Anasayfa Karar Bülteni AYM | Asuman Keskin | BN. 2020/25811

Karar Bülteni

AYM Asuman Keskin BN. 2020/25811

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/25811
Karar Tarihi 29.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İhtiyati tedbir süresi makul olmalıdır.
  • Uzun süren tedbirler mülkiyet hakkını ihlal eder.
  • Ölçüsüz tedbirler malike orantısız külfet yükler.
  • Mülkiyet hakkı sınırlamaları ölçülülük ilkesine uymalıdır.

Bu karar, tapu iptal ve tescil davaları kapsamında taşınmazlar üzerine konulan ihtiyati tedbir kararlarının makul süreyi aşarak uzun yıllar devam etmesinin mülkiyet hakkı ihlali oluşturduğunu hukuken teyit etmektedir. Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkını sınırlayan tedbirlerin sadece konuldukları an itibarıyla değil, uygulandıkları ve devam ettikleri sürenin uzunluğu bakımından da ölçülülük testine tabi tutulması gerektiğini vurgulamaktadır. Yargılama sürecinin uzamasıyla birlikte mülk sahibinin taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin on yılı aşkın bir süre boyunca belirsiz şekilde askıda bırakılması, malike ağır ve orantısız bir külfet yüklemekte, mülkiyet hakkının özüne zarar vermektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar mahkemelerin ihtiyati tedbir kararlarını uygularken ve sürdürürken çok daha hassas davranmaları gerektiğine yönelik güçlü bir hukuki uyarı niteliği taşımaktadır. Yargı mercileri, geçici hukuki koruma tedbirlerini süresiz ve ucu açık bir kısıtlamaya dönüştürmemeli, yargılamanın makul sürede bitirilmesi için azami özeni göstermelidir. Uygulamadaki pratik önemi açısından, on yıl gibi olağanüstü uzun süre devam eden tedbirlerin mülkiyet hakkı ihlaline yol açacağı ve devletin hukuki bağlamda manevi tazminat sorumluluğunu doğuracağı net biçimde ortaya konulmuştur. Bu durum, özellikle uzun süren tapu iptal ve tescil davalarında, taraf vekillerinin tedbirin kaldırılması taleplerinde doğrudan dayanabilecekleri bağlayıcı ve etkili bir anayasal içtihat metni sunmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Asuman Keskin'e karşı 12 Mart 2012 tarihinde Bakırköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde muris muvazaası hukuki nedenine dayalı olarak tapu iptal ve tescil davası açılmıştır. Bu davanın başlangıcında mahkeme, 19 Mart 2012 tarihinde dava konusu taşınmazın üçüncü kişilere devrini önlemek amacıyla ihtiyati tedbir şerhi koymuştur. Uyuşmazlığın temelini oluşturan yargılama süreci oldukça uzun sürmüştür. Yerel mahkeme tarafından davanın kabulüne karar verilmiş, ardından Yargıtay bu kararı bozmuş, bozma sonrasında ise davanın reddine karar verilerek bu ret kararı ancak 8 Eylül 2020 tarihinde kesinleşebilmiştir. Bütün bu yargılama boyunca taşınmaz üzerindeki ihtiyati tedbir kararı yürürlükte kalmış ve ancak 5 Nisan 2022 tarihinde, yani tedbir konulduktan yaklaşık on yıl sonra tapu sicilinden terkin edilebilmiştir. Başvurucu, kendisine ait taşınmaz üzerindeki ihtiyati tedbirin bu kadar uzun süre devam etmesi nedeniyle tasarruf hakkını kullanamadığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve manevi tazminat talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, önündeki bireysel başvuru uyuşmazlığını çözerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.35 kapsamında güvence altına alınan mülkiyet hakkı ilkelerini temel almıştır. Anayasal bağlamda mülkiyet hakkı, kişiye sahibi olduğu eşya üzerinde kanunların çizdiği sınırlar içinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi veren temel ve vazgeçilmez bir haktır. Taşınmazlar üzerine yargı mercilerince konulan ihtiyati tedbir kararları, davanın sonucunu güvence altına alma ve geçici hukuki koruma sağlama amacı taşısa da, malikin tasarruf yetkisini kısıtladığı için mülkiyet hakkına yapılmış açık bir müdahale niteliğindedir.

Bu tür bir kamusal müdahalenin anayasal olarak meşru kabul edilebilmesi için hukuk devletinin gereği olan belirli şartları taşıması gerekir. Bu temel şartların en önemlilerinden biri şüphesiz ölçülülük ilkesidir. Mülkiyet hakkını sınırlandıran bir tedbirin ölçülü olabilmesi için sadece konulduğu andaki uygulanış amacı bakımından değil, kapsamı ve uygulandığı sürenin uzunluğu itibarıyla da orantılı olması hukuki bir zorunluluktur.

Yerleşik anayasa yargısı içtihatları prensiplerine göre, ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz gibi geçici koruma önlemlerinin makul olmayan bir süre boyunca devam etmesi, mülkiyet hakkının malike tanıdığı yetkilerin kullanılmasını belirsiz olacak şekilde öteler. Bu durum, mülk sahibine katlanılması gereken sınırı aşan, adaletsiz, orantısız ve aşırı bir külfet yükler. Özünde geçici nitelikte olması gereken bir tedbirin, yargılamanın veya davanın uzaması sebebiyle kalıcı bir sınırlamaya dönüşmesi, hukuk devletinin gerektirdiği anayasal güvencelerle kesinlikle bağdaşmaz. Yargı makamları, mülkiyete yönelik tedbir kararlarının makul sürede sonlandırılması ve uyuşmazlığın çözümü konusunda ivedilik ve özen yükümlülüğüne sahiptir. Tedbir sürecinde gösterilmesi gereken bu özenin eksikliği, devletin mülkiyet hakkını koruma konusundaki pozitif ve negatif yükümlülüklerinin ihlali anlamına gelmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, somut başvuruya konu olayda başvurucu Asuman Keskin'in mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin anayasal ölçülülük ilkesi çerçevesinde kapsamlı bir değerlendirmesini yapmıştır. Başvurucu aleyhine açılan tapu iptal ve tescil davasının henüz başında, yerel mahkeme tarafından 19 Mart 2012 tarihinde dava konusu taşınmaz üzerine üçüncü kişilere devir ve temlikini önler nitelikte bir ihtiyati tedbir şerhi konulmuştur. Bu geçici hukuki koruma tedbirinin, davanın kesinleşmesi ve sonrasındaki usulü işlemlerin neticesinde ancak 5 Nisan 2022 tarihinde tapu sicilinden terkin edildiği dosyadan açıkça görülmüştür.

Yüksek Mahkeme, geçici bir önlem olması gereken ihtiyati tedbir kararının tapu sicilinde on yılı aşkın bir süre boyunca kesintisiz olarak devam etmesini son derece kritik ve belirleyici bir olgu olarak değerlendirmiştir. Başvurucuya ait taşınmaz üzerindeki tasarruf ve devir yetkisini uzun yıllar boyunca askıya alan bu durum, hukuki koruma önlemi olmaktan çıkarak fiilî ve kalıcı bir mülkiyet sınırlamasına dönüşmüştür. Anayasa Mahkemesi, uygulanan tedbirin süresi itibarıyla açıkça orantısız olduğuna ve mülkiyet hakkının tanıdığı temel yetkilerin kullanımının böylesine uzun ve belirsiz bir süre ötelenmesinin malik üzerinde katlanılması imkansız, haksız bir külfet oluşturduğuna kesin olarak hükmetmiştir.

Ayrıca Yüksek Mahkeme, mülkiyet hakkına yapılan bu tür müdahaleleri ölçüsüz kılan aşırı uzun süreli tedbir süreçlerinde, mülkiyet hakkının gerektirdiği ivediliğin ve özenin gösterilmesi hususunda yargısal makamların doğrudan sorumluluğu bulunduğuna dikkat çekmiştir. Yargılamanın uzaması ve tedbirin makul süreyi fahiş şekilde aşması nedeniyle oluşan mağduriyetin, yalnızca ihlal tespitiyle veya davanın yeniden görülmesiyle giderilemeyeceği, olayda ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından en etkin ve uygun giderim yolunun manevi tazminat ödenmesi olduğu güçlü bir şekilde vurgulanmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: