Karar Bülteni
DANIŞTAY 5. Daire 2017/1170 E. 2021/400 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 5. Daire |
| Esas No | 2017/1170 |
| Karar No | 2021/400 |
| Karar Tarihi | 23.02.2021 |
| Dava Türü | İptal |
| Karar Sonucu | Ret |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Olağanüstü haldeki çıkarma işlemi disiplin cezası değildir.
- Ceza davasındaki beraat idari yargıyı bağlamaz.
- İltisak ve irtibat meslekten çıkarma için yeterlidir.
- Kriptolu haberleşme ağlarının kullanımı irtibatı somutlaştırır.
- Yargı mensuplarının anayasal düzene sadakat yükümlülüğü esastır.
Bu karar, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında olağanüstü hal (OHAL) dönemi mevzuatına dayanılarak tesis edilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması işlemlerinin hukuki niteliğini net bir şekilde ortaya koyması açısından büyük önem taşımaktadır. Kararda, Kanun Hükmünde Kararname uyarınca gerçekleştirilen kamu görevinden çıkarma işlemlerinin sıradan bir disiplin cezası olmadığı, devletin varlığına ve milli güvenliğe yönelik tehditleri ivedilikle bertaraf etmeyi amaçlayan "olağanüstü bir idari tedbir" olduğu vurgulanmıştır. Bu yaklaşım, söz konusu ihraç işlemlerinin şekil ve usul şartları bakımından klasik disiplin hukuku kurallarından farklı bir yargısal incelemeye tabi tutulacağını göstermektedir.
Emsal etkisi bakımından, yargı mensupları hakkında tesis edilen idari yaptırımların, ceza yargılamasındaki kararlardan bağımsız olarak değerlendirilebileceği ilkesi sağlamlaştırılmıştır. Bir kamu görevlisinin ceza davasında "silahlı terör örgütüne üyelik" suçundan delil yetersizliği sebebiyle beraat etmiş olması, idari yargıda "iltisak" veya "irtibat" kavramları çerçevesinde değerlendirme yapılmasına ve tedbir uygulanmasına hukuki bir engel oluşturmamaktadır. Ayrıca, ByLock gibi kriptolu iletişim programlarının kullanımının ve tanık beyanlarının, meslekte kalmanın uygun olup olmadığına dair değerlendirmede çok güçlü idari deliller olarak kabul edilmesi, devam eden benzer nitelikteki uyuşmazlıklar için de yol gösterici ve belirleyici niteliktedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı, adli yargı bünyesinde hâkim olarak görev yapmaktayken, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen olağanüstü hal kapsamında Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Genel Kurulunun kararı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmıştır. Davacı, tesis edilen bu idari işlem üzerine HSK'ya yeniden inceleme talebinde bulunmuş, ancak bu talebi de yetkili kurul tarafından reddedilmiştir. Davacı, aleyhine tesis edilen kararların somut bir delile dayanmadığını, masumiyet karinesinin ve savunma hakkının açıkça ihlal edildiğini, ayrıca hakkında yürütülen ağır ceza davasında yargılama sonucunda beraat kararı verildiğini belirterek söz konusu HSK kararlarının iptali istemiyle dava açmıştır. Ek olarak, meslekten çıkarılması nedeniyle yoksun kaldığını iddia ettiği tüm parasal hakların yasal faiziyle birlikte ödenmesini ve özlük haklarının iadesini talep etmektedir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde dayanak alınan normların başında, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.138, m.139 ve m.140 hükümleri yer almaktadır. Bu düzenlemeler, mahkemelerin bağımsızlığını, hâkimlerin vicdani kanaatlerine göre karar vermeleri gerektiğini ve kanunda belirtilen istisnai haller dışında meslekten azlolunamayacaklarını öngörerek hâkimlik teminatını anayasal güvence altına almaktadır. Bununla birlikte, Anayasa m.159 kapsamında Hakimler ve Savcılar Kuruluna, meslekte kalmaları uygun görülmeyen yargı mensupları hakkında idari karar alma yetkisi tanınmıştır.
Olağanüstü hal döneminin gereklilikleri doğrultusunda yürürlüğe giren 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname m.3/1 ve bu kararnameyi yasalaştıran 6749 sayılı Kanun, terör örgütlerine veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen gruplara üyeliği, mensubiyeti, iltisakı yahut irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının HSK Genel Kurulunca meslekten çıkarılmasını emretmektedir. Bu tür ihraç kararlarının yargısal denetimi, 685 sayılı KHK m.11/2 ve 7075 sayılı Kanun uyarınca, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi sıfatıyla doğrudan Danıştay nezdinde açılacak iptal davaları yoluyla sağlanmaktadır.
Hukuk devleti ilkesi, yerleşik yargı içtihatları ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) standartları uyarınca, üstün kamu gücü kullanan yargı mensuplarının anayasal düzene mutlak bir sadakat yükümlülüğü bulunmaktadır. Bangalor Yargı Etiği İlkeleri de hâkimin bağımsız ve tarafsız bir duruş sergilemesini zorunlu kılar. Bu minvalde uygulanan meslekten çıkarma tedbiri, klasik bir disiplin cezası olmanın ötesinde devleti koruma gayesi taşıyan olağanüstü bir tedbir olarak nitelendirilmekte olup, 'irtibat' ve 'iltisak' kavramları ceza hukukundaki üyelik kastından daha geniş ve idari önlem gerektiren bir bağlantı seviyesini ifade etmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Dosyadaki bilgi ve belgelerin ayrıntılı incelenmesi sonucunda, davacı hakkında tesis edilen meslekten çıkarma kararının bir disiplin cezası olmadığı, olağanüstü hal kapsamında anayasal düzeni korumaya yönelik idari bir tedbir niteliği taşıdığı saptanmıştır. Bu sebeple işlemden önce ilgilinin savunmasının alınmamış olması, kamu düzenini sağlama amacına matuf tedbirin doğası gereği adil yargılanma hakkının bir ihlali olarak değerlendirilmemiştir.
Davacının, ceza mahkemesinde silahlı terör örgütü üyeliği suçlamasıyla yargılandığı ve neticede delil yetersizliğinden beraat ettiği anlaşılmıştır. Ne var ki, ceza yargılamasında beraat kararı verilmesi, idari bir tedbir olan meslekten çıkarma işleminde kanun koyucu tarafından aranan "iltisak" ve "irtibat" şartlarının bulunmadığı anlamına gelmemektedir. Ceza davasındaki şüpheden sanık yararlanır ilkesine dayalı kesin delil arayışı ile idari yargıdaki örgütle irtibat/iltisak değerlendirmesi birbirinden bağımsız ve farklı kriterlere tabidir.
Somut uyuşmazlıkta, resmi makamlarca hazırlanan Emniyet Genel Müdürlüğü raporlarına göre davacının kullanımındaki telefon hattı ve cihazı üzerinden sadece örgüt üyelerince gizli iletişim amacıyla kullanılan kriptolu haberleşme programı ByLock’u indirdiği ve sisteme bağlandığı teknik verilerle saptanmıştır. Ayrıca ele geçirilen ByLock yazışma içeriklerinde davacının adının şifreli şekilde geçtiği ve örgüt mensuplarının kendi aralarındaki örgütsel iletişimde ondan doğrudan bahsettikleri tespit edilmiştir. Buna ek olarak dinlenen tanık beyanlarında davacının, FETÖ'nün yargı içindeki yapılanmasının aktif olduğu dönemlerde örgütün yönlendirdiği bağımsız adayları desteklediği, örgüt mensupları ile birlikte sosyal ve mesleki olarak koordineli hareket ettiği ve örgüt evlerinde sorumluluk üstlendiği yönünde tutarlı ve somut ifadeler yer almaktadır.
Tüm bu hususlar bir bütün olarak analiz edildiğinde, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının şüpheye yer bırakmayacak biçimde bulunduğu, dolayısıyla bir hâkim olarak demokratik anayasal düzene karşı taşıdığı mutlak sadakat yükümlülüğünü ağır şekilde ihlal ettiği belirlenmiştir. Bu bağlamda HSK Genel Kurulu tarafından tesis edilen meslekten çıkarma ve itirazın reddi kararlarında mevzuata veya hukuka aykırı herhangi bir yön bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak Danıştay 5. Daire, HSK Genel Kurulu kararlarının hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddi yönünde karar vermiştir.