Anasayfa Makale Yabancı Boşanma Tanınması ve Tasfiye Ön Şartı

Makale

Yabancı mahkemelerce verilen boşanma kararlarının Türkiye'de sonuç doğurabilmesi için tanıma kurumunun işletilmesi zaruridir. Bu makalede, yabancı ilamların mahkeme ve idari yoldan tescil prosedürleri, evliliğin sona erme anı ile mal rejiminin tasfiyesine yönelik davalarda boşanmanın kesinleşmesi ön şartı kapsamlı olarak incelenmektedir.

Yabancı Boşanma Tanınması ve Tasfiye Ön Şartı

Küreselleşen dünyanın ve artan uluslararası etkileşimlerin bir neticesi olarak, eşler arasındaki hukuki ilişkiler ve uyuşmazlıklar da çoğunlukla sınır aşan bir niteliğe bürünmüş durumdadır. Bu bağlamda, aile hukuku alanında en sık karşılaşılan vakaların başında, eşlerin evlilik birliğini yabancı ülke mahkemeleri önünde sonlandırması ve bu sürecin mali boyutlarının ülkemizde yürütülmek istenmesi gelmektedir. Yabancı bir adli veya idari makam tarafından verilen boşanma kararının, ülkemiz sınırları içerisinde kesin hüküm ve kesin delil gücüne erişebilmesi, söz konusu yabancı kararın Türk mahkemeleri tarafından resmi olarak tanınmasına ya da ilgili yasal mevzuattaki şartların sağlanması koşuluyla yetkili nüfus müdürlükleri vasıtasıyla idari yoldan tescil edilmesine bağlıdır. Bir aile hukuku avukatı perspektifiyle değerlendirildiğinde; tarafların, boşanmanın hukuki sonuçlarından yararlanabilmeleri için öncelikle medeni durumlarını Türkiye'de hukuken güncellemeleri zorunludur. Evlilik birliğinin bu şekilde resmi olarak ve hukuken sona erdiğinin ispatı, eşler arasındaki maddi ve ekonomik bağların çözümlenmesi, tasfiye sürecinin başlatılması anlamına gelen uyuşmazlıkların en temel ve kurucu unsurudur. Başka bir deyişle, tanıma süreci tamamlanmadan evliliğin sona erdiğinden bahsedilemeyeceği için mal paylaşımına dair herhangi bir talebin mahkemelerce esas yönünden incelenmesi fiilen ve hukuken mümkün olmamaktadır.

Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi

Yabancı mahkemeler tarafından hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan kararların Türk hukuku alanında geçerlilik kazanabilmesi, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) hükümleri kapsamında işletilecek tanıma ve tenfiz prosedürlerine tabidir. Her mahkeme kararının kural olarak kesin hüküm ve icra kabiliyeti olmak üzere iki ayrı sonucu bulunmaktadır. Kesin hüküm vasfı, bir uyuşmazlığı nihai olarak ortadan kaldıran ve aynı konuda yeniden yargılama yapılmasını engelleyen bir nitelik taşırken; icra kabiliyeti, maddi icra muamelelerini ve kamu gücünü harekete geçiren dinamik bir vasıftır. Boşanma kararları doğaları gereği inşai (yenilik doğuran) nitelikte kararlar olduklarından, icraya konulmalarına gerek kalmaksızın doğrudan hukuki sonuç doğururlar ve bu nedenle yalnızca tanınmaları yeterli kabul edilir. Ancak yabancı mahkemenin verdiği boşanma ilamının içeriğinde, velayet, iştirak veya yoksulluk nafakası ya da malvarlıklarının paylaşımına ilişkin eda emri içeren icra edilebilir fer'i hükümler bulunuyorsa, bu kısımların Türkiye'de infaz edilebilmesi için mutlaka tenfiz kararı alınması yasal bir zorunluluktur.

Bir yabancı mahkeme ilamının Türk yargı sistemi içerisinde tanınabilmesi için MÖHUK'un 50. ve 54. maddelerinde belirtilen birtakım şekli ve maddi şartların mevcudiyeti titizlikle aranır. Öncelikle, ortada yabancı bir mahkeme tarafından hukuk davalarına ilişkin verilmiş bir ilam bulunmalı ve bu ilam, verildiği ülke kanunlarına göre usulen kesinleşmiş olmalıdır. Bununla birlikte, yabancı ilamın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması ve hükmün Türk kamu düzenine açıkça aykırılık teşkil etmemesi gerekmektedir. Dikkate değer bir diğer şart ise, kendisine karşı tanıma istenen kişinin savunma hakkına riayet edilmiş olmasıdır; zira kişi, hükmü veren mahkemeye usulüne uygun çağrılmadığını veya temsil edilmediğini iddia ederek itirazda bulunursa, hakim bu durumu değerlendirmekle mükelleftir. Tenfiz davalarında aranan asli şartlardan biri olan karşılıklılık (mütekabiliyet) ilkesi ise, MÖHUK'un 58. maddesinin açık lafzı gereğince boşanma kararlarının sadece tanınması işleminde uygulanmaz.

Şayet yabancı boşanma ilamının içerisinde yer alan nafakaya veya eda hükmü içeren mali konulara dair kısımlar, kamu düzenine aykırılık veya karşılıklılık şartının sağlanamaması gibi sebeplerle tenfiz edilemiyorsa, bu durum boşanma kararının bütünüyle reddedilmesini gerektirmez. Hakim, ilamın yalnızca boşanmaya ilişkin inşai bölümünün tanıma şartlarını taşıdığını tespit ettiğinde, kısmi tanıma kararı vererek eşlerin boşanmasını Türk hukuku nezdinde geçerli kılabilir. Tenfizi reddedilen malvarlıksal ve mali konular için ise hak arayan tarafın Türk mahkemelerinde yeni ve bağımsız bir dava ikame etmesi gerekecektir. Bu noktada, yabancı ilamın sadece belirli bir kısmının tanınmasının dahi hukuki durum değişikliği yarattığını ve mal rejiminin tasfiyesine yönelik davalarda aranan ön şartı (evliliğin sona ermesini) tek başına sağlama kapasitesine sahip olduğunu unutmamak gerekir.

Nüfus Kütüğüne İdari Tescil ve Mahkeme Dışı Boşanmalar

Geleneksel hukuki süreçlerde, yabancı adli makamlar tarafından verilen boşanma kararlarının tanınması yalnızca Türk mahkemelerinde açılacak bir tanıma davası ile mümkündü. Ancak Nüfus Hizmetleri Kanunu'na (NHK) eklenen 27/A maddesi ile birlikte, kanuni şartları taşıyan yabancı ülke adli veya idari makamlarınca verilen boşanma kararlarının doğrudan nüfus kütüğüne tescili mümkün hale getirilmiş ve böylece idari tanıma adı verilen yeni bir hukuki yol ihdas edilmiştir. Bu yenilik sayesinde, yurt dışında idari kurumlar, örneğin belediyeler veya nüfus idareleri önünde gerçekleştirilen mahkeme dışı boşanma statüsündeki ayrılıklar da, ilgili yabancı devletin kanunlarına göre yetkili makamlarca verilmiş ve usulen kesinleşmiş olmak şartıyla Türkiye'de doğrudan idari yoldan tanınabilmektedir. Türk hukuk pratiğinde önemli bir kolaylık sağlayan bu idari tescil işlemi, mahkemelerin iş yükünü hafifletmekte ve yurtdışında boşanan eşlerin uzun yargılama süreçlerine katlanmadan medeni durumlarını Türkiye'de de güncellemelerine imkan tanımaktadır.

İdari tescil kurumunun hukuki çerçevesinin doğru anlaşılabilmesi adına, kanunun sınırlarının ve uygulanamayacağı hallerin net bir şekilde ortaya konulması elzemdir. NHK 27/A maddesi, boşanmaya, evliliğin butlanına, iptaline veya mevcut olup olmadığının tespitine ilişkin olarak yabancı devletin yetkili adli veya idari makamı tarafından verilen kararları kapsamaktadır. Ancak, bir devlet makamının sürece dahil olmadığı, tarafların kendi aralarında veya dini kurumlar önünde gerçekleştirdikleri işlemler bu kapsamda değerlendirilemez. Yabancı bir ülkede dini inançlar gereği erkeğin kadına "get" vermesi suretiyle veya İslam hukukuna göre "talak" yoluyla gerçekleştirilen boşanmalar, ortada yetkili bir adli veya idari devlet makamının resmi kararı bulunmadığından, nüfus müdürlükleri tarafından idari yoldan tescil edilemez. Yine aynı şekilde, Türkiye'de bulunan yabancı konsolosluklar bünyesinde yapılan boşanma işlemleri de Türk kanunlarının yetki vermediği bir makam tarafından ülke sınırları içinde yapıldığından kamu düzenine açıkça aykırılık teşkil eder ve idari tanımaya konu olamaz.

Yabancı boşanma kararlarının nüfus kütüğüne doğrudan idari tescilinin yapılabilmesi için mevzuatımızda öngörülen bazı somut koşulların eşzamanlı olarak yerine getirilmiş olması aranmaktadır. NHK ve ilgili yönetmelik kapsamında düzenlenen bu şartlar, sürecin hukuki güvenliğini sağlamak amacıyla şu şekilde sıralanabilir:

  • Kararın yabancı ülke adli veya idari yetkili makamınca verilmiş olması.
  • Yabancı ilamın verildiği devletin kanunlarına göre usulen kesinleşmiş olması.
  • Hükmün, Türk kamu düzeninin temel ilkelerine açıkça aykırılık teşkil etmemesi.
  • Tarafların tescil için bizzat veya vekilleri aracılığıyla birlikte (aynı anda olmasa da 90 gün içinde) başvurması.
  • Aynı yabancı karar için Türkiye'de evvelce açılmış ve reddedilmiş veya halen görülmekte olan bir dava bulunmaması.
  • Taraflardan birinin ölmüş olması halinde tescil talebinin hukuki yararı bulunanlarca yapılması.

İdari Tanımanın Evliliğin Sona Ermesine Etkisi

Yetkili nüfus müdürlüğünde veya dış temsilciliklerde oluşturulan komisyon tarafından idari tescil talebinin kabul edilmesi halinde, yabancı boşanma veya iptal kararının tarihi, kesinleşme tarihi olarak kabul edilir. Yapılan bu tescil işlemi, mahkemeler tarafından verilen bir tanıma kararı ile birebir aynı sonuçları doğurur ve yabancı ilamın kesin hüküm ile kesin delil etkisi idari tanıma sayesinde ülkemizde de vücut bulur. Komisyon kararı sonucunda evlilik birliğinin resmi olarak sona erdiği nüfus kayıtlarına işlenmiş olur. Mal rejimi tasfiyesi davalarında mahkemenin esasa girerek alacak hakkını hesaplayabilmesi için evliliğin sona ermiş olması tartışılmaz bir ön şarttır. Nüfus idaresinin verdiği idari tescil kararı, bu tasfiye davalarındaki "boşanmanın kesinleşmesi" koşulunun tam ve eksiksiz olarak sağlandığını kanıtlayan resmi bir belgedir. Başka bir deyişle, taraflar uzun mahkeme süreçlerine katlanmadan, salt nüfus kütüğündeki idari tescil kaydına dayanarak eşler arasındaki malvarlığı rejiminin hukuken tasfiyesini mahkemeden talep etme hakkını elde ederler.

İdari tescil kurumunun pratik faydalarının yanı sıra, yönetmelikteki sınırlamalara da dikkat etmek gerekir. Yabancı ülke adli veya idari makamlarınca verilen kararlarda boşanmanın yanı sıra; velayet, iştirak nafakası, tazminat veya mal rejimi paylaşımı gibi eda ve icra gerektiren fer'i hükümler bulunuyorsa, nüfus müdürlüğü komisyonu kararı sadece boşanma ve evliliğin sona ermesi yönünden kabul edip kütüğe işler. İdari birimin verdiği bu karar, yabancı ilamdaki nafaka veya mal rejimi alacakları gibi maddi talepler bakımından hiçbir yasal sonuç doğurmaz. Eşlerin bu tür eda taleplerinin Türkiye'de geçerlilik kazanıp icra edilebilmesi için, MÖHUK hükümleri çerçevesinde yetkili Aile Mahkemelerinde ayrı bir tenfiz davası açmaları gerekliliği devam etmektedir. Dolayısıyla idari tanıma, sadece statü değişikliğini sağlayarak tasfiye davasının önündeki hukuki engeli kaldırır; ancak tarafların alacak kalemlerine doğrudan icra edilebilirlik yeteneği kazandırmaz.

Tasfiye Davalarında Boşanmanın Kesinleşmesi Ön Şartı

Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 225. maddesine göre, mal rejimi eşlerden birinin ölümü, başka bir mal rejiminin kabulü veya mahkemece evliliğin boşanma ya da iptal sebebiyle sona erdirilmesine karar verilmesi hallerinde son bulur. Eşler arasında geçerli olan rejim, boşanma veya iptal davasının açıldığı tarih itibarıyla geçmişe dönük olarak sona ermiş kabul edilir. Ne var ki, mal rejiminin bu şekilde sona ermesi, tasfiye sürecine derhal başlanabileceği anlamına gelmez. Mal rejiminin tasfiyesine yönelik alacak davalarında (katılma alacağı, değer artış payı alacağı veya katkı payı alacağı) mahkemenin nihai bir karar verebilmesi için, evliliği sona erdiren boşanma veya iptal kararının kesinleşmiş olması mutlak bir usuli zorunluluktur. Eğer boşanma davası yargılaması devam ediyorsa veya karar henüz kanun yollarından geçerek kesinleşmemişse, mahkeme evlilik birliğinin resmi olarak bittiğinden emin olamayacağı için tasfiye talebini esastan karara bağlayamaz.

Uyuşmazlığın kaynağında yabancı bir mahkeme veya makam tarafından verilen boşanma ilamı bulunuyorsa, bu ön şartın sağlanıp sağlanmadığı MÖHUK kuralları merceğinden incelenmelidir. Yabancı bir ülkede boşanmış olan tarafların, Türkiye'de doğrudan mal rejiminin tasfiyesini talep edebilmeleri için, öncelikle yabancı boşanma kararının Türk mahkemeleri nezdinde açılacak bir tanıma davası veya idari tescil yoluyla resmiyet kazanması gerekir. Yabancı ilamın Türk mahkemelerinde tanınmasına karar verildiğinde, MÖHUK'un 59. maddesi uyarınca bu ilamın kesin hüküm ve kesin delil etkisi, yabancı mahkeme kararının kendi ülkesinde kesinleştiği andan itibaren geçmişe yürürlü olarak hüküm ifade eder. Bir başka deyişle, tanıma kararının alınmasıyla birlikte eşler, yabancı mahkemenin verdiği kararın kesinleştiği tarihte Türk hukuku bakımından da boşanmış statüsüne kavuşurlar ve böylece tasfiye davası için gereken o kritik "evliliğin sona ermesi" şartı hukuken tatmin edilmiş olur.

Şayet davacı eş, elinde kesinleşmiş bir yabancı boşanma ilamı olmasına rağmen bunu Türkiye'de usulüne uygun şekilde tanıttırmadan veya idari yoldan tescil ettirmeden mal rejimi tasfiyesi davası açarsa, Türk mahkemeleri açısından bu kişiler resmi sicillerde halen evli görünmektedir. Hukuki durumun bu şekilde belirsiz bırakılması, tasfiye davasının esasına girilmesini imkansız hale getirir. Zira, evlilik birliğinin varlığını sürdürdüğü varsayılan bir senaryoda, hangi malların tasfiyeye tabi olacağı, kişisel mal ile edinilmiş mal ayrımının hangi tarihe göre yapılacağı gibi temel hukuki parametreler saptanamaz. Bu sebeple, yabancı boşanma ilamının tanınması süreci sadece usuli bir formalite değil; davanın dinlenebilirliğini, tarafların talep haklarının mevcudiyetini ve tasfiye hesaplamalarının hukuki zeminini doğrudan belirleyen vazgeçilmez bir maddi olgudur.

Tanıma Davasının Bekletici Mesele Yapılması

Yabancı bir devlet yargı makamı önünde boşanmış olan bireylerin, boşanma kararlarının Türkiye'de tanınması için bir dava açmadan veya bu davayı sonuçlandırmadan doğrudan mal rejiminin tasfiyesi amacıyla alacak davası açmaları uygulamada sıkça karşılaşılan bir senaryodur. Böyle bir durumda Türk hakiminin önünde çözülmesi gereken bir usul problemi (ön sorun) belirmektedir. Mahkeme, önüne gelen tasfiye dosyasında evliliğin sona erdiğine dair bir tanıma kararı göremezse, usul ekonomisi ve hak arama hürriyeti ilkelerini göz önünde bulundurarak Hukuk Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde hareket etmelidir. Yargıtay'ın istikrar kazanmış içtihatları uyarınca, eğer taraflarca açılmış ve derdest olan bir tanıma veya tenfiz davası varsa, tasfiye davasına bakan mahkeme, davanın görülebilirlik ön koşulu olan o tanıma davasının sonucunu beklemek ve bu durumu bekletici mesele yapmakla yükümlüdür. Çünkü tanıma davasının olumlu sonuçlanması, tasfiye davasının esasına girilmesini sağlayacak; davanın olumsuz sonuçlanması ise görülebilirlik koşulu gerçekleşmediği için davanın reddine neden olacaktır.

Davacı taraf, yabancı boşanma kararının tanınması için henüz hiçbir hukuki adım atmamış ve buna rağmen mal rejiminin tasfiyesi davası ikame etmişse, hakimin izleyeceği yol yine hak kaybını önlemeye odaklı olmalıdır. Bu ihtimalde mahkeme, davayı salt görülebilirlik koşulu gerçekleşmediği için derhal usulden reddetmemeli; bunun yerine davacıya yabancı mahkeme boşanma ilamının Türk mahkemelerince tanınması için ayrı bir dava açmak üzere uygun ve kesin bir süre vermelidir. Davacı, verilen kesin süre içerisinde tanıma davasını açtığını belgelendirirse, mahkeme açılan bu yeni davanın kesinleşmesini bekletici sorun yapacaktır. Tanıma davası olumlu sonuçlanıp kesinleşmiş karar dosyaya sunulduğunda ise, evliliğin sona ermesi şartı geçmişe yürürlü olarak tamamlanacağından, mahkeme artık tasfiye davasının esasına girerek taraf delillerini değerlendirecek ve tasfiye alacaklarına ilişkin nihai hükmünü tesis edecektir.

Sonuç itibarıyla, aile hukuku ve milletlerarası özel hukuk kurallarının kesişim noktasında yer alan mal rejimi tasfiyesi davaları, ancak evlilik birliğinin resmi ve hukuki yollardan sona erdirilmesiyle vücut bulabilmektedir. Yabancı bir ülkede verilmiş boşanma veya iptal kararlarının, Türk mahkemelerince tanınması ya da nüfus idarelerince mevzuata uygun şekilde tescil edilmesi, bu kararlara Türkiye'de kesin hüküm vasfı kazandıran yegane mekanizmalardır. Bir aile avukatının uyuşmazlığın çözümünde dikkate alması gereken en hayati husus, boşanmanın hukuki sonuçlarının ancak usulüne uygun bir tanıma veya tescil süreciyle ülkemize yansıtılabileceğidir. Tasfiye davalarında, boşanmanın kesinleşmiş olması bir dava şartı niteliği taşıdığından, mahkemelerin derdest tanıma davalarını ön sorun yapması veya taraflara bu eksikliği gidermeleri için yasal süre tanıması, hak arama özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Yabancı boşanma ilamlarının hukuki statüsünün netleştirilmesi, mülkiyet haklarının adil, şeffaf ve hukuki güvenlik ilkesine yakışır bir şekilde paylaştırılmasının ön koşulu olarak Türk hukuku uygulamasında varlığını korumaya devam edecektir.

11 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: