Anasayfa Karar Bülteni AYM | Halim Şener ve Diğerleri | BN. 2024/54075

Karar Bülteni

AYM Halim Şener ve Diğerleri BN. 2024/54075

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2024/54075
Karar Tarihi 11.02.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu Kısmen İhlal / Kısmen Kabul Edilemez
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kamulaştırmasız el atma tazminatı enflasyona ezdirilemez.
  • Geciken tazminat ödemeleri mülkiyet hakkını ihlal eder.
  • Makul süre şikayetlerinde Tazminat Komisyonuna başvurulmalıdır.
  • Değer kaybı mülkiyet hakkı kapsamında ölçüsüz külfettir.

Bu karar, kamulaştırmasız el atma davalarında hükmedilen tazminatların zaman içinde enflasyon karşısında değer kaybetmesinin anayasal mülkiyet hakkı güvenceleriyle hiçbir şekilde bağdaşmadığını hukuken kesin bir biçimde teyit etmektedir. Anayasa Mahkemesi, idarenin eylemsizliği, yargılama süreçlerinin uzaması veya ödenek yetersizliği gibi sebeplerle hak sahiplerine ödenen bedellerin reel ekonomik değerinin düşmesinin, bireylere şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfet yüklediğini açıkça vurgulamaktadır. Mülkiyetten yoksun bırakılan kişilerin zararlarının tam ve eksiksiz olarak karşılanması gerektiği ilkesi, bu kararla bir kez daha güvence altına alınmıştır. Ayrıca karar, makul sürede yargılanma hakkı şikayetlerinde, başvuru yollarının tüketilmesi kuralı bağlamında kurulan yeni komisyon mekanizmalarının zorunlu bir adım olduğuna dikkat çekerek usul hukuku açısından da belirleyici bir yaklaşım sunmaktadır.

Benzer kamulaştırmasız el atma ve değer kaybı davalarında bu karar, idare ve derece mahkemeleri için oldukça güçlü ve yönlendirici bir emsal teşkil etmektedir. Tazminatların güncel ekonomik koşullara ve yüksek enflasyon oranlarına uyarlanarak ödenmemesi durumunda yeniden yargılama yolunun sonuna kadar açılacağı net bir şekilde ortaya konulmuştur. Uygulamada, vatandaşların tazminat alacaklarının enflasyona karşı korunması noktasında ilk derece mahkemelerinin daha proaktif, yenilikçi ve hak eksenli bir yaklaşım sergilemesini zorunlu kılan bu içtihat, hak kayıplarının önüne geçilmesi için hayati önem taşımaktadır. Aynı zamanda uzun süren yargılamalara ilişkin şikayetlerde kurulan Tazminat Komisyonunun tüketilmesi gereken ilk idari yol olduğunu pratikte sabitleyerek, anayasal yargının ikincilliği ilkesini de pekiştirmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, mülkiyetlerinde bulunan ve kendilerine ait olan taşınmazlara idare tarafından herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın fiilen el atılması üzerine asliye hukuk mahkemesinde tazminat davası açmışlardır. Ancak dava süreci içinde başvurucular lehine hükmedilen tazminat bedelleri, ödeme anına kadar geçen çok uzun süre ve ülkedeki yüksek ekonomik dalgalanmalar nedeniyle enflasyon karşısında oldukça ciddi bir değer kaybına uğramıştır. Başvurucular, hak ettikleri tazminat miktarının alım gücünün düşmesi sebebiyle büyük bir mağduriyet yaşadıklarını, idarenin kusuru yüzünden mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Ayrıca, söz konusu tazminat davasının çok uzun yıllar sürmesi nedeniyle adaletin geç tecelli ettiğini belirterek makul sürede yargılanma haklarının da zedelendiğini öne sürmüşler ve bu maddi manevi mağduriyetlerinin tam olarak giderilmesi için ihlal kararı ile yeniden yargılama ve ekstra tazminat taleplerinde bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen bu uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 kapsamında güvence altına alınan mülkiyet hakkının evrensel ve temel ilkelerine dayanmıştır. Yerleşik anayasal yargı içtihatlarına göre, kamulaştırma bedellerinin ve kamulaştırmasız el atma karşılığında mahkemelerce hükmedilen tazminatların enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılması veya uzun süreler bekletilerek değersizleştirilmiş haliyle ödenmesi, başvuruculara şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir maddi külfet yüklemektedir. Bu adaletsiz durum, kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkının dokunulmazlığı arasında adalet ve hakkaniyet çerçevesinde kurulması gereken adil dengeyi temelden bozmaktadır. Devlet, mülkiyet hakkına müdahale ettiğinde zararı gerçek değeriyle tazmin etmekle yükümlüdür.

Öte yandan, yargılamaların hukuka aykırı şekilde uzun sürmesine ilişkin iddialar bakımından 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun çerçevesinde getirilen yeni usul düzenlemeleri temel alınmıştır. 7499 sayılı Kanun ile yürürlüğe giren ve 6384 sayılı Kanun'a eklenen 5/A maddesi ile geçici 3. maddesi uyarınca, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarına yönelik olarak Anayasa Mahkemesinde derdest durumda olan başvurularda öncelikle Adalet Bakanlığı bünyesindeki Tazminat Komisyonuna başvurulması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, bu idari ve yarı yargısal başvuru yolunun ilk bakışta ulaşılabilir, ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli hukuki giderim sağlama kapasitesine sahip olduğunu doktrin ve içtihatlarında tartışmasız kabul etmiştir. Dolayısıyla bireysel başvurunun ikincil niteliği gereği, kanunla kurulan bu olağan başvuru yolları usulünce tüketilmeden doğrudan Anayasa Mahkemesine yapılan başvurular usulden reddedilmektedir. Bu kural, anayasal yargının yardımcı ve tamamlayıcı niteliğinin doğal, hukuki ve zorunlu bir sonucudur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların mülkiyet hakkı ile makul sürede yargılanma hakkına yönelik şikayetlerini usul ve esas yönünden ayrı ayrı incelemeye tabi tutmuştur. Mülkiyet hakkı şikayeti yönünden dosya üzerinden yapılan detaylı değerlendirmede, başvuruculara ait taşınmaza hukuka aykırı bir şekilde kamulaştırmasız el atılması nedeniyle derece mahkemelerince hükmedilen tazminatların, dava ve ödeme sürecinde yaşanan yüksek enflasyon karşısında ciddi anlamda değer kaybına uğratıldığı açıkça tespit edilmiştir. Mahkeme, daha önceki emsal kararlarına doğrudan atıf yaparak, tazminat bedellerinin enflasyon karşısında erimesinin mülkiyet hakkı bağlamında bireylere aşırı, ölçüsüz ve olağan dışı bir ekonomik külfet yüklediğini, bu nedenle hedeflenen kamu yararı ile korunan kişi yararı arasındaki adil dengenin başvurucular aleyhine bozulduğunu vurgulamıştır.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasına yönelik yapılan hukuki incelemede ise Yüksek Mahkeme, yakın zamanda yürürlüğe giren yasal düzenlemeleri ve yargısal içtihatları dikkate almıştır. İlgili yasa değişiklikleri gereğince, Anayasa Mahkemesinde hâlihazırda derdest olan makul süre şikayetlerinde, öncelikle yetkili Tazminat Komisyonuna başvuru yapılması yasal bir zorunluluk haline getirilmiştir. Somut bireysel başvuruda, başvurucuların etkili bir hukuki yol olarak kurulan bu komisyona başvurmadan doğrudan Anayasa Mahkemesi önündeki süreci devam ettirmek istedikleri anlaşıldığından, başvuru yollarının usulüne uygun olarak tüketilmediği sonucuna varılmış ve bu kısım yönünden kabul edilemezlik kararı verilmiştir.

Hak ihlallerinin sonuçlarının giderilmesi yönünden yapılan nihai incelemede ise, enflasyon nedeniyle ortaya çıkan mülkiyet hakkı ihlalinin ortadan kaldırılması ve zararın telafi edilmesi için davanın derece mahkemesinde yeniden görülmesinde hukuki yarar ve zorunluluk bulunduğu açıkça ifade edilmiştir. Yeniden yargılama kararının verilmesi, ihlalin sonuçlarının giderilmesi için yeterli bir telafi yöntemi olarak kabul edildiğinden, başvurucuların ayrıca talep ettikleri tazminatlara hükmedilmesine hukuken gerek görülmemiştir. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi 1. Bölümü, mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyayı yerel mahkemeye göndererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: