Karar Bülteni
AYM İdris Dağ ve Diğerleri BN. 2020/32108
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/32108 |
| Karar Tarihi | 29.07.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kamulaştırmasız el atma mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Mülkiyete müdahale kesinlikle kanuni bir dayanağa sahip olmalıdır.
- Fiilî el atma durumlarında tazminat ödenmesi zorunludur.
- İdarenin kanunsuz eylemleri anayasal hukuki güvenliği zedeler.
Bu karar, idarenin özel mülkiyete konu taşınmazlara yasal bir kamulaştırma işlemi yapmaksızın ve bedel ödemeksizin fiilen el atmasının mülkiyet hakkının ağır bir ihlali olduğunu hukuken tescil etmektedir. Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yapılacak her türlü müdahalenin mutlaka kanuni bir dayanağının bulunması gerektiğini bir kez daha vurgulayarak, idarenin keyfî uygulamalarına karşı mülk sahibinin anayasal güvencelerini ön plana çıkarmıştır. Kamulaştırma mevzuatında belirtilen usullere uyulmaksızın gerçekleştirilen fiilî el atmaların, anayasal kanunilik ilkesine doğrudan aykırılık teşkil ettiği açıkça ifade edilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar, idarelerin altyapı, yol veya diğer kamu hizmetleri bahanesiyle usulüne uygun kamulaştırma yapmadan vatandaşların arazilerine el koyduğu durumlarda başvuru yollarının ve tazminat taleplerinin haklılığını güçlü bir şekilde tahkim etmektedir. Yüksek Mahkemenin, Şevket Karataş gibi köklü içtihatlara atıf yapması, Anayasa Mahkemesinin kamulaştırmasız el atma vakalarına karşı istikrarlı ve tavizsiz duruşunu sürdürdüğünü göstermektedir. Uygulamada idareleri, mülkiyet hakkına müdahale ederken kanuni prosedürleri titizlikle işletmeye sevk edecek olan bu karar, vatandaşların fiilî el atma eylemleri neticesinde uğradığı ağır mağduriyetlerin manevi tazminat yoluyla da giderilebileceğini ortaya koyması açısından büyük bir öneme sahiptir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular İdris Dağ ve diğerleri, maliki oldukları taşınmazlara kamu idaresi tarafından yasal bir kamulaştırma süreci işletilmeden ve herhangi bir kamulaştırma bedeli ödenmeden fiilen el atıldığını belirterek yargı yoluna başvurmuştur. Olayın temelinde, kamu gücünü kullanan idarenin, vatandaşlara ait özel mülkleri kanunlarda belirtilen kamulaştırma usullerine uymaksızın doğrudan doğruya kullanmaya başlaması yatmaktadır.
Mülk sahipleri olan başvurucular, taşınmazlarının bedeli ödenmeden ve rızaları alınmadan ellerinden alınmasının hukuka aykırı olduğunu, bu eylemin mülkiyet haklarını doğrudan zedelediğini ileri sürmüşlerdir. Bu ağır mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla iç hukuk yollarını tükettikten sonra Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yoluna giden başvurucular, mülkiyet haklarının ihlal edildiğinin tespit edilmesini ve bu ihlalden doğan maddi ve manevi zararlarının karşılanması için kendilerine tazminat ödenmesini talep etmişlerdir. Uyuşmazlığın temel odak noktası, idarenin usulsüz ve kanunsuz fiilî el atma eyleminin mülk sahiplerinin anayasal hakları üzerindeki yıkıcı etkisidir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yönelik müdahaleleri incelerken öncelikle ve ivedilikle müdahalenin kanuni bir dayanağının olup olmadığını değerlendirmektedir. Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca, herkes mülkiyet ve miras haklarına sahiptir ve bu haklar ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabilir. Ayrıca Anayasa'nın 13. maddesi, temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceğini, bu sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağını kati bir dille emretmektedir.
Kamulaştırma süreçlerinin temel yasal dayanağı olan 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu, idarelerin özel mülkiyete konu taşınmazları hangi usul, şekil ve esaslar çerçevesinde kamu mülkiyetine geçirebileceğini açıkça düzenlemektedir. İdarenin, bu kanunda belirtilen sıkı usullere, özellikle de satın alma usulüne veya kıymet takdir komisyonlarının belirlediği gerçek bedelin peşin olarak ödenmesi kuralına uymadan bir taşınmaza fiilen el atması, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik temelinden tamamen yoksun olması anlamına gelmektedir.
Anayasa'nın 46. maddesinde düzenlenen kamulaştırma kuralları, devletin ve kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği hâllerde gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla özel mülkiyette bulunan taşınmaz malları kamulaştırmaya yetkili olduğunu belirtir. Yerleşik içtihat prensiplerine göre, kanuni bir yetkiye ve usule dayanmayan fiilî el atma eylemleri, demokratik bir hukuk devletinde mülk sahibine orantısız ve haksız bir külfet yüklemekte, vatandaşın devlete olan güvenini ve hukuki güvenlik ilkesini derinden sarsmaktadır. Bu bağlamda, idarenin yasal çerçeve dışına çıkarak yaptığı her türlü kamulaştırmasız el atma işlemi, mülkiyet hakkının ağır bir ihlali olarak doktrinde ve Anayasa Mahkemesinin yerleşik yargı kararlarında kesin bir biçimde kabul görmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, İdris Dağ ve diğerlerinin yaptığı bireysel başvuruları incelerken somut olayın kendine has özelliklerini mevcut anayasal ilkeler ve kökleşmiş emsal kararlar ışığında derinlemesine değerlendirmiştir. Yüksek Mahkeme, daha önce bu konuda vermiş olduğu Şevket Karataş, Celalettin Aşçıoğlu, Mustafa Asiler ve İbrahim Oğuz ve diğerleri kararlarına atıf yaparak, uygulanacak anayasal ilkelerin son derece net ve istikrarlı olduğunu bir kez daha teyit etmiştir.
Dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler ile alt derece mahkemesi süreçleri titizlikle incelendiğinde, idarenin başvuruculara ait taşınmazlara fiilen el attığı, ancak bu el atma işleminin öncesinde veya sonrasında kanunun emrettiği kamulaştırma prosedürlerinin hiçbir şekilde işletilmediği şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilmiştir. Mahkeme, idarenin kamu gücünü kullanarak gerçekleştirdiği bu eyleminin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerine tamamen aykırı olduğunu, kamulaştırma işlemi ve bedel ödemesi olmaksızın fiilî el atmanın mülkiyet hakkına yönelik açıkça kanunsuz bir müdahale niteliği taşıdığını saptamıştır.
Mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Anayasa'ya uygun kabul edilebilmesi için öncelikle ve mutlak surette kanuni bir dayanağının bulunması gerekmektedir. Oysa somut uyuşmazlıkta, başvurucuların taşınmazlarına yönelik gerçekleştirilen müdahale, kanunun öngördüğü usul, şekil ve güvencelerden tamamen yoksun bir biçimde fiilî bir zorlamayla yapılmıştır. Bu durum, Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddelerinde teminat altına alınan hakların özüne doğrudan dokunmakta ve idarenin hukuki belirlilik ile kanunilik sınırlarını aşarak keyfî hareket ettiğini gözler önüne sermektedir.
Yapılan tüm bu değerlendirmeler sonucunda, başvuruya konu edilen müdahalenin anayasal kanunilik ilkesini ağır biçimde ihlal ettiği kanaatine varılmıştır. Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkı ihlalinin açıkça tespit edilmesi üzerine, eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılabilmesi için maddi zararların yanı sıra oluşan manevi zararların da tazmin edilmesi gerektiğine karar vermiş, başvuruculara yaşanan ihlalin ağırlığıyla orantılı olarak net manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki bir yarar görülmemiş ve en etkin giderim yolunun tazminat olduğu vurgulanmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, taşınmaza kamulaştırma yapılmadan el atılması nedeniyle mülkiyet hakkının kanunilik ilkesine aykırı olarak ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvurucuların manevi tazminat taleplerini kabul etmiştir.