Makale
İşyerlerinde çalışanlara yönelik gerçekçi olmayan satış hedefleri ve mesai saatleri dışında iletişim grupları üzerinden sürdürülen dijital iletişim, hukuki bağlamda performans baskısı ve dijital taciz olarak değerlendirilebilir. Bu durum, işçinin dinlenme hakkını ihlal ederek sistematik bir psikolojik taciz (mobbing) ortamı yaratmaktadır.
Performans Baskısı ve Dijital Taciz
Günümüz çalışma hayatında, özellikle perakende sektöründe esnek çalışma uygulamaları adı altında işçiler üzerinde yoğun bir psikolojik baskı kurulmaktadır. İşverenlerin kârı maksimize etme hedefi, çalışanlara dayatılan gerçekçi olmayan satış kotaları ve sürekli erişilebilirlik beklentisiyle birleşerek mobbing (psikolojik taciz) sınırlarına ulaşmaktadır. Bu bağlamda, mesai saatleri dışında iletişim kanalları aracılığıyla personelin sürekli kontrol edilmesi ve yönlendirilmesi, hukuki anlamda dijital taciz kavramını gündeme getirmektedir. İş hukukunun temel prensiplerinden olan işçiyi koruma ilkesi, işçinin dinlenme hakkı ve özel hayatın gizliliği gibi hakların, teknolojik araçlar vasıtasıyla ihlal edilmesine karşı net korumalar öngörür. Ancak pratik uygulamada, işçilerin sürekli olarak gruplar üzerinden iş talimatları alması ve satış baskısına maruz bırakılması, iş ile özel yaşam arasındaki sınırları tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bir avukat olarak belirtmek gerekir ki, bu tür uygulamalar salt bir yönetim hakkı kullanımı değil, işçinin ruhsal bütünlüğünü zedeleyen sistematik bir hukuka aykırılık halidir.
Dijital İletişim Araçlarıyla Mesai Dışı Taciz
Çalışanların mesai saatleri dışında veya izin günlerinde iletişim kanalları üzerinden sürekli olarak işveren veya yöneticiler tarafından aranması ve mesajlara cevap vermeye zorlanması, ciddi bir dijital taciz unsurudur. Hukuk sistemimizde işçinin dinlenme hakkı son derece önemlidir ve işverenin yönetim hakkı, işçinin özel yaşam alanına müdahale edecek şekilde genişletilemez. Kaynaklarda da açıkça görüldüğü üzere, işçilerin mesai saatleri dışında dahi mağaza iletişim gruplarını takip etmeye zorlanması ve işleyişe dair anlık reaksiyon vermelerinin beklenmesi, işçiyi psikolojik olarak tükenmişliğe sürüklemektedir. Gece geç saatlerde sayım veya mağaza düzenlemesi gibi nedenlerle acil işe çağrılma durumları da çalışanların düzenini bozmaktadır. İşverenin bu dayatmaları, çalışanda sürekli bir endişe hali yaratmakta, iş-yaşam dengesini altüst etmekte ve işçinin bedensel ve ruhsal sağlığını tehlikeye atan hukuka aykırı bir sömürü mekanizmasına dönüşmektedir.
Satış ve SKT Baskısının Hukuki Niteliği
Perakende mağazacılığında işçilerin omuzlarına yüklenen satış ve SKT (Son Kullanma Tarihi) baskısı, olağan bir performans beklentisinin ötesine geçerek sistematik bir yıldırma (mobbing) politikasına dönüşmüştür. Hukuken performans değerlendirmeleri objektif, ölçülebilir ve gerçekçi hedeflere dayanmalıdır. Oysa çalışanlardan, tarihi geçmek üzere olan ürünleri satmalarının aksi halde kendi ceplerinden ödeyerek satın almalarının talep edilmesi, işverenin işçiyi gözetme borcuna tamamen aykırıdır. Bu tür uygulamalar, ücretin korunması ilkesini derinden zedelemektedir. İşçilerin satılamayan ürünler yüzünden suçlanarak hakarete varan söylemlere maruz bırakılması ve yöneticiler tarafından iletişim gruplarından tehdit edilmesi açık bir kişilik hakları ihlalidir. Hukuk pratiğinde bu durum, işverenin yönetim hakkını kötüye kullanması ve işçiye karşı işlediği bir psikolojik şiddet eylemidir; işçinin insan onuruna yaraşır koşullarda çalışma hakkının açıkça ortadan kaldırılmasıdır.
Performans Hedeflerinin Mobbing Aracı Olarak Kullanılması
Performans hedefleri, işyerinde verimliliği artırma kisvesi altında çoğu zaman işçiyi baskı altına almak için hukuka aykırı bir silah olarak kullanılmaktadır. Özellikle belirli cirolara ulaşılması, elektronik eşya veya yüksek fiyatlı kasa arkası ürünlerin zorla müşterilere satılmasının istenmesi, çalışanlar üzerinde katlanılamaz bir stres ve anksiyete yaratmaktadır. Objektif sınırları aşan ve piyasa gerçeklikleriyle uyuşmayan bu kotalar, ulaşılamadığı takdirde işçiye yönelik aşağılayıcı eleştirilerin ve savunma talep etme gibi yaptırımların temelini oluşturur. İşçiden gerçekleştirilmesi imkansız olan bir işi beklemenin ve bunun sonucunda sürekli olarak tutanak tutarak baskı kurmanın amacı, işçiyi psikolojik olarak çökertmek ve itaatkâr kılmaktır. Haksız savunma talepleri ve tutanaklar, ileride doğabilecek hukuki uyuşmazlıklarda delil yaratma gayreti taşısa da, bu uygulamaların altında yatan kötü niyet, hukuki süreçlerde iddiaları güçlendiren bir araçtır.
Dijital Taciz ve Performans Baskısına Karşı Hukuki Koruma
İşçilerin karşı karşıya kaldığı aşırı iş yükü, dinlenme sürelerinin fiilen ortadan kaldırılması ve ardı arkası kesilmeyen dijital taciz eylemleri, işverenin işçiyi gözetme borcuna ağır bir aykırılık teşkil etmektedir. Bir işçinin, yalnızca haksız ve gerçeklikten uzak performans ve satış hedeflerine tam olarak ulaşamadığı gerekçesiyle elektronik iletişim ortamlarında psikolojik şiddete maruz bırakılması, işçinin güvence altına alınmış kişilik haklarına yönelik çok ciddi bir saldırıdır. İşverenin bu yasal sınırları ve gözetme borcunu açıkça ihlal eden eylemlerine karşı hukuki bir zeminde tespit edilebilecek sistematik psikolojik taciz unsurları şu şekilde sıralanabilir:
- İşçinin mesai saatleri dışında iletişim araçları üzerinden aranarak dinlenme hakkının açıkça engellenmesi.
- Satılamayan veya SKT'si yaklaşan ürünlerin bedelinin işçinin ücretinden haksız kesinti yapılarak tahsil edilmesi.
- İmkansız kotalar belirlenerek, kotalara ulaşılamadığı durumlarda işçiden sürekli ve keyfi savunma talep edilmesi.
Yukarıda detaylandırılan bu ihlal unsurlarının çalışma ortamında varlığı, işçiye karşı yürütülen sistematik psikolojik şiddeti her türlü şüpheden uzak bir biçimde kanıtlar niteliktedir. İşverenler, bu tür hukuka aykırı ve sürekli eylemlerle işçinin psikolojik direncini kırmayı ve onu itaatkâr hale getirmeyi hedeflese de, çalışma alanındaki temel kurallar işçinin ruh ve beden bütünlüğünü koruma altına almıştır. Dolayısıyla, insan onuruna yakışır iş standartlarının tamamen hiçe sayıldığı, mesai kavramının iletişim grupları üzerinden sınırsızlaştırıldığı bu zorlayıcı çalışma şartları, meşru kabul edilemez. Hukuk pratiğimizde ve güncel uyuşmazlıklarda bu tarz eylemler, açık birer mobbing (psikolojik taciz) olgusu olarak kabul edilerek işçinin korunmasını sağlamaktadır.