Anasayfa Karar Bülteni AYM | Cüneyt Efe | BN. 2021/59814

Karar Bülteni

AYM Cüneyt Efe BN. 2021/59814

KARARIN KÜNYESİ

Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/59814
Karar Tarihi 11.06.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tıbbi ihmal iddialarında etkili yargısal sistem kurulmalıdır.
  • Tam yargı davaları makul sürat ve özenle yürütülmelidir.
  • Kamu hastanelerinde yaşamı koruyucu idari çerçeve oluşturulmalıdır.
  • Hastanın rızası dışında ameliyatın reddedildiği kanıtlanmalıdır.
  • Tıbbi ihmalde yargılamanın uzunluğu pozitif yükümlülüğü ihlal eder.

Bu karar, sağlık hizmetlerinin sunumu sırasında meydana gelen tıbbi ihmal ve idari kusur iddialarına ilişkin devletin pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını netleştirmesi bakımından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, tıbbi ihmal sonucu meydana gelen ölümlerde devletin yalnızca yasal ve idari sağlık sistemini kurmakla kalmayıp, söz konusu iddiaları aydınlatacak etkili bir yargısal mekanizma sunması gerektiğini açıkça vurgulamaktadır. İdare mahkemelerinin, salt Adli Tıp Kurumu raporlarıyla yetinerek davanın esasına yönelik derinlemesine bir adli inceleme yapmamasının, yaşam hakkının usul boyutunu doğrudan ihlal ettiği ortaya konulmuştur. Bu durum, yaşam hakkının korunmasında idarenin sorumluluğunun ne denli geniş yorumlanması gerektiğini göstermektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar idare mahkemelerinin tam yargı davalarında üstlenmesi gereken aktif ve araştırmacı rolü tamamen yeniden şekillendirmektedir. Özellikle hastanın acil durumlarda başka bir hastaneye sevki sırasında ambulans tahsis edilmemesi gibi organizasyonel hizmet kusuru iddialarının, gerçekleşen ölüm neticesiyle arasındaki illiyet bağının yargı mercilerince mutlaka detaylıca araştırılması gerektiği hükme bağlanmıştır. Bu güçlü yaklaşım, gelecekteki sağlık hukuku ve tıbbi malpraktis uyuşmazlıklarında idarenin salt tıbbi müdahale değil, organizasyon ve koordinasyon sorumluluğunun da daha sıkı bir şekilde denetleneceğini, hastanelerin sevk ve nakil süreçlerindeki her türlü eksikliğinin doğrudan devletin tazminat sorumluluğunu doğurabileceğini kanıtlamaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Cüneyt Efe, hamile olan eşinin nefes darlığı ve sırt ağrısı şikâyetleriyle birkaç kez hastaneye başvurmasına rağmen ihmaller zinciri sonucu hayatını kaybettiği iddiasıyla Sağlık Bakanlığına karşı tam yargı davası açmıştır. Olay günü hastaneye giden kadına, doktorlar tarafından gebeliğin sonlandırılması ve donanımlı başka bir hastaneye sevk edilmesi gerektiği söylenmiştir. Başvurucu, eşinin Mersin'deki hastaneye sevki için ambulans talep ettiklerini ancak bu hizmetin sağlanmadığını, bu sebeple kendi imkânlarıyla da gidemedikleri için eşinin aynı gece evde fenalaşarak vefat ettiğini belirtmiştir. Başvurucu, üst üste hastaneye gidilmesine rağmen eşine gerekli tıbbi müdahalenin yapılmaması ve sevk için ambulans tahsis edilmemesi nedeniyle idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürerek maddi ve manevi tazminat talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken öncelikle Anayasa m.17 kapsamında güvence altına alınan yaşam hakkı ile Anayasa m.5 ve Anayasa m.56 çerçevesindeki devletin genel görev ve pozitif yükümlülüklerine dayanmıştır. Yerleşik içtihat prensiplerine göre devlet, sağlık hizmetlerini ister kamu hastaneleri isterse de özel sağlık kuruluşları eliyle sunsun, hastaların yaşamlarını korumaya yönelik idari ve yasal tüm tedbirleri eksiksiz olarak almak zorundadır. Bu bağlamda, kamu idaresinin sağlık hizmetlerinin düzgün ve güvenli işlemesi için gerekli altyapıyı sağlama sorumluluğu esastır.

Kasıtlı olmayan, tıbbi ihmal, yanlış veya gecikmiş tedavi ya da sağlık çalışanlarının görev sırasındaki koordinasyon eksikliğinden kaynaklandığı ileri sürülen ölüm olaylarında devletin, etkili bir yargısal sistem kurma ve yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü, mağdurlara zararlarının telafisi için hukuki, idari ve disiplin başvuru yollarının açık tutulmasıyla yerine getirilmiş sayılır. Ancak sadece yolun açık olması yetmez; açılan bu idari davaların, gerçeği ortaya çıkaracak şekilde makul derecede ivedilik ve yüksek bir özen şartını sağlaması hukuken zorunludur.

Yargı mercilerinin titiz ve özenli inceleme yapma yükümlülüğü, doğası gereği her davada mutlaka mağdur lehine veya tazminat ödenmesi yönünde bir karar verilmesini garanti etmez. Ancak mahkemelerin, hekimin sadece tıbbi uygulama hatası bulunup bulunmadığını incelemekle yetinmemesi gerekmektedir. İdarenin sevk, hasta organizasyonu, zamanında müdahale ve güvenli ambulans tahsisi gibi sistemsel ve yapısal idari yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği de kapsamlıca araştırılmalıdır. İdare mahkemeleri, somut uyuşmazlığın çözümünde, idarenin eylemsizliği ile hastanın ölüm neticesi arasındaki muhtemel illiyet bağını, gerektiğinde konusunda uzman kişilerden ek bilirkişi raporları alarak her türlü şüpheden uzak biçimde ortaya koymak zorundadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını yaşam hakkının maddi ve usul boyutları açısından ayrı ayrı ve titizlikle değerlendirmiştir. Maddi boyut yönünden yapılan incelemede, olay tarihinde yürürlükte olan yasal ve idari çerçevenin hastaların yaşamını koruma konusunda herhangi bir sistemsel eksiklik içermediği tespit edilmiştir. Sağlık personelinin tedavi süreci sırasındaki olası takdir ve değerlendirme hataları veya kurum içi koordinasyon eksikliklerinin tek başına devleti yaşam hakkının maddi boyut ihlalinden sorumlu tutmaya yetmeyeceği belirtilerek, bu yönüyle devlete atfedilebilecek bir maddi ihlal bulunmadığına hükmedilmiştir.

Buna karşın, usul boyutu yönünden yapılan incelemede İdare Mahkemesinin yürüttüğü yargılama süreci ciddi şekilde eleştirilmiş ve eksik bulunmuştur. İlk derece mahkemesi, yargılamayı sonlandırırken Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunun hazırladığı tıbbi uygulama hatası bulunmadığı ve hastanın bizzat kendi iradesiyle ameliyatı reddettiği yönündeki mütalaasına doğrudan dayanarak idari davayı tamamen reddetmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi, dosya kapsamındaki tıbbi kayıtları incelediğinde, hastanın söz konusu hayati ameliyatı kendi özgür iradesiyle reddettiğine dair kendisi veya başvurucu eşi tarafından imzalanmış herhangi bir geçerli aydınlatılmış onam veya tedaviyi ret belgesi bulunmadığına dikkat çekmiştir.

Bunun da ötesinde, olay sonrası hazırlanan Mersin Valiliği Anne Ölümleri İl İnceleme Komisyonu Raporu'nda hastanın hamilelik kaynaklı durumunun kritik ve sıkıntılı olması hâlinde, başka bir kuruma yapılacak sevkin mutlaka ambulans eşliğinde ve kurumlar arası sıkı bir koordinasyon hâlinde yapılması gerektiği açıkça ifade edilmiştir. Ancak kararı veren İdare Mahkemesi, idarenin hasta sevkiyle ilgili bu yasal mevzuata ve protokollere uyup uymadığını hiçbir şekilde araştırmamıştır. Ağır hasta bir kadına sevk için ambulans tahsis edilmemesi ile hastanın aynı gece aort diseksiyonu ve rüptürü neticesinde evde hayatını kaybetmesi arasında bir illiyet bağı bulunup bulunmadığı adli veya idari yönden hiç tartışılmamıştır. Tüm bu derin eksiklikler, yaşam hakkının usul boyutunun gerektirdiği derinlikte, tarafsızlıkta ve özenlilikte bir yargısal inceleme yapılmadığını her türlü şüpheden uzak şekilde açıkça ortaya koymuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vererek yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: