Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 7. HD (Kapatılan) | 2015/40507 E. |...

Karar Bülteni

YARGITAY 7. HD (Kapatılan) 2015/40507 E. 2015/25998 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 7. Hukuk Dairesi (Kapatılan)
Esas No 2015/40507
Karar No 2015/25998
Karar Tarihi 21.12.2015
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Ücretin ödendiğinin ispat yükü işverene aittir.
  • Ücret ödemesi tanık beyanıyla ispat edilemez.
  • İmzasız bordrolar banka kayıtlarıyla doğrulanmalıdır.
  • Yıllık izin için gerekli prim süresi dolmalıdır.

Bu karar, iş hukuku pratiğinde vatandaşların ve meslektaşların sıklıkla karşılaştığı ücret alacaklarının ispatı sorununa ilişkin son derece net ve yol gösterici bir hukuki çerçeve sunmaktadır. Yargıtay, işçinin hak taleplerine karşı işverenin sunduğu imzasız bordroların doğrudan ve mutlak surette reddedilmemesi gerektiğini, bu belgelerin mutlaka banka kayıtlarıyla desteklenip desteklenmediğinin derinlemesine araştırılmasını şart koşmaktadır. Karar, hukuken işverenin ücret ödeme borcunu ispat yükümlülüğünü kati bir yazılı belge kuralına bağlarken, tanık beyanlarının para borcunun ifasında geçerli bir hukuki delil olamayacağını bir kez daha güçlü bir şekilde vurgulamaktadır. Yıllık izin hakkı yönünden ise, mevsimlik veya kesintili çalışmalarda prim gün sayısının kanuni sınırları aşması gerektiği kuralı katı ve tavizsiz bir şekilde uygulanmıştır.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, özellikle işçilik alacakları hesaplanırken yerel mahkemelerin yapması gereken inceleme ve araştırmanın yasal sınırlarını çizmesi bakımından oldukça büyüktür. Mahkemelerin sadece bordrodaki imza eksikliğine dayanarak ödemeyi tamamen yok sayması, Yargıtay denetiminden ağır bir eksik inceleme gerekçesiyle dönmektedir. Uygulamada işverenlerin maaş, fazla mesai ve ulusal bayram tatil ücretlerini banka kanalıyla ödemelerinin ne kadar hayati bir ispat aracı olduğu bu emsal kararla tescillenmiştir. Avukatlar ve yerel mahkemeler için, tüm çalışma dönemini kapsayan banka kayıtlarının eksiksiz bir biçimde getirtilmesi ve ödenen ayların hesaplamalardan titizlikle dışlanması gerektiği ilkesi, iş davalarının yürütülmesinde sarsılmaz bir içtihat olarak pekiştirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bu davada temel uyuşmazlık, bir işçi ile işveren arasında ödenmeyen alacaklar ve çalışma ortamındaki iddia edilen olumsuzluklar ekseninde patlak vermiştir. Davacı işçi, fazla mesai ücretlerinin kendisine ödenmediğini, işyerinde yöneticileri tarafından sistematik olarak psikolojik taciz (mobbing) uygulandığını, çalışma koşullarının sürekli olarak kendi aleyhine olacak şekilde ağırlaştırıldığını ve birtakım gerçeğe aykırı belgelerin kendisine zorla imzalatılmak istendiğini belirterek işi bırakmıştır. Bu gerekçelerle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini iddia eden işçi, kıdem tazminatı başta olmak üzere ödenmeyen diğer işçilik alacaklarının tarafına verilmesi talebiyle dava açmıştır.

Buna karşılık davalı konumundaki işveren, işçinin ileri sürdüğü iddiaların gerçeği yansıtmadığını, asıl durumun işçinin mazeretsiz olarak işe gelmemesi (devamsızlık yapması) olduğunu savunmuştur. İşveren, devamsızlık tutanaklarına dayanarak iş sözleşmesinin kendileri tarafından haklı nedene dayanılarak feshedildiğini belirterek açılan davanın reddedilmesini talep etmiştir. Mahkeme safhasında, işçinin ödenmediğini iddia ettiği fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ile tartışmalı yıllık izin hakkı, davanın çözülmesi gereken ana hukuki düğümleri haline gelmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkeme, taraflar arasındaki ücret ödemelerine ve işçilik alacaklarına ilişkin geniş çaplı uyuşmazlığı çözerken öncelikle doğrudan 4857 sayılı İş Kanunu m.37 hükmünü hukuki bir temel olarak ele almıştır. Bu emredici kanun maddesine göre, işveren tarafından işçiye yapılan ücret ödemelerinin elden veya banka kanalıyla yapılması hiçbir hukuki fark yaratmaksızın, işçiye mutlaka ücret hesabını açıkça gösteren, imzalı ve işyerinin özel işaretini (kaşesini) taşıyan bir "ücret hesap pusulası" verilmesi yasal bir mecburiyettir. İş hukuku uygulamasında ve günlük hayatta bu belge çoğunlukla "ücret bordrosu" adıyla düzenlenmekte ve periyodik maaş ödemeleri sırasında işçinin imzası alınarak belgelendirme yoluna gidilmektedir.

Yerleşik Yargıtay içtihat prensipleri gereğince, işçilik alacaklarının (ücret, fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil vb.) tam ve eksiksiz olarak ödendiğini ispat yükü her zaman ve tamamen işverenin üzerindedir. İşveren bu kati yükümlülüğünü ancak yasalara uygun yazılı belgelerle yerine getirebilir. İşçinin ıslak imzasını taşıyan bir ödeme belgesi tek başına yeterli bir ispat aracı olarak kabul edilmekle birlikte, banka aracılığıyla yapılan ödemelerde banka kayıtları ve dekontları da ödemeyi tereddüde yer bırakmayacak şekilde gösteren en geçerli yazılı belge niteliği taşır. Doktrinde tanımlandığı ve yargısal uygulamalarda kesin bir kural olarak tatbik edildiği üzere, niteliği itibariyle bir para borcu olan ücret alacağının ödendiği olgusu şahit (tanık) beyanlarıyla ispatlanamaz. Bu temel kuraldan hareketle, geniş anlamda ücret alacağı kavramı içinde yer alan fazla mesai ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin ödenip ödenmediği, işverenin yargılamaya sunacağı imzalı bordrolar veya banka ödeme kayıtları gibi kesin yazılı deliller üzerinden şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilmek zorundadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yüksek Mahkeme, somut olayın dosya üzerinden detaylı incelemesini yaparken, yerel mahkemenin delil toplama ve değerlendirme sürecinde hukuka aykırı kritik eksiklikler bulunduğunu tespit etmiştir. Davalı işveren yargılama boyunca, işçinin hak kazandığı fazla mesai ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının düzenlenen periyodik bordrolarda tahakkuk ettirildiğini ve bu tahakkukların karşılıklarının banka yoluyla işçinin hesabına düzenli olarak yatırıldığını şiddetle savunmuştur. Dosya kapsamındaki maaş bordrolarının incelenmesinde, gerçekten de bu ücret kalemlerinin tahakkuk ettirildiği görülmüş; ancak yerel mahkeme, bu bordroların bir kısmında işçinin ıslak imzası bulunmadığı gerekçesiyle bu belgeleri tamamen geçersiz sayarak hükme esas almamıştır.

Yargıtay, yerel mahkemenin bu noktada sınırlı sayıda banka kaydı getirttiğini, dosyaya giren bu kayıtların ise işçinin tüm çalışma dönemini kapsayacak yeterlilikte olmadığını belirlemiştir. Üstelik davalı işverenin temyiz aşamasında savunmasını desteklemek amacıyla dosyaya yeni bir kısım banka kayıtları sunduğu da Yüksek Mahkeme'nin dikkatinden kaçmamıştır. Yargıtay'ın hukuki tespitine göre; sırf bordroların imzasız olması, tahakkuk ettirilen ödemenin fiilen yapılmadığı anlamına doğrudan gelmez. Yerel mahkemece yapılması gereken hukuki işlem, imzalı olmayan bordrolarda tahakkuk ettirilen bu alacak kalemlerinin banka yoluyla ödenip ödenmediğinin, eksiksiz bir biçimde tüm dönemi kapsayan banka kayıtları getirtilerek detaylıca tespit edilmesidir. Ödemesi banka kanalıyla doğrulanan ilgili ayların dışlanarak, davacı işçinin bakiye bir alacağının kalıp kalmadığının netleştirilmesi zorunludur.

İkinci çok önemli tespit ise işçinin yıllık izin ücreti alacağına ilişkindir. Yerel mahkeme, davacı işçiyi mevsimlik işçi olarak nitelendirmiş ve 2011 yılı çalışma dönemi için 14 günlük yıllık izin ücretine hak kazandığı gerekçesiyle bu yönde bir ödeme kararı vermiştir. Ancak Yargıtay dosyada mevcut olan Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) hizmet döküm cetvelini incelediğinde, işçinin 2011 yılındaki toplam prim gün sayısının sadece 304 gün olduğunu saptamıştır. Kanuni düzenlemelere ve yerleşik içtihatlara göre yıllık izne hak kazanabilmek için gereken asgari süre olan 330 gün eşiği aşılmadığından, işçinin 2011 yılı için yıllık izne hak kazanması hukuken mümkün değildir. Yerel mahkemenin bu bariz maddi gerçeği gözden kaçırarak yıllık izin ücretine hükmetmesi açıkça hatalı ve yanılgılı bir değerlendirme olarak kaydedilmiştir.

Sonuç olarak Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme gerekçeleriyle kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: