Anasayfa/ Karar Bülteni/ Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2022/8257 E. 2022/11098 K.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2022/8257 E. 2022/11098 K.

Bu karar, iş yerinde uygulanan psikolojik tacizin (mobbing) işverenin işçiyi gözetme ve koruma borcuna ağır bir aykırılık teşkil ettiğini, aynı zamanda işçinin kişilik haklarına doğrudan bir müdahale niteliği taşıdığını net bir biçimde ortaya koymaktadır. Karar metninde, işçiye kendi görev tanımı dışındaki işlerin zorla yaptırılması, amiri tarafından sürekli olarak aşağılanması ve bu durumun süreklilik arz etmesi neticesinde işçinin psikolojik tedavi görmek zorunda kalması, manevi tazminat talebinin en temel haklılık gerekçesi olarak kabul edilmiştir. Yargıtay, manevi tazminatın sadece sembolik bir rakam olamayacağını, işçinin gördüğü somut zararın ve kişilik ihlalinin ağırlığı ile orantılı, mağduriyeti tatmin edici bir seviyede belirlenmesi gerektiğini açıkça vurgulamıştır.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2022/8257
Karar No 2022/11098
Karar Tarihi 04.10.2022
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel İşveren işçinin psikolojik ve bedensel sağlığını korumalıdır.
  • gavel Mobbing iddialarında yaklaşık ispat kuralı geçerli kabul edilir.
  • gavel Manevi tazminat ihlalin ağırlığı ile tamamen orantılı olmalıdır.
  • gavel Psikolojik taciz işçinin kişilik haklarına doğrudan saldırıdır.

Bu karar, iş yerinde uygulanan psikolojik tacizin (mobbing) işverenin işçiyi gözetme ve koruma borcuna ağır bir aykırılık teşkil ettiğini, aynı zamanda işçinin kişilik haklarına doğrudan bir müdahale niteliği taşıdığını net bir biçimde ortaya koymaktadır. Karar metninde, işçiye kendi görev tanımı dışındaki işlerin zorla yaptırılması, amiri tarafından sürekli olarak aşağılanması ve bu durumun süreklilik arz etmesi neticesinde işçinin psikolojik tedavi görmek zorunda kalması, manevi tazminat talebinin en temel haklılık gerekçesi olarak kabul edilmiştir. Yargıtay, manevi tazminatın sadece sembolik bir rakam olamayacağını, işçinin gördüğü somut zararın ve kişilik ihlalinin ağırlığı ile orantılı, mağduriyeti tatmin edici bir seviyede belirlenmesi gerektiğini açıkça vurgulamıştır.

Benzer iş hukuku davaları açısından bu kararın en büyük emsal etkisi, mahkemelerin manevi tazminat miktarını belirlerken kullanması gereken nesnel ölçütlere çizdiği çerçevedir. İşçinin mahkemeye sunduğu tıbbi tedavi raporları, kullandığı ilaçlar ve kişilik haklarına yapılan saldırının uzun süreli boyutu göz önünde bulundurulduğunda, alt sınırdan veya düşük miktarlı manevi tazminatlara hükmedilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu Yargıtay tarafından tescillenmiştir. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan psikolojik taciz uyuşmazlıklarında, işverenin gözetme borcu ihlalinin hekim raporlarıyla somutlaştığı durumlarda mahkemelerin daha caydırıcı ve gerçek anlamda telafi edici tazminat miktarlarına hükmetmesi gerektiği yönünde çok güçlü bir içtihat niteliği taşımaktadır. Böylece, iş yerinde psikolojik tacize uğrayan mağdur çalışanların hukuki koruma kalkanı daha da genişletilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, uzun yıllar boyunca büyükelçilik bünyesinde çeşitli pozisyonlarda görev yaptıktan sonra terfi ederek daire şefi konumuna yükselmiştir. Ancak yeni atanan yetkili amirin göreve başlamasıyla birlikte kendisine yönelik sistematik bir psikolojik baskı sürecinin başladığını iddia ederek mahkemeye başvurmuştur. Davacı, yaptığı işlerin sürekli olarak ve haksız yere beğenilmediğini, görev tanımında kesinlikle bulunmayan şahsi işlerin kendisine zorla yaptırıldığını, hakaretlere maruz kalarak diğer çalışma arkadaşları önünde küçük düşürüldüğünü ve bu zorlu süreçte ağır psikolojik rahatsızlıklar yaşayarak tıbbi tedavi görmek zorunda kaldığını belirtmiştir. Sonuç olarak, işverenin baskıları ve haksız uygulamaları neticesinde işten ayrılmaya zorlandığını ifade ederek, geçmiş ve geleceğe dönük maddi kayıplarının giderilmesi, ayrımcılık tazminatı ve yaşadığı psikolojik yıkım nedeniyle manevi tazminat ödenmesi talebiyle davalı işverene karşı bu davayı açmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı incelerken temel aldığı en önemli hukuki düzenleme, işverenin işçiyi gözetme ve koruma borcunun yasal dayanağını oluşturan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 417 hükmüdür. Bu kanun maddesi uyarınca işveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak, ona saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun adil bir düzeni sağlamakla yükümlüdür. İşverenin, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu yönde zarar görmemeleri için gerekli tüm önleyici tedbirleri alması mutlak bir kanuni zorunluluktur. Bu borca aykırı davranışlar neticesinde işçinin vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlali durumunda, sözleşmeye aykırılıktan doğan hukuki sorumluluk kuralları devreye girmektedir.

Yine aynı kanun metninde yer alan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 58 hükmü, kişilik hakkının zedelenmesinden dolayı zarar gören kimsenin, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebileceğini düzenlemektedir. Bu tazminatın belirlenmesi aşamasında ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 51 devreye girerek, hâkimin tazminatın kapsamını, durumun gereğini ve kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirlemesi gerektiğini açıkça emreder.

Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, bir iş yerinde psikolojik tacizden (mobbing) bahsedilebilmesi için, işçinin hedef alınarak gerçekleştirilen, belirli bir süreye yayılan ve sistematik bir hâl alan eylemlerin varlığı şarttır. Bununla birlikte, psikolojik tacizin doğası gereği genellikle gizli kapaklı yapılması ve doğrudan somut delillerle ispatının zor olduğu alanlarda gerçekleşmesi nedeniyle, olayların tipik akışı ve hayatın olağan tecrübe kuralları gözetilerek "yaklaşık ispat" kuralı çerçevesinde hukuki değerlendirme yapılması gerektiği prensip olarak kabul edilmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda, davacı işçinin büyükelçilikte geçirdiği on dört yılı aşkın uzun ve başarılı çalışma hayatının ardından, yeni yöneticinin göreve gelmesiyle birlikte işyerinde maruz kaldığı olumsuz tutum ve davranışlar mahkemece tüm yönleriyle incelenmiştir. Dosya kapsamındaki tanık anlatımları, davacının gördüğü psikiyatri tedavisine ilişkin dosyaya sunulan kesin tıbbi raporlar ve diğer belgeler kronolojik bir sıraya konularak detaylı bir biçimde değerlendirilmiştir. Yapılan bu titiz incelemeler sonucunda, davacının işveren vekili konumundaki yetkili tarafından sürekli olarak ve nedensiz yere aşağılandığı, görev tanımı tamamen dışında kalan kişisel nitelikteki ayak işlerinin kendisine zorla yaptırıldığı ve bu olumsuz davranışların kesintisiz bir biçimde uzun süre devam ettiği açıkça saptanmıştır.

Temadi eden, yani süreklilik arz eden bu aşağılayıcı, baskıcı ve yıldırıcı davranışlar silsilesi neticesinde davacının ruh sağlığının ciddi boyutta bozulduğu ve bu nedenle psikiyatrik tedavi görmek mecburiyetinde kaldığı tespit edilmiştir. Tüm bu tıbbi ve şahidi bulgular, davacının işyerinde ağır bir psikolojik tacize (mobbing) ve baskıya maruz kaldığını somut olarak kanıtlamaktadır. İlk Derece Mahkemesince işverenin işçiyi gözetme borcuna kasten aykırı davrandığı ve işçinin kişilik haklarının ağır şekilde ihlal edilerek manen zarara uğratıldığı yönünde varılan temel hukuki tespitler yasalara ve dosya kapsamına tamamen uygun bulunmuştur.

Ancak, Yargıtay tarafından manevi tazminatın miktarı yönünden yapılan nihai değerlendirmede, ilk derece mahkemesince hükmedilen 10.000 TL tutarındaki manevi tazminat miktarının olayın vehameti karşısında oldukça düşük olduğu kanaatine varılmıştır. Davacının katlanmak zorunda kaldığı tedavi sürecinin ağırlığı, doktorlardan aldığı antidepresan ve psikiyatri raporları ile kişilik haklarına yapılan ağır ihlalin boyutları göz önüne alındığında, takdir edilen bu tutarın davacının yaşadığı mağduriyeti gidermekten, adaleti tesis etmekten ve işveren üzerinde caydırıcılık sağlamaktan uzak olduğu açıkça belirlenmiştir. Bu sebeple, gerçekleşen ihlalin ciddiyetiyle tam orantılı, hakkaniyete uygun ve çok daha tatmin edici bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, manevi tazminat miktarının düşük belirlenmesini hatalı bularak kararı bozmuştur.

İşyerinde mobbinge uğradığımı nasıl ispat edebilirim? expand_more
Yargıtay içtihatlarına göre mobbingin doğası gereği genellikle gizli kapaklı yapılması nedeniyle doğrudan somut delillerle ispatı zordur. Bu sebeple mahkemeler hayatın olağan tecrübe kurallarını gözeterek "yaklaşık ispat" kuralını uygular. Tanık anlatımları ile birlikte gördüğünüz psikiyatrik tedaviye dair dosyaya sunulan kesin tıbbi raporlar, kullandığınız ilaçlar ve hekim kayıtları, işyerinde psikolojik tacize maruz kaldığınızı somut olarak kanıtlamak için güçlü deliller kabul edilmektedir.
Patronun bana görevim olmayan şahsi işlerini yaptırması mobbing midir? expand_more
Evet, Yargıtay emsal kararlarında bu durumu açıkça mobbing (psikolojik taciz) eylemi olarak değerlendirmektedir. İşçinin görev tanımında kesinlikle bulunmayan kişisel nitelikteki ayak işlerinin zorla yaptırılması, yapılan işlerin sürekli haksız yere beğenilmemesi ve kişinin diğer çalışanlar önünde aşağılanması, işçinin kişilik haklarına doğrudan bir saldırı olarak kabul edilmektedir. Bu eylemlerin belirli bir süreye yayılarak sistematik ve kesintisiz devam etmesi, manevi tazminatın en temel gerekçesidir.
İşverenin beni işyerindeki psikolojik baskılardan koruma zorunluluğu var mı? expand_more
Kesinlikle vardır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu madde 417 uyarınca işveren; hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak, ona saygı göstermek ve işyerinde psikolojik tacize uğramaması için gerekli tüm önleyici tedbirleri almak zorundadır. İşverenin veya yetkilendirdiği amirlerin bu gözetme borcuna kasten aykırı davranması neticesinde işçinin vücut veya ruh bütünlüğünün zedelenmesi, doğrudan işverenin sözleşmeye aykırılıktan doğan tazminat sorumluluğunu gerektirir.
Mobbing davası kazansam çok düşük bir manevi tazminat mı alırım? expand_more
Hayır, Yargıtay manevi tazminatın sadece sembolik bir rakam olamayacağını net bir şekilde içtihat etmiştir. Verilecek tazminat tutarı; işçinin gördüğü somut zararın, tıbbi tedavi sürecinin ağırlığının ve kişilik ihlalinin boyutuyla doğrudan orantılı olmalıdır. Yargıtay, alt sınırdan veya mağduriyeti gidermekten ve işveren üzerinde caydırıcılık sağlamaktan uzak düşük miktarlı manevi tazminat kararlarını hukuka ve hakkaniyete aykırı bularak bozmaktadır.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir