Karar Bülteni
AYM Fatih Kahraman BN. 2021/60162
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/60162 |
| Karar Tarihi | 11.06.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahpusların aileleriyle görüşme hakkı güvence altındadır.
- Ziyaret günleri çocuğun üstün yararına göre düzenlenmelidir.
- Kısıtlamalar somut ve ikna edici gerekçelere dayanmalıdır.
- İdarenin takdir yetkisi hakkın özünü zedelememelidir.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında tutuklu veya hükümlü olarak bulunan kişilerin aileleriyle ve özellikle örgün eğitim gören çocuklarıyla görüşebilmeleri için idareye önemli pozitif yükümlülükler yüklemesi bakımından çok büyük bir anayasal değer taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, mahpusların dış dünyayla ve aileleriyle bağlarını sürdürebilmelerinin, onların sosyalleşmesi ve rehabilitasyonu için vazgeçilmez temel bir hak olduğunu, bu hakkın ancak çok somut, haklı ve ikna edici güvenlik gerekçeleriyle sınırlandırılabileceğini vurgulamıştır. Özellikle ilköğretim çağındaki çocukların ebeveynleriyle sağlıklı bir şekilde görüşebilmeleri için ziyaret günlerinin hafta sonuna alınması yönündeki masum ve haklı taleplerin, tamamen soyut nitelikteki güvenlik riski veya personel yetersizliği gerekçeleriyle reddedilmesi açıkça hukuka aykırı bulunmuştur.
Uygulamada ceza infaz kurumları, hafta sonu personel eksikliği, vardiyalı çalışma sisteminin getirdiği idari zorluklar veya pandemi gibi genel geçer nedenlerle mahpusların ziyaret günlerinde esneklik sağlamaktan çoğunlukla kaçınabilmektedir. Anayasa Mahkemesinin oybirliğiyle aldığı bu emsal karar, infaz hâkimlikleri ve ceza infaz kurumu idareleri için bağlayıcı bir standart ve yepyeni bir hukuki bakış açısı getirmektedir. Artık idareler, mahpusların öğrenim gören çocuklarının üstün yararını daima dikkate almak ve ziyaret günlerini çocukların okullarından geri kalmayacağı şekilde ayarlamak zorundadır. Ailelerin meşru taleplerinin idarece reddedilmesi hâlinde idarenin, söz konusu güvenlik riskini ve personel yetersizliği durumunu genel ifadelerle değil, somut, kanıtlanabilir ve denetlenebilir verilerle ispatlaması gerekecektir. Karar, cezaevi uygulamalarında aile bütünlüğünün korunmasına ve çocuk haklarına yönelik son derece güçlü ve yol gösterici bir içtihat niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Sincan 2 No.lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan başvurucu, ilkokul ikinci sınıfa giden çocuğunun örgün eğitiminin aksamaması ve eşinin çalışma saatlerinin uygun olmaması nedeniyle, hafta içi yapılan açık ve kapalı görüş günlerinin hafta sonuna alınması için cezaevi idaresine başvurmuştur. Cezaevi idaresi; pandemi tedbirleri, izolasyonlu çalışma şartları, personel yetersizliği ve güvenlik zafiyeti ihtimalini gerekçe göstererek mahpusun bu masumane talebini reddetmiştir. Başvurucunun idarenin bu ret kararına karşı infaz hâkimliğine yaptığı şikâyet ilk aşamada haklı bulunup kabul edilse de, savcılığın bu karara itiraz etmesi üzerine ağır ceza mahkemesi infaz hâkimliğinin kararını iptal etmiş ve başvurucunun talebini kesin olarak reddetmiştir. Başvurucu, çocuğunun okulu nedeniyle kendisini ziyarete gelemediğini ve ailenin bütünlüğünün zedelendiğini belirterek aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, bu uyuşmazlığı çözerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 20 hükmünde güvence altına alınan özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 41 hükmünde düzenlenen ailenin korunması ve çocuk hakları ilkelerini temel hukuki dayanak olarak almıştır. Yerleşik anayasal içtihatlara göre, ebeveynin çocuklarıyla bütünleşmesinin sağlanması amacıyla gerekli idari, yasal ve fiziki tedbirlerin alınması, devletin mutlaka yerine getirmesi gereken pozitif yükümlülükleri arasında yer almaktadır.
Mahkemeler, idari makamlar ve cezaevi yönetimleri, çocukları ilgilendiren bütün idari faaliyetlerde ve yargısal süreçlerde evrensel bir hukuk ilkesi olan "çocuğun üstün yararını" öncelikli olarak gözetmek ve bu ilkeye uygun adımlar atmak zorundadır. Hükümlü ve tutukluların özgürlüklerinden yoksun bırakılmaları nedeniyle bazı temel haklarının sınırlandırılması tutulmanın doğal bir sonucu olarak kabul edilse de, ceza infaz kurumu idaresi, mahpusların ailesiyle ve bilhassa gelişme çağındaki çocuklarıyla dışarıdaki temasını koparmayacak uygun ortamı ve esnek tedbirleri sağlamakla yükümlüdür.
Bu tedbirler hayata geçirilirken, bir yanda cezaevinin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi şeklindeki idari meşru amaç; diğer yanda ise mahpusun aile hayatına saygı hakkı ile çocuğun yüksek yararı arasında son derece adil, ölçülü ve hakkaniyetli bir denge kurulmalıdır. Ziyaret saatleri ve günleri belirlenirken, özellikle örgün öğrenim gören çocukların eğitimlerinin aksamaması ve ebeveyn yoksunluğu yaşamamaları mutlaka idarece gözetilmelidir.
Ayrıca, idarenin sahip olduğu takdir yetkisi keyfi ve sınırsız bir alan yaratmamaktadır. İdare, güvenlik riskleri veya idari personel yetersizliği gibi gerekçelerle temel haklara yönelik kısıtlama yoluna giderken, bu riskleri soyut, tahmini ve genel ifadelerle değil; somut, nesnel ve mahkemelerce denetlenebilir ikna edici delillerle ortaya koymak zorundadır. Pandemi gibi genel idari tedbirlerin uygulandığı dönemlerde dahi, kısıtlamaların aile hayatına saygı hakkının özünü zedelemeyecek ölçüde orantılı olması demokratik toplum düzeninin tartışılmaz bir şartıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun somut olaydaki iddialarını incelerken öncelikle başvurucunun çocuğunun örgün eğitime devam ettiği ve ziyaret hakkının hafta içi kullandırılması nedeniyle çocuğun eğitimini aksatmadan veya okulda devamsızlık yapmadan babasıyla görüşemediği gerçeğini net bir biçimde tespit etmiştir. İdarenin hafta sonu görüşüne izin vermemesinin, babasından uzakta büyüyen küçük yaştaki bir çocuğun pedagojik gelişimine ve başvurucunun anayasal koruma altındaki aile hayatına doğrudan ve oldukça olumsuz bir etkisi bulunduğu açıktır.
Ceza infaz kurumu, başvurucunun hafta sonu ziyaret talebini reddederken olağanüstü pandemi koşullarını, personel yetersizliğini ve olası bir güvenlik zafiyeti ihtimalini ana gerekçe olarak öne sürmüştür. Ancak Anayasa Mahkemesi, idarenin verdiği ret kararında hafta sonu görev yapan personel sayısı, personelin kurumsal görev dağılımı veya somut iş yüküne ilişkin hiçbir istatistiki ve teknik bilgiye yer verilmediğini saptamıştır. İdarece öne sürülen muhtemel bir güvenlik sorununa dair iddialar sadece genel geçer, basmakalıp ifadelerle geçiştirilmiş; hafta sonu ilkokul çağındaki bir çocukla yapılacak açık veya kapalı görüşün cezaevi güvenliğini tam olarak ne şekilde ve ne ölçüde tehlikeye düşüreceği hususu ikna edici, mantıklı ve objektif bir biçimde yargı makamlarına sunulamamıştır.
Bununla birlikte, idarenin pandemi sürecine dayandırdığı kısıtlamalar yönünden de mahkeme mühim bir hukuki değerlendirme yapmıştır. İdarenin kanuni bir dayanaktan yoksun genel bir idari yetkiye dayanarak bireylerin en temel ziyaret hakkını, hakkın anayasal özünü tamamen zedeleyecek ve aileyi koparacak şekilde sınırlandıramayacağı, bu tür müdahalelerin ancak somut, belirli ve oldukça güçlü bir kanuni argümanla yapılabileceği vurgulanmıştır. Nihai kararı veren ağır ceza mahkemesinin onama gerekçesinde de çocuğun üstün yararını koruyacak, ailenin mağduriyetini giderecek ve idarenin sunduğu soyut gerekçeleri somutlaştıracak yeterli bir hukuki tartışma yapılmamıştır. Sonuç olarak, yargı kararlarının idarenin yetersiz iddialarını denetlemekten çok uzak kaldığı ve anayasal uyuşmazlığa ilgili, makul ve tatmin edici bir gerekçe sunamadığı net bir şekilde anlaşılmıştır.
Tüm bu hususlar detaylıca birlikte değerlendirildiğinde, idarenin karar alma ve uygulama sürecinde çocuğun temel eğitim hakkı, üstün yararı ile ebeveyn-çocuk aile ilişkilerinin devamlılığını sağlama zorunluluğunu tamamen göz ardı ettiği tespit edilmiştir. Hem cezaevi idaresinin hem de yapılan şikâyet ve itirazları inceleyen mahkemelerin, aile hayatının korunması ve desteklenmesi noktasında devlete düşen anayasal pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği kanaatine kesin olarak varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, çocuğun eğitim durumu gözetilmeden hafta sonu ziyaret talebinin soyut gerekçelerle reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.