Anasayfa Karar Bülteni DANIŞTAY | 8. Daire | 2019/6046 E. | 2021/1626 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 8. Daire 2019/6046 E. 2021/1626 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 8. Daire
Esas No 2019/6046
Karar No 2021/1626
Karar Tarihi 17.03.2021
Dava Türü Tam Yargı
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • Mobbing için eylemlerin sistematik ve sürekli olması gerekir.
  • Hukuka aykırı disiplin cezaları mobbing aracı olabilir.
  • Manevi tazminat miktarı caydırıcılık unsuru taşımalıdır.
  • İdare eyleminden doğan psikolojik zararları tazminle yükümlüdür.

Bu karar, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan memurlara yönelik olarak idare tarafından uygulanan ve zamanla sistematik hale gelen haksız disiplin soruşturmaları, görev yeri değişiklikleri ve özlük haklarından mahrum bırakma gibi işlemlerin bütünüyle "mobbing" (psikolojik taciz) oluşturduğunu açıkça ortaya koyması bakımından idare hukuku alanında büyük bir önem taşımaktadır. İdarenin kanunlarla kendisine tanınmış olan disiplin ve atama gibi yetkilerini, kamu yararı amacı dışında, sadece çalışan üzerinde baskı kurmak, onu yıldırmak ve sistem dışına itmek amacıyla kasıtlı olarak kullanmasının, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınan bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının çok açık ve ağır bir ihlali olduğu bu kararla net bir şekilde vurgulanmıştır.

Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, Danıştay bu kararıyla kamu idarelerinin yönetimsel takdir yetkisini çalışanlar aleyhine keyfi bir cezalandırma aracına dönüştüremeyeceğine dair kesin ve bağlayıcı bir sınır çizmektedir. Yargı mercilerince verilen iptal kararlarına rağmen idarenin aynı haksız cezaları şekil değiştirerek veya tekrarlayarak yeniden vermesi ve çalışanı sürekli bir yargısal mücadeleye zorlaması, doğrudan doğruya ağır bir hizmet kusuru olarak kabul edilmiştir. Bunların yanı sıra, mobbing nedeniyle idare aleyhine hükmedilecek manevi tazminat miktarının yalnızca sembolik bir rakamdan ibaret kalmaması, idarenin olaydaki kusurunun ağırlığını yansıtacak, benzeri hak ihlallerinin gelecekte yaşanmasını önleyecek caydırıcılıkta ve yaşanan psikolojik yıkımı dengeleyecek makul bir seviyede belirlenmesi gerektiği yönündeki hukuki yaklaşım, bundan sonraki tüm idari yargı kararlarına ve tazminat hesaplamalarına güçlü bir emsal teşkil edecektir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

İstanbul Ticaret Borsası'nda memur olarak görev yapan davacı, kurum yöneticileri hakkında açılan bir ceza soruşturmasında ifade verdikten sonra kendisine karşı haksız ve kasıtlı bir baskı süreci başlatıldığını ileri sürmüştür. Davacının iddiasına göre; çalışma masası hukuksuz şekilde aranmış, haksız ve mükerrer disiplin cezaları verilmiş, görev yeri sürgün niteliğinde uzak bölgelere değiştirilmiş, mazeret izinleri kullandırılmamış ve kadrosu genel idare hizmetlerinden yardımcı hizmetlere düşürülmüştür.

Yıllar süren bu sistematik baskı, yıldırma ve dışlama (mobbing) eylemleri neticesinde davacı, fiziksel ve ruhsal sağlığını kaybettiğini, depresyon yaşadığını ve intihara kalkıştığını belirterek, yaşadığı bu ağır psikolojik çöküntü ve mağduriyetin giderilmesi amacıyla idareye karşı 400.000 TL manevi tazminat ödenmesi istemiyle tam yargı davası açmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümü, temel insan hakları ve idarenin hukuki sorumluluğuna ilişkin üst düzey normlar ve idare hukuku prensipleri çerçevesinde şekillenmiştir. Temel dayanak olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 gereğince herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olup; kimseye insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir muamele yapılamaz. Bununla doğrudan bağlantılı olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.125 hükmü, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan maddi veya manevi zararı ödemekle yükümlü olduğunu hiçbir şüpheye yer bırakmayacak biçimde kurala bağlamıştır. Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.129 kapsamında, kamu görevlilerinin kusurlarından doğan tazminat davalarının idare aleyhine açılabileceği belirtilerek memurların görev esnasındaki hukuka aykırı tutumlarının idarenin sorumluluğunda olduğu ifade edilmiştir.

Davanın usuli ve yasal dayanağını oluşturan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.2/b bendi, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan ihlal edilen kişilerin, uğradıkları zararların telafisi için idareye karşı tam yargı (tazminat) davası açabileceğini açıkça düzenlemektedir.

Karar, salt iç hukuk kurallarına değil, uluslararası normlara ve idari nitelikteki düzenlemelere de dayanmaktadır. Türkiye'nin taraf olduğu Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı'nın onurlu çalışma hakkını güvence altına alan 26. maddesi, çalışanların işyerinde maruz kaldıkları her türlü kınanılacak veya olumsuz eylemlerden korunmasını öngörür. İç hukukumuzda bu çağdaş prensipleri somutlaştıran 2011/2 sayılı Başbakanlık Genelgesi ise, işyerlerinde psikolojik tacizin (mobbing) çalışanların onurunu zedelediğini, verimliliğini düşürdüğünü açıkça belirterek, işveren niteliğindeki idarelere bu tür dışlayıcı, yıldırıcı ve küçük düşürücü davranışları önleme ve çalışma barışını koruma adına gerekli her türlü idari tedbiri alma sorumluluğunu yüklemiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Danıştay 8. Dairesi tarafından yapılan incelemede, davacının 2003 yılından 2010 yılına kadar hiçbir olumsuz işleme muhatap olmadan görev yaptığı, ancak 2010 yılında kurum yöneticileri hakkında ifade vermesinin ardından idarece kasıtlı bir baskı sürecinin başlatıldığı tespit edilmiştir. Mahkeme kararlarıyla hukuka aykırılığı sabit olan üst ve masa aramaları, adli mercilerce iptal edilen disiplin cezalarının idarece şeklen tekrar verilmesi, görev yerinin sürekli ve ikametgahına çok uzak bölgelere değiştirilmesi, sağlık sorunlarının görmezden gelinerek hakem hastaneye sevk edilmesi ve eşinin doğumu gibi acil insani durumlarda dahi mazeret izinlerinin reddedilmesi eylemleri bir bütün olarak değerlendirilmiştir.

Yüksek Mahkeme, olayda idareye tanınan idari takdir yetkisinin kamu yararı ve hizmet gerekleri dışında, sadece çalışanı cezalandırmak, yıldırmak ve sistemin dışına itmek kastıyla kullanıldığını belirlemiştir. Söz konusu idari işlemlerin dokuz yıl gibi uzun bir süre boyunca sistematik şekilde devam ettiği, davacının yaşamını çekilmez bir hale getirdiği ve doğrudan fiziksel ile ruhsal sağlığında ağır tahribat yarattığı ortadadır. Bu tablo, idarenin haksız ve sürekli baskısı sonucunda ağır bir psikolojik tacizin (mobbing) gerçekleştiğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlamaktadır.

Tazminat miktarının belirlenmesi yönünden yapılan değerlendirmede ise, hükmedilecek manevi tazminatın sebepsiz zenginleşmeye yol açmaması gerektiği kuralı hatırlatılmakla birlikte, takdir edilecek bedelin manevi zararı karşılamaktan uzak, yalnızca sembolik bir tutar olmaması gerektiği vurgulanmıştır. Psikolojik taciz eylemlerinin ciddiyeti, illiyet bağı, idarenin kusurunun ağırlığı ve caydırıcılık unsurları göz önünde bulundurulduğunda, Bölge İdare Mahkemesi tarafından takdir edilen manevi tazminat miktarının (20.000 TL) davacının yaşadığı mağduriyeti ve manevi çöküntüyü gidermekten son derece uzak olduğu kanaatine varılmıştır.

Sonuç olarak Danıştay 8. Dairesi, manevi tazminatın düşük belirlenmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: