Karar Bülteni
AYM Doğukan Bilir (2) BN. 2021/12594
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/12594 |
| Karar Tarihi | 11.06.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- AYM kararlarının uygulanmaması başvuru hakkını ihlal eder.
- Kötü muamele cezasızlık doğuracak yaptırımlarla geçiştirilemez.
- İhlal kararının gereği şeklen değil esastan yapılmalıdır.
- Diş kırığı basit tıbbi müdahale ile giderilemez.
Bu karar, Anayasa Mahkemesi tarafından daha önce verilmiş olan bir hak ihlali kararının yerel mahkemeler tarafından etkili bir şekilde uygulanmamasının doğurduğu hukuki sonuçları netleştirmesi açısından büyük bir öneme sahiptir. Karar, yüksek mahkemenin eziyet yasağının ihlal edildiğine hükmettiği bir dosyada, yeniden yargılama yapan alt mahkemenin Anayasa Mahkemesinin gerekçelerini dikkate almadan eski kararını tekrar etmesinin sadece usuli bir hata değil, aynı zamanda anayasal bireysel başvuru hakkının doğrudan ve açık bir ihlali anlamına geldiğini ortaya koymaktadır. Mahkeme kararlarının bağlayıcılığı ilkesi çerçevesinde, yerel mahkemelerin kendi takdir yetkilerinin ardına sığınarak ihlal kararının özünü etkisiz bırakacak cezasızlık pratiklerine yönelmesi hukuken hiçbir şart altında kabul edilemez bulunmuştur.
Emsal etkisi bakımından bu karar, özellikle kolluk kuvvetlerinin karıştığı kötü muamele ve eziyet iddialarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi kurumların cezasızlık zırhı olarak kullanılamayacağını çok daha güçlü bir biçimde vurgulamaktadır. Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı yerel mahkemelerce direnilmesi veya ihlal kararının gereğinin yalnızca şekli bir yargılamayla yerine getiriliyormuş gibi yapılması, uygulamadaki mahkemeler açısından ciddi sonuçlar doğuracak bir tavırdır. Karar, ihlal kararlarının uygulanmamasının veya etkisizleştirilmesinin başlı başına yeni ve bağımsız bir hak ihlali sebebi sayılacağını netleştirmiş, böylece yerel yargı makamlarının yüksek mahkeme kararlarına esastan ve harfiyen uyma zorunluluğunu pekiştirmiştir. Bu durum, hukuk devletinin işleyişi ve bireylerin adalete olan inancının korunması adına son derece kritik bir içtihat niteliği taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Gezi Parkı olayları kapsamında Eskişehir'de düzenlenen bir gösteriye katılan başvurucu, gösteriden ayrıldığı esnada polis memurları ve sivil bir vatandaş tarafından sokak ortasında ağır şekilde darbedildiğini belirterek şikâyetçi olmuştur. Olayın ardından açılan davada sanık polis memurları ile sivil şahıs hakkında çok düşük miktarda adli para cezası verilmiş ve polis memurları için hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı uygulanmıştır. Başvurucu, bu durumun eziyet yasağını ihlal ettiğini belirterek Anayasa Mahkemesine başvurmuş ve yüksek mahkeme ihlal kararı vererek yeniden yargılama yapılmasına hükmetmiştir. Ancak yeniden yargılamayı yürüten ağır ceza mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin ihlal gerekçelerini hiçbir şekilde dikkate almadan yine aynı adli para cezalarını ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını vererek eski hükmü adeta kopyalamıştır. Bunun üzerine başvurucu, Anayasa Mahkemesi kararının gereğinin yerine getirilmediğini, sanıkların fiilleriyle orantılı cezalar almadığını belirterek eziyet yasağı ile bireysel başvuru hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle yeniden Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen eziyet ve kötü muamele yasağı ile Anayasa'nın 148. maddesinde koruma altına alınan bireysel başvuru hakkı ve Anayasa'nın 153. maddesinde yer alan kararların bağlayıcılığı ilkelerine dayanmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında verdiği bir ihlal kararının gereğinin açıkça veya fiili olarak hiçbir şekilde yerine getirilmemesi, hem tespit edilen temel hak ihlalinin sürmesine hem de anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri süren herkese ihlalin tespiti ve giderilmesi amacıyla başvuru yapma imkânı tanıyan bireysel başvuru hakkının doğrudan ihlaline neden olur. Anayasa'nın 153. maddesinin son fıkrası uyarınca, Anayasa Mahkemesi kararlarına uyma ve bu kararları değiştirmeksizin yerine getirme hususunda yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamlarına herhangi bir takdir yetkisi tanınmamış veya bu konuda bir istisnaya yer verilmemiştir. Bu kural, anayasal yargı denetiminin ve bireysel başvuru mekanizmasının etkinliğini sağlayan en hayati usul güvencesidir.
Bunun yanında, somut olayda tartışılan kasten yaralama fiilinin niteliği bakımından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.86 hükümleri kritik önem taşımaktadır. Yargıtayın yerleşik uygulamalarına göre, mağdurun vücudunda meydana gelen diş kırığı veya çıkığı gibi hasarlar tek başına yaralamayı basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek niteliğe büründürmektedir.
Ayrıca, kolluk görevlilerinin güç kullanımı sınırlarını aşarak gerçekleştirdikleri eziyet veya işkence boyutuna varan muameleler neticesinde uygulanan cezai yaptırımların caydırıcılıktan uzak olmaması ve eylemin ağırlığıyla orantılı olması gerekmektedir. Bu tür olaylarda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.231 uyarınca uygulanan hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin, faillerin fiilleriyle orantısız derecede hafif bir yaptırımla kurtulmalarına neden olduğu durumlarda, devletin eziyet yasağının usul boyutu kapsamındaki pozitif yükümlülüklerini ihlal ettiği kabul edilmektedir. İhlal kararlarının gereği, şekli bir yargılamayla fiili olarak sonuçsuz bırakılamaz.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını incelerken daha önce vermiş olduğu hak ihlali kararının yerel mahkeme olan ağır ceza mahkemesi tarafından ne şekilde uygulandığını son derece detaylı bir biçimde ele almıştır. Önceki ihlal kararında yüksek mahkeme, barışçıl niteliğini bozduğu yönünde hiçbir tespit bulunmayan ve hakkında soruşturma yürütülmeyen başvurucunun kolluk görevlileri tarafından gereksiz biçimde darbedilmesini eziyet olarak nitelendirmiştir. Bu kararda, sanıklar hakkında verilen alt sınırdan adli para cezaları ile uygulanan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının, kötü muamele eylemlerinin hoş görülemeyeceğini göstermekten ziyade fiilin sonuçlarını hafifletecek ve cezasızlık algısı yaratacak nitelikte olduğu açıkça vurgulanmış ve yeniden yargılama talep edilmiştir.
Ancak yeniden yargılama sürecinde yerel mahkemenin, Anayasa Mahkemesinin belirttiği ihlal nedenlerini gidermek yerine eski hükmün birebir aynısını tesis ettiği tespit edilmiştir. Yerel mahkeme, 5237 sayılı Kanun m.86 kapsamında değerlendirilmesi gereken diş kırığı hususunda Yargıtay içtihatları ışığında hiçbir yeni değerlendirme yapmamış, diş kırığının kemik kırığı sayılamayacağı yönündeki tekil kararlara dayanarak ihlal kararını aşmaya çalışmıştır. Bunun yanı sıra, sanıklara yönelik temel ceza belirlenirken hapis cezası ile adli para cezası seçenekleri arasından hangi nedenden ötürü asgari hadden adli para cezasının tercih edildiğine dair dişe dokunur hiçbir gerekçe sunulmamıştır. Hatta tercih edilen gün para cezasının miktarı da asgari had olan 20 TL üzerinden belirlenerek yaptırım son derece cılız bırakılmıştır.
Tüm bu eksikliklerin üzerine, sanık polis memurları hakkında yine hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun işletilmesi, yerel mahkemenin Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen cezasızlık uyarısına açıkça direndiğini göstermektedir. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru sonucunda verilen bir hak ihlali kararının şeklen uygulanmış gibi gösterilip fiilen hiçbir şekilde yerine getirilmemesinin, hem eziyet yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlalini devam ettirdiğini hem de bireysel başvuru hakkını anlamsız hâle getirerek bağımsız bir ihlal yarattığını vurgulamıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul boyutları ile Anayasa'nın 148. maddesinde koruma altına alınan bireysel başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.