Karar Bülteni
DANIŞTAY 8. Daire 2019/5761 E. 2020/2188 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 8. Daire |
| Esas No | 2019/5761 |
| Karar No | 2020/2188 |
| Karar Tarihi | 03.06.2020 |
| Dava Türü | İptal ve Tam Yargı |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- İdari işlemin sebebi hukuka uygun olmalıdır.
- İptal edilen disiplin cezası gerekçe yapılamaz.
- İdarenin takdir yetkisi sınırsız ve keyfi değildir.
- Geçersiz işlemlere dayanılarak yeni işlem tesis edilemez.
Bu karar, üniversitelerde belirli süreli sözleşmeler ile görev yapan akademik personelin görev süresinin uzatılması sürecinde idarenin sahip olduğu takdir yetkisinin sınırlarını çok net bir biçimde çizmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. İdareler, personelin görev süresini uzatıp uzatmama konusunda kural olarak geniş bir takdir hakkına sahip olsalar da, bu yetki hukuk devleti ilkesi gereğince mutlak, sınırsız ve keyfi değildir. Yetkinin mutlaka kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olarak, objektif, somut ve hukuka uygun gerekçelerle kullanılması zorunluluktur. Karara konu olan uyuşmazlıkta idare, öğretim üyesinin görev süresini uzatmama gerekçesi olarak daha önceden kendisi hakkında açılmış olan disiplin soruşturmalarını ve neticesinde verilen disiplin cezalarını göstermiştir. Ancak söz konusu disiplin cezalarının, ilgili idare mahkemeleri tarafından yapılan yargısal denetim sonucunda iptal edildiği anlaşılmıştır. Danıştay, idari yargı kararıyla iptal edilerek geçmişe etkili biçimde hukuk aleminden kalkan disiplin cezalarının, bir personelin görev süresinin uzatılmaması işlemine haklı ve hukuka uygun bir sebep teşkil edemeyeceğine kesin olarak hükmetmiştir.
Benzer idari davalarda bu kararın emsal etkisi oldukça güçlü olacaktır. Zira karar, üniversite yönetimlerinin salt "hakkında soruşturma açıldı" veya "iptal edilse de usulden iptal edildi, fiil sabittir" şeklindeki yaklaşımlarla akademik personelin ilişiğini kesmesini kesin olarak engellemektedir. İptal kararlarının geriye yürümezliği ve işlemi tesis edildiği andan itibaren tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırması kuralı gereğince, idarelerin dayanaksız hale gelen ve hukuka aykırılığı saptanan işlemleri personelin aleyhine kullanamayacağı, çalışma barışını ve akademik güvenceyi korumak adına bu kararla çok net bir şekilde bir kez daha ortaya konulmuştur.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık; bir üniversitenin Edebiyat Fakültesinde yardımcı doçent kadrosunda öğretim üyesi olarak görev yapan davacının, görev süresinin bitimine yakın bir zamanda süresinin yeniden uzatılması amacıyla idareye başvurmasıyla başlamaktadır. Davacı öğretim üyesinin bu başvurusu üzerine bağlı bulunduğu Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanlığı tarafından dosya incelenmiş ve görev süresinin uzatılması yönünde olumlu görüş bildirilmiştir. Ancak bu olumlu görüşe rağmen, Edebiyat Fakültesi Yönetim Kurulu ve Rektörlük makamı, davacı hakkında daha önceden açılmış olan disiplin soruşturmalarını ve bu soruşturmalar neticesinde verilen disiplin cezalarını gerekçe göstererek görev süresinin uzatılmamasına ve davacının üniversite ile ilişiğinin kesilmesine karar vermiştir. Davacı ise, görev süresinin uzatılmamasına gerekçe olarak idarece sunulan söz konusu disiplin cezalarının ilgili idare mahkemelerinde açtığı iptal davaları sonucunda çoktan iptal edildiğini, ortada geçerli bir ceza bulunmadığını ve idarenin sahip olduğu takdir yetkisini kendisine karşı tamamen keyfi, ölçüsüz ve hukuka aykırı biçimde kullandığını iddia etmektedir. Bu bağlamda davacı, haksız yere ilişiğinin kesilmesine ilişkin idari işlemin iptalini ve bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı tüm parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesini talep ederek davalı üniversite rektörlüğüne karşı işbu davayı açmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın hukuki yönden çözümü, temel olarak 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu mevzuatına ve idare hukukunun vazgeçilmez prensiplerinden biri olan idari işlemlerin sebep unsurunun mutlaka hukuka uygun olması kuralına dayanmaktadır.
2547 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca, yükseköğretim kurumlarında yardımcı doçent (veya yeni adıyla doktor öğretim üyesi) gibi belirli süreli kadrolara ataması yapılan öğretim elemanlarının, atanma sürelerinin sonunda görev sürelerinin yeniden uzatılıp uzatılmayacağı hususunda üniversite idarelerine bir takdir yetkisi tanındığı tartışmasızdır. İdare, kendi bünyesinde akademik hizmet verecek kamu görevlilerini seçme, değerlendirme ve bu kişilerle çalışmaya devam edip etmeme konusunda kanundan kaynaklanan bir serbestiye sahip görünse de, bu yetki anayasal hukuk devleti ilkesi gereğince hiçbir zaman sınırsız veya denetimden uzak değildir. İdarenin sahip olduğu bu takdir yetkisi, daima kamu yararı ve hizmet gerekleri sınırları içerisinde kalınarak kullanılmak zorundadır.
Bunun yanı sıra, idare hukukunun en temel ve yerleşik içtihat prensiplerine göre, kurulan idari işlemler mutlaka hukuka uygun, gerçek ve somut bir nedene (sebep unsuruna) dayanmalıdır. İdari yargı mercileri tarafından incelenerek hukuka aykırı bulunan ve iptal edilen idari işlemler (örneğin disiplin cezaları), tesis edildikleri ilk andan itibaren geriye dönük olarak hukuk aleminden kalkarlar ve hiç tesis edilmemiş gibi kabul edilirler. Dolayısıyla, mahkeme kararıyla iptal edilmiş olan ve hukuki varlığı sona eren disiplin cezalarının veya soruşturma raporlarının, idare tarafından tesis edilecek bambaşka bir idari işleme (personelin görev süresinin uzatılmaması gibi) sebep veya dayanak olarak gösterilmesi mümkün değildir. Aksi bir uygulama, mahkeme kararlarının bağlayıcılığı ilkesini zedeler ve idarenin yeni tesis ettiği işlemi de sebep unsuru yönünden sakatlayarak tamamen hukuka aykırı hale getirir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Dava dosyasının, mahkeme safahatının ve tarafların iddialarının incelenmesinden; Edebiyat Fakültesinde görev yapan davacının görev süresinin uzatılması istemiyle yaptığı idari başvuruya, bağlı bulunduğu Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanlığı tarafından açıkça olumlu görüş verildiği, ancak buna rağmen fakülte yönetim kurulu ve rektörlük makamınca davacının geçmişte geçirdiği disiplin soruşturmaları ve aldığı çeşitli cezalar yegane gerekçe gösterilerek görev süresinin uzatılmadığı anlaşılmaktadır.
Olayda idare hukukunun temel prensipleri açısından dikkat çeken en kritik husus, davacı hakkında geçmişte yürütülen söz konusu disiplin soruşturmaları neticesinde idarece verilen disiplin cezalarının, davacının idare mahkemelerinde açtığı iptal davaları sonucunda bütünüyle iptal edilmiş olmasıdır. İlk derece mahkemesi, yargı kararları ile hukuka aykırılığı saptanarak ortadan kaldırılan disiplin cezalarına dayanılarak tesis edilen görev süresinin uzatılmamasına dair işlemi açıkça hukuka aykırı bularak iptal etmiştir. Buna karşılık Bölge İdare Mahkemesi ise, davacı hakkında verilen iptal kararlarının fiillerin bizzat sübuta ermemesinden değil, usuli ve şekli eksikliklerden kaynaklandığını, idarenin takdir yetkisi bağlamında personeli değerlendirme hakkının bulunduğunu, davacının görevinde verimsiz olduğunu belirterek ilk derece mahkemesinin iptal kararını kaldırmış ve davayı reddetmiştir.
Ancak Danıştay 8. Dairesi tarafından yapılan hukuki inceleme ve değerlendirmede, davacı hakkında tesis edilen idari disiplin cezalarının yargı mercilerince kesin olarak iptal edildiği ve bu cezaların hukuken tamamen ortadan kalktığı önemle vurgulanmıştır. İdarenin, mahkeme kararıyla baştan itibaren hukuk aleminden silinmiş olan disiplin cezalarını, görev süresini uzatmama işlemine haklı ve meşru bir sebep olarak sunamayacağı izahtan varestedir. İptal edilen bu disiplin cezaları dışarıda bırakıldığında, davacının görevinde yetersiz olduğuna, akademik anlamda başarısızlığına veya hizmetine ihtiyaç kalmadığına dair idarece sunulmuş başkaca hukuken kabul edilebilir hiçbir somut veri veya belge ortaya konulamamıştır. Ortadan kalkmış bir işleme dayanılarak kişinin akademik hayatının sonlandırılması, idari işlemlerin sebep unsurunda aranan hukuka uygunluk kriteriyle açıkça çelişmektedir. Sonuç olarak Danıştay 8. Dairesi, mahkeme kararıyla iptal edilen disiplin cezalarına dayanılarak tesis edilen görev süresinin uzatılmaması işleminde hukuka uyarlık bulunmadığı yönünde karar vererek Bölge İdare Mahkemesinin istinaf kararını bozmuştur.