Karar Bülteni
AYM Mustafa Topal BN. 2020/37836
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/37836 |
| Karar Tarihi | 17.02.2026 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kamudan alacakların değer kaybı mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Ödemenin yapılmadığı durumlarda ihlal süreci devam etmektedir.
- Geç ödemelerde enflasyon farkı mülkiyet hakkının gereğidir.
- Bireysel başvuru süresi UYAP üzerinden öğrenme ile başlar.
Bu karar, kamu kurumlarından tahsil edilecek tazminat ve alacakların enflasyon karşısında erimesinin, mülkiyet hakkı bağlamında doğrudan bir ihlal sebebi olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, devletin veya kamu organlarının kişilere ödemekle yükümlü olduğu meblağları zamanında ödememesi veya enflasyon oranının çok altında bir şekilde ödemesi durumunda, aradaki değer kaybının mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale teşkil ettiğini vurgulamıştır. Özellikle ödemenin fiilen yapılmadığı durumlarda ihlalin devam ettiği kabul edilerek, bireysel başvuru için öngörülen otuz günlük hak düşürücü sürenin bu aşamada katı bir şekilde uygulanmayacağı ve başvurunun süresinde kabul edileceği tescillenmiştir.
Uygulamada, idare aleyhine açılan tam yargı davalarında veya kanundan kaynaklı devletin kusursuz sorumluluğuna dayalı tazminat davalarında hükmedilen bedellerin hak sahiplerine ödenmesi yıllar sürebilmektedir. Bu emsal karar, yargılamanın uzaması veya idarenin ödemeyi geciktirmesi sebebiyle paranın alım gücünde meydana gelen aşınmanın vatandaşın üzerinde bırakılamayacağını göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır. Mahkemelerin ve idari mercilerin, vatandaşın alacağına kavuştuğu an itibarıyla paranın gerçek değerini koruyacak tedbirleri alması zorunludur. Aksi hâlde, enflasyon kaynaklı değer kaybının telafisi için yeniden yargılama yolları devreye girecek ve idarenin bu ihmali doğrudan hak ihlali olarak sonuç doğuracaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Mustafa Topal, Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi kapsamında Hazine aleyhine tazminat davası açmıştır. Ancak mahkeme süreci sonunda başvurucu, lehine hükmedilen tazminat miktarının oldukça düşük belirlendiğini, ayrıca dava süreci boyunca haksız yere yargılama gideri ve avukatlık ücreti ödemek zorunda bırakıldığını iddia etmiştir. Davanın sonuçlanmasının ardından başvurucu lehine hükmedilen tazminat bedeli kendisine ödenmemiştir. Türkiye'deki yüksek enflasyon koşulları dikkate alındığında, zamanında ödenmeyen bu tazminat bedelinin her geçen gün alım gücünü yitirmesi ve değer kaybına uğraması uyuşmazlığın temelini oluşturmaktadır. Başvurucu, hakkı olan paranın enflasyon karşısında eridiğini ve devletin bu zararı telafi etmediğini belirterek mülkiyet hakkının zedelendiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, bu uyuşmazlığı temel olarak Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ve mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesi çerçevesinde değerlendirmektedir. Devletin, tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlara ilişkin sorumluluğu 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.1007 hükmünde açıkça düzenlenmiştir. Bu madde uyarınca, tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan devlet sorumludur ve bu zararların eksiksiz bir biçimde hak sahibine ödenmesi esastır.
Yerleşik anayasa yargısı içtihatlarına göre, kamu kurumlarından olan çeşitli para alacaklarının enflasyon karşısında değer kaybına uğratılarak ödenmesi veya makul olmayan bir gecikmeyle ödenmesi, kişinin mülkiyet hakkına yapılmış bir müdahaledir. Anayasa Mahkemesi, daha önceki emsal kararlarında (kamulaştırma bedelleri, ihale alacakları, vergi iadesi, sosyal güvenlik ödemeleri veya açığa alınan memurun maaş farkları gibi) kamu makamlarının para borçlarını makul olmayan bir gecikme ile ödedikleri durumlarda para alacağında meydana gelen değer aşınmalarının şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet oluşturması hâlinde müdahalenin ölçülü olmadığını belirtmiştir.
Ayrıca usul hukuku bağlamında bireysel başvuru süresinin başlangıcı, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun hükümleri uyarınca nihai kararın öğrenildiği tarihten itibaren başlamaktadır. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden evrakın vekil tarafından açılarak okunduğu tarih, öğrenme tarihi olarak kabul edilmektedir. Ancak enflasyon karşısında değer kaybı gibi devam eden ihlallerde, ödeme henüz gerçekleşmemişse değer kaybı her geçen gün sürdüğü için bu şikâyet yönünden zaman aşımı kuralı farklı değerlendirilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını incelerken öncelikle usule ilişkin kapsamlı bir tespit yapmıştır. Başvurucu vekili, uyuşmazlığa konu nihai kararı UYAP sistemi üzerinden 22.10.2020 tarihinde açarak okumuş ve öğrenmiştir. Bireysel başvuru için öngörülen otuz günlük yasal sürenin son günü 21.11.2020 Cumartesi gününe denk gelmiştir. İlgili usul kuralları gereği, başvurunun hafta sonu tatilini takip eden ilk iş günü olan 23.11.2020 Pazartesi günü mesai bitimine kadar yapılması gerekirken, başvurunun bu süre geçtikten sonra 25.11.2020 tarihinde yapıldığı tespit edilmiştir. Bu sebeple, tazminatın düşük belirlenmesi ve yargılama giderlerine yönelik şikâyetler süre aşımı nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.
Ancak Anayasa Mahkemesi, tazminatın enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması şikâyetini farklı bir hukuki zeminde değerlendirmiştir. Başvurucu lehine hüküm altına alınan tazminata ilişkin kararın öğrenildiği tarihten bireysel başvuru tarihine kadar geçen sürede bedelin ödendiğine dair dosyada herhangi bir bilgi veya tespit bulunmadığı görülmüştür. Ödeme yapılmadığı için enflasyon karşısında paranın değer kaybı fiilen devam etmiştir. Devam eden bu değer kaybı durumu dikkate alınarak, enflasyon kaynaklı mülkiyet hakkı ihlali iddiasının süresinde yapıldığı kabul edilmiştir.
Esas yönünden yapılan incelemede, başvurucu lehine hükmedilen ve devletin ödemekle yükümlü olduğu tazminatın Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında mülk teşkil ettiği açıktır. Kamu makamlarının para borçlarını enflasyon karşısında ciddi bir değer kaybına uğratarak ödemesi veya uzun süre ödememesi, kişinin o mal varlığından beklediği gerçek faydayı bütünüyle ortadan kaldırmaktadır. Başvurucunun alacağının doğduğu tarihten itibaren geçen süre zarfında enflasyon karşısında alım gücünde meydana gelen aşınma, başvurucu üzerinde şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemiştir. Kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkı arasında kurulması gereken adil denge, başvurucu aleyhine açıkça bozulmuştur ve bu durum mülkiyet hakkının gerektirdiği ölçülülük ilkesiyle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, tazminatın enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması nedeniyle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.