarına göre on yıllık zamanaşımı değerlendirmesi yapılması, Yüksek Mahkeme tarafından mutlak bir bozma sebebi olarak kabul edilmektedir. Davaya bakan mahkeme, öncelikle lex fori ilkesi gereği uyuşmazlığı vasıflandırmalı, ardından bağlama kurallarını sırasıyla işleterek yetkili yabancı hukuku tayin etmelidir. Örneğin, tarafların evlenme anındaki müşterek milli hukuklarının Alman hukuku olduğu bir senaryoda, mal rejiminden kaynaklı alacak davasında davalı tarafça ileri sürülen zamanaşımı def'i de mutlak surette Alman hukukunun zamanaşımına ilişkin ilgili kuralları ışığında değerlendirilerek esastan sonuca bağlanmalıdır. Aksi halde telafisi imkansız adli hatalar yaşanacaktır.

Tespit edilen yetkili yabancı hukukun mahkemece tatbikinde, yabancı kanunun öngördüğü zamanaşımı süresinin Türk kamu düzeni ile olan olası tehlikeli teması da titizlikle incelenmesi gereken bir diğer mühim uzmanlık alanıdır. Kural olarak, uygulanacak yabancı hukukta yer alan spesifik zamanaşımı süresinin Türk hukukundaki olağan süreden nispeten daha kısa veya daha uzun olması salt başına bir kamu düzeni müdahalesini gerektirmez. Ancak, yabancı hukukun ilgili usul veya esasa dair hükmü uyuşmazlık konusu devasa talep hakkını aşırı derecede fevkalade kısa bir süreyle (örneğin birkaç ayla) sınırlandırmışsa veya makul sayılamayacak kadar aşırı uzun bir zamanaşımı süresi öngörerek hukuki güvenliği temelden zedeliyorsa, MÖHUK madde 5 uyarınca Türk kamu düzenine açıkça aykırılık gerekçesiyle bu yabancı yasal kural mahkemece acilen bertaraf edilmelidir.

Zamanaşımını Kesen ve Durduran Haller

Yabancı boşanma kararları sonrasında büyük çaplı tasfiye davalarının zamanaşımı boyutu incelenirken, borçlar hukukunda zamanaşımını kesen ve durduran hayati sebeplerin milletlerarası özel hukuktaki boyutu ve etkisi de hukuki bir profesyonel perspektifle detaylandırılmalıdır. Evlilik birliği süresi boyunca eşlerin hukuken birbirlerinden olan her türlü alacakları için zamanaşımının işlemeyeceği veya halihazırda başlamışsa derhal duracağı yönündeki genel emredici borçlar hukuku kuralı, yabancı mahkemelerde fiilen derdest olan ve henüz sonuçlanmayan boşanma davaları sürecinde de eksiksiz olarak geçerliliğini korumaktadır. Ancak, bahsi geçen yabancı boşanma davasının hukuken kesinleşmesi anında evlilik birliği de tüm muhtemel mali sonuçlarıyla birlikte hukuken tamamen sona ermiş kabul edileceğinden, o ana dek duran zamanaşımı süresi bu kesinleşme tarihi itibarıyla vakit kaybetmeksizin kaldığı yerden işlemeye başlayacak veya yepyeni bir zamanaşımı süresi tetiklenecektir.

Bunun yanı sıra, hak sahibinin meşru bir yabancı devlet mahkemesi nezdinde yetkili adli organlara başvurarak kendi alacak hakkını talep etmesinin, Türkiye'deki açılacak olası bir dava açısından mevcut zamanaşımını kesip kesmeyeceği de akademik doktrinde ve yargı kararlarında tartışılan bir diğer güncel sorundur. Hukuki öğretideki hâkim ve adil görüşe göre, alacaklı konumundaki eşin bizzat yabancı bir devletin yetkili yargı makamı önünde hakkını elde etmeye yönelik geçerli, resmi bir hukuki aksiyonda bulunması, iyi niyet kuralları çerçevesinde meşru devlet otoritesi eliyle hakkını araması anlamına geldiğinden, bu hareketin Türk hukuku kapsamında da zamanaşımını derhal kesen bir sebep olarak değerlendirilmesi evrensel hakkaniyete çok daha uygundur. Mahkemelerin, hak sahiplerinin bu yurtdışı adli girişimlerini hukuken geçerli sayarak davanın süresinde açılıp açılmadığını buna göre tetkik etmeleri elzemdir.

Yabancı mahkemelerce tesis edilen boşanma kararlarının hukuken tanınması sürecinin ardından Türk mahkemelerinde görülecek büyük çaplı mal rejiminin tasfiyesine yönelik meşakkatli ihtilaflarda zamanaşımı, davanın tüm nihai kaderini belirleyen en stratejik unsurların tartışmasız başında gelmektedir. Yargıtay'ın güncel ve oldukça yerleşik içtihatları ile milletlerarası özel hukuk mevzuatı ışığında, tasfiyeden kaynaklanan bu yüklü alacak davalarında kural olarak on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulandığı ve bu mühim sürenin mutlak surette yabancı boşanma kararının kesinleştiği objektif tarihten itibaren bizzat işletilmesi gerektiği hiçbir zaman unutulmamalıdır. MÖHUK'un 8. ve 15. maddeleri uyarınca, eğer uyuşmazlığın içerisinde bir yabancılık unsuru taşıması durumu hasıl ise doğrudan doğruya Türk Borçlar Kanunu'na başvurulması açık bir hukuka aykırılık teşkil edeceğinden, esasa muhakkak surette uygulanacak o yetkili yabancı hukukun tespit edilerek zamanaşımı savunmasının bu yabancı hukuka göre derinlemesine incelenmesi yasal, emredici bir usuli mecburiyettir.

11 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: