Anasayfa Makale Grev Engelleri ve Kanundışı Grevin Yaptırımları

Makale

Türk iş hukukunda grev hakkının kullanımı, kamu düzeni ve üçüncü kişilerin menfaatleri gözetilerek bazı engellere tabi tutulmuştur. Bu makalede, Cumhurbaşkanı ertelemesi, grev oylaması ve mahkeme kararıyla grevin durdurulması gibi engeller ile kanundışı grevin hukuki ve cezai yaptırımları, iş hukuku prensipleri çerçevesinde incelenmektedir.

Grev Engelleri ve Kanundışı Grevin Yaptırımları

Grev hakkı, işçilerin işveren karşısındaki pazarlık gücünü dengeleyen anayasal bir temel hak olmakla beraber, niteliği gereği işyerinde ekonomik faaliyetlerin aksamasına yol açan bir eylemdir. Bu nedenle kanun koyucu, anayasal düzenin, kamu güvenliğinin ve üçüncü kişilerin korunmaya değer üstün menfaatlerinin tehlikeye düşmemesi amacıyla grev hakkının kullanımına bazı sınırlamalar getirmiştir. Hukukumuzda yer alan grev engelleri, usulüne uygun şekilde kararlaştırılmış veya dahi uygulanmaya başlanmış yasal bir grevin sürdürülmesini kesintiye uğratan yasal mekanizmaları ifade etmektedir. Bir grev yasağı olmamasına rağmen; Cumhurbaşkanı tarafından genel sağlık ve millî güvenlik gerekçeleriyle verilen erteleme kararları, işçi çoğunluğunun talebiyle gerçekleştirilen grev oylamasında alınan aleyhte kararlar ve grev hakkının kötüye kullanılması tespitine dayanan mahkeme kararları başlıca grev engelleridir. Bu engellere yahut diğer emredici kanun hükümlerine riayet edilmeksizin icra edilen iş bırakma fiilleri ise kanundışı grev olarak nitelendirilmektedir. Kanundışı eylemlerin gerçekleşmesi halinde, işçi sendikası ve eyleme iştirak eden çalışanlar açısından, iş sözleşmesinin haklı nedenle derhal feshedilmesinden yüksek miktarlı idari para cezalarına kadar uzanan oldukça ağır hukuki ve cezai yaptırımlar devreye girmektedir.

Cumhurbaşkanı Kararıyla Grevin Ertelenmesi

Türk iş hukukunda grev engellerinin en dikkat çekici türlerinden biri, Cumhurbaşkanı kararıyla grevin ertelenmesidir. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu çerçevesinde, karar verilmiş veya fiilen başlanmış olan yasal bir grev, şayet genel sağlığı veya millî güvenliği bozucu bir nitelik taşıyorsa, Cumhurbaşkanı tarafından altmış gün süre ile ertelenebilmektedir. Erteleme kararı, Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlüğe girmekte olup bu altmış günlük erteleme süresi kesindir. Sürenin kanunen belirlenmiş olması nedeniyle kararı veren idari otorite dahi bu süreyi uzatma veya kısaltma yetkisine sahip değildir. Erteleme mekanizmasının işletilebilmesi için öncelikli koşul, halihazırda usulüne tam olarak uygun şekilde alınmış yasal bir grev kararının mevcudiyetidir. İşletme düzeyindeki uyuşmazlıklar hariç tutulmak kaydıyla, ertelenecek her bir grev için yürütme organı tarafından ayrı bir karar alınması yasal bir zorunluluktur ve gerekçeler somut duruma kesinlikle uygun olmalıdır.

Cumhurbaşkanı tarafından grev erteleme yetkisinin kullanılabilmesinin temel dayanağı olan genel sağlık ve millî güvenlik kavramları, mevzuatta açıkça tanımlanmamış soyut ifadeler barındırmaktadır. Danıştay içtihatları ve doktrindeki genel kabul, erteleme uygulamasının çok istisnai bir durum olması nedeniyle bu kavramların dar yorumlanması gerektiği yönündedir. Yasal bir grevin genel sağlığı bozucu nitelikte kabul edilebilmesi için toplumun geniş bir kesiminin ciddi bir salgın hastalık veya tedavi edilemez boyutlara ulaşan hayati bir tehlikeyle doğrudan karşı karşıya kalması şarttır. Benzer şekilde, grevin millî güvenliği bozucu etkisinin varlığından söz edilebilmesi için eylemin ülke savunmasını zafiyete uğratacak ve devleti dış tehlikelere karşı korumasız bırakacak somut, yakın ve ciddi bir tehdit oluşturması gerekmektedir. İhtimal veya varsayımlara dayalı soyut gerekçelerle anayasal bir hakkın idare tarafından askıya alınması hukuka aykırıdır.

Erteleme kararının yürürlüğe girmesiyle birlikte, uygulanmakta olan grev derhal durdurulur ve taraflar altmış günlük bu soğutma dönemi boyunca uyuşmazlığı kendi aralarında çözmeye yönlendirilir. Erteleme kararının hukuka aykırı olduğu iddia ediliyorsa, idari yargı yoluna başvurularak Danıştay nezdinde kararın iptali ve yürütmesinin durdurulması her zaman talep edilebilir. Danıştay tarafından iptal veya yürütmeyi durdurma kararı verildiğinde yasal grev uygulamasına kaldığı yerden aynen devam edilmesi mümkündür. Ancak, altmış günlük erteleme süresinin sonuna kadar taraflar arasında herhangi bir anlaşma sağlanamaz ve yargıdan da bir durdurma kararı çıkmazsa, uyuşmazlığın nihai çözümü için altı iş günü içinde Yüksek Hakem Kuruluna başvurulması gerekmektedir. Kurula yasal süre içerisinde başvurulmaması halinde ise işçi sendikasının toplu iş sözleşmesi yapma yetkisi otomatik olarak düşmektedir.

Grev Oylaması Yoluyla Grevin Engellenmesi

Yasal bir grev sürecini kesintiye uğratan bir diğer önemli engel, işçilerin inisiyatifiyle gerçekleştirilen grev oylamasıdır. Grev oylaması, sendika tarafından alınan yasal grev kararının işyerinde duyurulmasının ardından, eylemin uygulanıp uygulanmayacağının doğrudan çalışanların iradesiyle oylanması işlemidir. 6356 sayılı Kanun'a göre, grev kararının işyerinde ilan edildiği tarihte fiilen o işyerinde çalışan işçilerin en az dörtte birinin, ilan tarihinden itibaren altı iş günü içinde yazılı olarak görevli makama başvurması şartıyla grev oylaması sürecine geçilir. Grevin uygulanması kararı sadece sendikalı üyeleri değil, o işyerinde hizmet veren tüm çalışanları ekonomik ve sosyal yönden doğrudan etkileyeceğinden, kanun koyucu bu mekanizma aracılığıyla tabanın iradesini koruma altına alarak demokratik bir denetim aracı yaratmıştır.

Görevli makama ulaştırılan yeterli sayıdaki başvuru neticesinde, başvurudan itibaren altı iş günü içinde mülki idare amirliğince görevlendirilen memurların doğrudan gözetimi ve denetimi altında gizli oy, açık sayım esasına göre oylama gerçekleştirilir. Oylamanın sonucunu belirleyen yasal nisap, işyerinde o gün fiilen çalışan ve oylamaya katılma hakkı olan işçilerden oylamaya iştirak edenlerin salt çoğunluğudur. Oylamaya katılanların yarıdan bir fazlası grevin yapılmaması yönünde oy kullanırsa, sendika tarafından alınan yasal grev kararı uygulanamaz hale gelir. Çıkan bu karar doğrultusunda grev sürecinin engellenmesi, işveren açısından yasal bir kesinlik doğururken, azınlıkta kalan ve grevi destekleyen işçilerin dahi eyleme geçmesini tamamen hukuk dışı bir hale büründürür.

Grev oylaması neticesinde greve hayır kararının çıkması ve bu sonucun kesinleşmesi halinde, sendikanın eylemi sürdürme imkânı ortadan kalkar. Oylama sonucuna ilişkin itirazlar, oylamanın gerçekleştiği tarihten itibaren üç iş günü içerisinde doğrudan görevli iş mahkemesine yapılır ve mahkemenin vereceği karar kesindir. İtiraz süresinin geçmesi veya yargı kararının kesinleşmesinden itibaren altı iş günü içerisinde işçi sendikası uyuşmazlığı Yüksek Hakem Kuruluna taşımak zorundadır. Sendikanın belirlenen bu kesin kanuni süre sınırlarına riayet etmeyip Yüksek Hakem Kuruluna başvuru yapmaması durumunda kurumun yetki belgesi tümüyle hükümsüz kalır. Tüm bu süreç, sendikanın grev aracıyla uygulayacağı ekonomik baskıyı sona erdirirken uyuşmazlığın hakem yoluyla bağlayıcı bir karara dönüşmesini zorunlu kılar.

Grev Hakkının Kötüye Kullanılması ve Mahkemece Durdurulması

Grev engelleri bağlamında yargı makamlarının sürece doğrudan dahil olduğu en temel mekanizma, hakkın kötüye kullanılması iddiasıyla mahkemeden grevin durdurulmasının talep edilmesidir. Türk Medeni Kanunu kapsamında düzenlenen dürüstlük kuralı ve hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzeni tarafından korunmayacağı ilkesi, toplu iş hukukunda da aynen geçerliliğini korumaktadır. Kanun koyucu, grev hakkının salt işverene zarar vermek amacıyla, iş uyuşmazlığının sınırlarını aşacak şekilde iyi niyet kurallarına aykırı tarzda icra edilmesini hukuk düzeni koruması dışında bırakmıştır. Alınan grev kararının açıkça toplum zararına yol açtığının veya millî serveti geri dönülemez biçimde tahrip edecek şekilde kullanıldığının tespit edilmesi hâlinde ilgili grev eylemi engellenebilmektedir.

Uygulanmakta olan bir grevin mahkeme kararıyla durdurulabilmesi için, öncelikle ortada yasal usullere uygun olarak başlatılmış ve eyleme dönüşmüş bir kanuni grev olmalıdır. Uyuşmazlığın taraflarından olan işveren, işveren sendikası veya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, doğrudan görevli iş mahkemesine başvurarak durdurma talebinde bulunma hakkına sahiptir. Mahkeme, grevin taraflara sağlayacağı menfaat ile topluma veya ekonomiye verdiği zarar arasındaki dengesizliği, dürüstlük kuralı ekseninde ve somut delillere dayanarak inceler. Yargılama süreci sonunda hâkimin, eylemin yasal çerçevenin dışına çıkarak kötü niyet barındırdığına ve çevreye telafisi imkânsız boyutlarda ağır zararlar verdiğine kanaat getirmesiyle birlikte, grevin durdurulmasına yönelik kesin ve bağlayıcı bir mahkeme kararı tesis edilir.

Yargı makamı tarafından verilen grevin durdurulması kararı, ihtiyati tedbir niteliğinde geçici bir önlem olmayıp, bizatihi yasal grev hakkını doğrudan ortadan kaldıran kendine özgü bir hukuki işlemdir. Mahkemenin durdurma yönündeki hükmü kesinleştiği andan itibaren iş bırakma eylemlerine derhal son verilmesi, işçilerin işbaşı yapması ve işletme faaliyetlerinin normale dönmesi yasal bir mecburiyettir. Durdurma kararına ve yasal bildirimlere rağmen işyerinde çalışmaktan imtina eden, işgal gerçekleştiren yahut greve devam eden işçilerin fiilleri anında kanundışı grev eylemine dönüşmektedir. Bu aşamadan sonra sendika ve çalışanlar, meşru bir yasal hakkın korumasından bütünüyle mahrum kalacak ve kanunsuz eylemlere bağlanan ağır hukuk ve ceza yaptırımlarının doğrudan muhatabı konumuna geleceklerdir.

Kanundışı Grevin Hukuki Yaptırımları

Yürürlükteki yasal hükümlere, grev engellerine veya yargı kararlarına açıkça aykırı hareket edilerek gerçekleştirilen her türlü iş bırakma eylemi yasal koruma dışı kalarak yaptırımlarla karşılaşır. Kanundışı eylemlerin işveren açısından doğurduğu ilk ve en ağır hukuki sonuç, işverene iş sözleşmesini derhal ve bildirimsiz olarak feshetme yetkisinin tanınmasıdır. 6356 sayılı Kanun'a göre işveren, kanundışı grev kararına katılan, uygulanmasını bizzat teşvik eden veya doğrudan eyleme iştirak edip devamını sağlayan işçilerin iş akitlerini haklı fesih kuralları çerçevesinde derhal sonlandırabilir. İşçi, bu fesih karşısında ihbar ve kıdem tazminatı gibi yasal fesih haklarından bütünüyle yoksun kalır. İşverenin bu fesih hakkını kullanabilmesi için öncelikle eylemin yasadışı olduğunun net olarak tespit edilmiş olması gerekir.

Kanundışı eylemin yol açtığı ikinci büyük yaptırım, işverenin uğradığı maddi kayıpların karşılanmasını zorunlu kılan zararın tazmini yükümlülüğüdür. Kanundışı grev eylemi nedeniyle üretim durduğunda, sözleşmeden doğan teslimat yükümlülükleri aksadığında ve işyeri ekipmanları zarar gördüğünde ortaya çıkan tüm zararların telafisi yasal bir zorunluluktur. Eğer kanunsuz iş bırakma eylemi yetkili işçi kuruluşu veya sendikanın aldığı bir karar doğrultusunda organize edilmişse, doğacak tüm zararlardan bizzat kararı alan tüzel kişilik sorumludur. Ancak eylem, sendikanın hiçbir dahli veya teşviki olmaksızın, tamamen işçilerin kendi aralarında bir araya gelerek aldıkları bireysel inisiyatiflerle gerçekleşmişse, uğranılan zararın maddi boyutu doğrudan eyleme bizzat iştirak eden işçiler tarafından müştereken tazmin edilmek zorundadır.

Hukuka aykırı iş bırakma eylemlerinde uygulanan temel hukuki yaptırımların sistematik yapısı, aşağıda belirtilen temel dayanaklar üzerinden işler:

  • İşveren, kanundışı grev yapan işçilere yönelik fesih işlemlerini işletmenin ekonomik çıkarlarını gözeterek dilediği şekilde uygulama yetkisine sahiptir, ancak eşit işlem borcuna aykırılık yapmamalıdır.
  • Yasadışı greve katılan işçilerin iş akitlerinin haklı sebeple feshinde mevzuatta yer alan yasal hak düşürücü süre şartı, eylemin fiilen bittiği ve zararın kesinleştiği tarihten itibaren işletilir.
  • Zararın tazmininde sendikanın doğrudan sorumluluğunun bulunmadığı durumlarda, sendika şube yöneticileri veya sendika temsilcileri bireysel kışkırtma eylemlerinden dolayı işveren karşısında kişisel varlıklarıyla tazminat sorumlusu olurlar.
  • Taraflardan herhangi biri, görevli iş mahkemesine başvurarak icra edilmekte olan eylemin yasalara aykırı olduğunun tespitini öncelikle ve ivedilikle talep etme hakkına sahiptir.

Kanundışı Grevin Cezai Yaptırımları

İşçi sendikaları veya işçiler tarafından gerçekleştirilen kanundışı eylemler, sadece hukuki fesih veya maddi tazminat davalarıyla kalmayıp, idare hukuku ve ceza hukuku bağlamında da oldukça sert yaptırımlara bağlanmıştır. 6356 sayılı Kanun, yasal şartları taşımayan bir grev kararını kasıtlı olarak alanlara, işçileri kanuna aykırı olarak iş bırakmaya zorlayanlara veya eylemin teşvikini bizzat üstlenenlere karşı doğrudan idari makamlarca yüksek oranlı idari para cezası kesilmesini emretmektedir. Grevin mahkeme kararıyla durdurulmasına veya idarece açıkça engellenmesine karşın bu karara uymayarak eylemini sürdüren işçilere, kanun hükümlerini ısrarla ihlal etmelerinden dolayı fiilleri daha ağır bir ceza yasası suçunu oluşturmadıkça bireysel olarak yüksek tutarlarda idari para cezaları yansıtılmaktadır.

Kanundışı eylemin sınırları aşılarak işyerinde cebir ve tehdit uygulanması, işçi sağlığına veya şirket mülkiyetine saldırı boyutuna ulaşması hâlinde ise doğrudan Türk Ceza Kanunu hükümleri devreye girmektedir. Eylem esnasında kanuna uygun çalışmak isteyen işçilerin iradesini şiddet veya tehdit kullanarak baskılayan şahıslar hakkında, iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçu kapsamında hapis cezasına uzanan yaptırımlar uygulanır. Aynı şekilde, işletmeye ait makinelere, hammaddeye veya binalara kasten zarar verilerek milli serveti tahrip boyutuna varan fiiller işlendiğinde, eylemciler doğrudan mala zarar verme suçu kapsamında ağırlaştırılmış hapis cezaları ile yargılanmaktadır. Tüm bu süreç, hukuka aykırı davranan kişilerin şahsi özgürlüklerini kısıtlayan bir ceza davasıyla karşı karşıya kalmasına yol açmaktadır.

Özetle belirtmek gerekirse, Türk iş mevzuatında tanınan grev hakkı, sosyal devlet ilkesinin bir gereği olmakla beraber, hukuki sınırları son derece net bir biçimde çizilmiş istisnai bir mücadele aracıdır. Cumhurbaşkanı tarafından milli güvenlik veya genel sağlık sebepleriyle alınan erteleme kararları, işçilerin kendi aralarında tesis ettikleri demokratik oylama süreçleri ve hakkın kötüye kullanılmasını durduran yargı mercilerinin kesin kararları grev eylemini sonlandıran hukuki engeller olarak işlev görmektedir. Yasal engellere veya belirlenmiş usullere aykırı davranılması durumunda oluşan kanundışı tablo, işçilerin iş akitlerinin haklı nedenle derhal feshine, işletme zararlarının çalışanlar veya sendikalardan şahsen tazminine zemin hazırlamaktadır. Bu bağlamda, çalışanların ve işçi teşekküllerinin yasal mücadelelerinde haklıyken haksız duruma düşmemeleri adına, grev sürecinin her bir aşamasında kanunla çizilen emredici sınırlar içerisinde kalmaları hayati derecede önem taşımaktadır.

10 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: