Karar Bülteni
AYM Burkan Emre Atagün BN. 2023/69534
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/69534 |
| Karar Tarihi | 29.07.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Belirleyici tanık sanık tarafından bizzat sorgulanmalıdır.
- Duruşma harici tanık beyanı hükme tek dayanak yapılamaz.
- Sanığa telafi edici dengeleyici usuli güvenceler sağlanmalıdır.
- Tanığın tepkilerinin gözlemlenmemesi doğrudan yargılamanın hakkaniyetini zedeler.
Bu karar hukuken, bir ceza yargılamasında sanığın mahkûmiyetine temel teşkil eden ve belirleyici ölçüde ağırlığı bulunan tanıkların, yargılamayı yapan asıl mahkeme huzurunda bizzat dinlenmesinin adil yargılanma hakkının ayrılmaz ve dokunulmaz bir parçası olduğu anlamına gelmektedir. Anayasa Mahkemesi, sanığa aleyhindeki tanıkları doğrudan sorgulama veya onlara anında soru yöneltme imkânı verilmemesinin, ceza muhakemesinin temelini oluşturan doğrudan doğruyalık ilkesini derinden zedelediğini vurgulamaktadır. Yargılamada kilit rol oynayan tanıkların sadece istinabe yoluyla başka bir mahkemede dinlenmesi ve asıl duruşmada yalnızca bu yazılı beyan tutanaklarının okunması, kararı verecek hâkimin tanığın olay anına dair mimiklerini ve tepkilerini gözlemlemesini engellediği gibi, sanığın da kendini savunma ve iddiaları çürütme hakkını büyük ölçüde kısıtlamaktadır.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi oldukça büyüktür. Yerel mahkemeler, yargı çevresi dışında bulunan tanıkları dinlerken mutlaka Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi teknolojik imkânları aktif olarak kullanarak sanığın tanığa doğrudan soru sormasını ve onunla yüzleşmesini sağlamak zorundadır. Aksi takdirde, tanığın duruşmada bizzat hazır edilmemesi için mantıklı ve geçerli bir neden gösterilememesi ile savunma tarafının karşılaştığı bu ağır usuli dezavantajları giderecek karşı dengeleyici güvencelerin sağlanmaması, doğrudan bir hak ihlali sonucunu doğuracaktır. Karar, ceza yargılamasında maddi gerçeğe ulaşılırken usuli güvencelerin kesinlikle esnetilmemesi gerektiğini tüm hukuk uygulayıcılarına net bir dille hatırlatmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, bir site yöneticisi ile site sakini arasında yaşanan tartışma sonrasında açılan ceza davasında yürütülen yargılama usulünün adil olup olmadığına dayanmaktadır. Site yöneticisi olan müşteki, gönderdiği bir bilgilendirme e-postası nedeniyle evine gelen başvurucunun kendisine hakaret edip tehditler savurduğu iddiasıyla polis merkezine giderek şikâyetçi olmuştur. Soruşturma aşamasında, olay sırasında evde misafir olarak bulunan bir kişi de tartışmayı içeriden duyduğunu ve başvurucunun tehdit içerikli sözler sarf ettiğini beyan etmiştir.
Açılan ceza davasında, mahkeme hem şikâyetçi tarafı hem de olayın tek görgü tanığı konumundaki misafiri, yargı çevresi dışında oldukları gerekçesiyle istinabe yoluyla başka bir mahkeme vasıtasıyla dinlemiştir. Başvurucu, aleyhine ifade veren bu kişileri duruşmada bizzat görüp onlara soru sorma imkânı bulamamış ve sadece yazılı ifadeleri üzerinden tehdit suçundan adli para cezasına çarptırılmıştır. Bunun üzerine başvurucu, aleyhindeki tanıkları bizzat sorgulama hakkının elinden alındığını ve çelişkili ifadelere itiraz edemediğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın somut bir görünümü olan tanık sorgulama hakkı üzerinde durmuştur. Ceza muhakemesi hukukunun en temel prensiplerinden biri olan doğrudan doğruyalık ilkesi gereğince, hâkim kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda taraflarca tartışılmış delillere dayandırabilir. Özellikle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.210 uyarınca, olayın delili tek bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanığın duruşmada mutlaka dinlenmesi yasal bir zorunluluktur. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş yazılı bir tutanağın veya evrakın sadece duruşmada okunması, tanığı bizzat dinleme şartının yerine geçtiği şeklinde yorumlanamaz.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının hukuka uygun bir delil olarak kabul edilip edilemeyeceğini belirlemek için üç aşamalı bir test uygulanmaktadır. İlk aşamada, tanığın mahkemede hazır edilememesinin geçerli, haklı ve zorunlu bir nedene dayanıp dayanmadığı sorgulanır. İkinci aşamada, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanık beyanının mahkûmiyet kararında tek veya belirleyici delil olup olmadığına bakılır. Üçüncü ve son aşamada ise, eğer tanık beyanı belirleyici bir delil konumundaysa savunma tarafının maruz kaldığı bu usuli dezavantajları telafi edecek düzeyde karşı dengeleyici güvencelerin sağlanıp sağlanmadığı incelenir.
Özellikle yargı çevresi dışında bulunan tanıkların bizzat mahkemeye getirilememesi durumunda, SEGBİS gibi teknolojik araçlar kullanılarak sanığın tanığa doğrudan soru sormasına imkân tanınması, yargılamanın adilliğini koruyan en önemli telafi edici güvence olarak kabul edilmektedir. Sadece yazılı istinabe tutanaklarının duruşmada okunması, tanığın güvenilirliğini test etme imkânını ortadan kaldırdığı için çelişmeli yargılama ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken ilk derece mahkemesinin yargılama usulünü eleştirmiş ve üç aşamalı testin gereklerinin yerine getirilmediğini detaylarıyla tespit etmiştir. Mahkeme, aleyhe beyan veren müşteki ve olayın tek tanığının mahkeme huzurunda dinlenmemesi için geçerli ve ikna edici hiçbir neden ortaya koymamıştır. Gerekçeli kararda veya duruşma tutanaklarında, yargı çevresi dışında bulunan bu kişilerin duruşmaya getirilmesinin veya SEGBİS ile eş zamanlı olarak dinlenmesinin neden zor veya imkânsız olduğu hususunda hiçbir hukuki değerlendirme yapılmamıştır.
İkinci olarak, başvurucunun mahkûmiyetinin neredeyse tamamen sorgulama imkânı bulamadığı tanığın ve müştekinin beyanlarına dayandırıldığı saptanmıştır. Mahkeme kararı, tanığın tarafsız olduğu varsayımına dayalı olarak sadece istinabe yoluyla alınan yazılı ifadeler üzerine inşa edilmiştir. Dosyada bu beyanları bağımsız bir şekilde destekleyen başkaca fiziksel, teknik veya kamera kaydı gibi bir delil de bulunmamaktadır. Dolayısıyla söz konusu tanık beyanları, mahkûmiyet hükmü için kesinlikle belirleyici niteliktedir.
Üçüncü aşamada ise yargılama süreci boyunca başvurucuya karşı dengeleyici hiçbir usuli güvence sağlanmadığı saptanmıştır. Başvurucu, aleyhindeki tanık beyanları istinabe mahkemesince alınırken orada bulunamamış, tanıklara doğrudan veya vasıtalı olarak herhangi bir soru yöneltememiş ve ifadelerin doğruluğunu çelişmeli bir şekilde sınama fırsatı elde edememiştir. Aynı şekilde esasa ilişkin hükmü kuran yargılamayı yapan hâkim de tanıkların mimiklerini, anlık tepkilerini ve anlatım tutarlılıklarını bizzat gözlemleyememiş, güvenilirlik testini sağlıklı bir biçimde yapamamıştır. Bu telafi edilmeyen eksiklikler bütüncül olarak yargılamanın hakkaniyetini geri dönülemez biçimde zedelemiştir. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.