Anasayfa/ Karar Bülteni/ Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/587 E. 2025/2893 K.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/587 E. 2025/2893 K.

Bu karar hukuken, adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan hukuki dinlenilme hakkının ve silahların eşitliği ilkesinin iş yargılamasındaki mutlak önemini vurgulaması açısından büyük bir anlama sahiptir. İlk derece mahkemesinin, davacı tarafça gösterilen on tanıktan yalnızca ikisini dinleyip, diğerlerini davayı uzatma amacı taşıdığı varsayımıyla reddetmesi, usul hukukumuzdaki temel teminatların açık bir ihlali olarak değerlendirilmiştir. Yargıtay, özellikle duruşma salonu dışında hazır edilen tanıkların dinlenmemesinin salt davayı uzatma maksadı olarak nitelendirilemeyeceğini, hâkimin ispat konusunda tam bir kanaate ulaşmadan tanık dinlemekten keyfi olarak vazgeçemeyeceğini net bir şekilde ortaya koymuştur.
search
6 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2025/587
Karar No 2025/2893
Karar Tarihi 19.03.2025
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Hukuki dinlenilme hakkı adil yargılanmanın temelidir.
  • gavel Tanıkların dinlenmemesi silahların eşitliği ilkesini ihlal eder.
  • gavel Tanığın işverenle davası olması dinlenmesine engel değildir.
  • gavel Duruşma kapısındaki tanığın dinlenmemesi hukuka aykırıdır.
  • gavel Arabuluculuk tutanağının iptalinde deliller eksiksiz toplanmalıdır.

Bu karar hukuken, adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan hukuki dinlenilme hakkının ve silahların eşitliği ilkesinin iş yargılamasındaki mutlak önemini vurgulaması açısından büyük bir anlama sahiptir. İlk derece mahkemesinin, davacı tarafça gösterilen on tanıktan yalnızca ikisini dinleyip, diğerlerini davayı uzatma amacı taşıdığı varsayımıyla reddetmesi, usul hukukumuzdaki temel teminatların açık bir ihlali olarak değerlendirilmiştir. Yargıtay, özellikle duruşma salonu dışında hazır edilen tanıkların dinlenmemesinin salt davayı uzatma maksadı olarak nitelendirilemeyeceğini, hâkimin ispat konusunda tam bir kanaate ulaşmadan tanık dinlemekten keyfi olarak vazgeçemeyeceğini net bir şekilde ortaya koymuştur.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, özellikle çok sayıda işçiyi ilgilendiren seri iş davalarında ve ihtiyari arabuluculuk tutanaklarının irade fesadı nedeniyle iptali taleplerinde mahkemelerin delil toplama yükümlülüğüne yöneliktir. Karar, işverenle husumeti bulunan veya kendi işçilik alacağı davası devam eden işçilerin tanık olarak dinlenemeyeceği yönündeki yerleşik ama hatalı mahkeme pratiklerini kesin bir dille ortadan kaldırmaktadır. Yargıtay, bir işçinin davası olmasının onun peşinen yalan söyleyeceği veya emsal olamayacağı anlamına gelmediğini, hâkimin tanık beyanlarını serbestçe takdir etmesi gerektiğini açıkça belirterek uygulamadaki eksik inceleme hatalarına karşı çok önemli bir usul içtihadı geliştirmiştir. Bu emsal yaklaşım, arabuluculuk sürecinde iradesinin sakatlandığını iddia eden işçilerin hak arama hürriyetini ve ispat imkânlarını ciddi şekilde güçlendirmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, davalıya ait işyerinde çalışırken kamuoyunda EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) düzenlemesi olarak bilinen kanuni değişiklik kapsamında emekliliğe hak kazanmıştır. İşverenin bu durumdaki işçilerle çalışmak istememesi ve tüm personele hizmet dökümlerini yükletmesi üzerine baskı altında kaldığını iddia eden davacı, emeklilik talepli işten ayrılış belgesini imzalamak zorunda bırakılmıştır. Akabinde işverenle yürütülen ihtiyari arabuluculuk süreci sonucunda işçiye bazı tazminat ödemeleri yapılmıştır. Ancak davacı, bu sürecin işverenin tek taraflı kurgusuyla usulüne aykırı yürütüldüğünü, iradesinin fesada uğratıldığını ve bazı işçilere tanınan ek maddi menfaatlerin kendi grubuna bilerek verilmediğini iddia etmiştir. Davacı, eşit davranma borcuna aykırılık ve psikolojik baskı (mobbing) gerekçeleriyle, baskı altında imzalatılan ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalini, ödenmeyen ek menfaatlerin ve eksik yatan kıdem ile ihbar tazminatı farklarının davalı işverenden tahsilini talep ederek işbu davayı açmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay'ın bu uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel kuralların başında, anayasal bir güvence olan adil yargılanma hakkı ve onun en önemli unsuru niteliğindeki hukuki dinlenilme hakkı gelmektedir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ilgili hükümleri uyarınca herkes iddia ve savunma hakkına sahiptir. Bu bağlamda, usul hukukumuzun temel taşı olan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 ile düzenlenen hukuki dinlenilme hakkı, davanın taraflarının yargılama süresince eşit şekilde açıklama yapabilmesini ve ispat hakkını kullanabilmesini teminat altına almaktadır. Mahkeme önünde iki tarafın delillerinin eşit şartlarda değerlendirilerek tartışılması, "silahların eşitliği" ilkesinin zorunlu bir sonucudur.

Uyuşmazlığın usul hukuku boyutunda öne çıkan diğer ve en kritik kural, tanıkların dinlenmesine ilişkin sınırlandırmalardır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241, mahkemeye gösterilen tanıklardan bir kısmının dinlenmesiyle yeterli kanaate ulaşılması hâlinde diğerlerinin dinlenmemesine karar verme yetkisi tanır. Ancak kanun koyucunun bu fıkradaki asli amacı, tarafların davayı gereksiz yere uzatma niyetini ve süreci tıkamaya yönelik kötüniyetli çabalarını önlemektir. İşçilik alacaklarına ve adil bir çözüme hızla kavuşmayı amaçlayan bir davacının, duruşma kapısında ifade vermek üzere hazır ettiği tanıkların dinlenmemesi bu kuralın lafzına ve yasa koyucunun amacına bütünüyle aykırıdır.

Ayrıca, usul mevzuatımızda işverenle husumeti, çıkar çatışması veya devam eden seri davası olan kişilerin tanık olarak dinlenemeyeceğine dair herhangi bir yasak bulunmamaktadır. Hâkim, tanık ifadeleriyle mutlak surette bağlı kalmaksızın, tanığın doğruluğunu dosyadaki diğer delillerle birlikte serbestçe takdir etme yetkisiyle donatılmıştır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

İlk Derece Mahkemesi, yargılama esnasında davacı tarafın listesinde yer alan on tanıktan yalnızca ikisini dinleyerek sonuca gitmiş ve ispatlanamayan davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme bu kısıtlayıcı tutumunu, dinlenmeyen bazı tanıkların işverenle husumetli olması, kendi adlarına seri dava dosyalarının bulunması ve dinlenen iki tanığın olaylar hakkında yeterli bilgiyi vermiş olduğu gerekçelerine dayandırmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi de bu yaklaşımı yerinde bularak istinaf başvurusunu reddetmiştir. Ancak Yargıtay incelemesinde, duruşma salonu dışında bizzat hazır bekleyen tanıkların salt "davayı uzatma amacı taşıdığı" yanılgısıyla reddedilmesinin usul ve yasaya açıkça aykırı olduğu tespit edilmiştir. İşçilik alacaklarını talep eden bir işçinin kendi davasını uzatmakta mantıksal ve hukuki bir menfaati olamayacağı kesin bir dille vurgulanmıştır.

Bunun yanı sıra, yerel mahkemenin davalı işverenle husumeti olan işçilerin beyanlarının dosyanın esasına katkı sağlamayacağı yönündeki ön kabulü de tümüyle isabetsiz bulunmuştur. Yargıtay, bir kişinin işverenle davası olmasının onun tanıklık yapmasına usul hukuku bağlamında hiçbir engel teşkil etmediğini, hâkimin peşin hükümlü olmak yerine bu beyanları alıp serbestçe takdir etmesi gerektiğini ifade etmiştir. Kaldı ki, dinlenen iki tanığın dahi davacı lehine beyanda bulunmasına rağmen davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle reddedilmesi, mahkemenin aslında olay hakkında tam ve yeterli bilgiye ulaşmadığını kanıtlamaktadır. Yeterli kanaat oluşmadığı hâlde diğer tanıkların dinlenmemesi, davacının ispat hakkının ve hukuki dinlenilme hakkının ağır bir ihlalidir.

Ayrıca Yargıtay, mahkemenin fark kıdem tazminatı talebini uyuşmazlık konusunda arabuluculuk şartı bulunmadığı gerekçesiyle usulden reddetmesini de eleştirmiştir. Zira arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli olduğu kanısına varılıyorsa, anlaşılan konularda dava açılamayacağı kuralı gereği dava şartı yokluğundan değil, esastan ret kararı verilmesi gerekmektedir. Ancak bu durum temyiz edenin sıfatı gereği bozma nedeni yapılmamıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, hukuki dinlenilme hakkının kısıtlandığı ve eksik inceleme yapıldığı gerekçesiyle kararı bozmuştur.

Mahkeme şahitlerimin hepsini dinlemedi, buna hakkı var mı? expand_more
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre mahkemenin yeterli kanaate ulaşması halinde bazı tanıkları dinlememe yetkisi bulunsa da, bu yetki sınırsız değildir. Hâkim ispat konusunda tam bir kanaate ulaşmadan, sadece davayı uzatma amacı taşıdığınızı varsayarak tanıklarınızı dinlemekten keyfi olarak vazgeçemez. Yeterli kanaat oluşmadığı hâlde gösterdiğiniz şahitlerin dinlenmemesi, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkınızın ağır bir ihlalidir.
İşverenle davalık olan arkadaşım benim davamda şahitlik yapabilir mi? expand_more
Evet, yapabilir. Mevzuatımızda işverenle husumeti olan veya kendi işçilik alacağı davası devam eden kişilerin tanık olarak dinlenemeyeceğine dair herhangi bir yasak bulunmamaktadır. Yargıtay, bir işçinin kendi davasının olmasının onun peşinen yalan söyleyeceği anlamına gelmeyeceğini açıkça belirtmiştir. Hâkimin, husumetli tanık beyanlarını dinlemeden reddetmesi hukuka aykırıdır; bu beyanları alıp dosyadaki diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirmesi gerekir.
Hakim davayı uzatmamak için kapıdaki şahidimi dinlemeyi reddedebilir mi? expand_more
Hayır, reddedemez. Yargıtay kararlarına göre, işçilik alacaklarını talep eden bir kişinin kendi davasını bilerek uzatmakta mantıksal veya hukuki bir menfaati olamaz. Adalete hızla kavuşmayı amaçlayan bir davacının bizzat duruşma kapısında hazır ettiği tanıkların dinlenmemesi, kanunun amacına aykırıdır ve usul hukukumuzdaki temel hakların açık bir ihlali olarak kabul edilir.
Baskıyla imzalatılan arabuluculuk tutanağı iptal edilebilir mi? expand_more
Evet, şayet işverenin baskısı veya mobbingi altında iradeniz fesada uğratılarak ihtiyari arabuluculuk anlaşması imzalamak zorunda bırakıldıysanız, bu tutanağın iptali talebiyle dava açma hakkınız mevcuttur. Yargıtay, arabuluculuk sürecinde iradesinin sakatlandığını iddia eden işçilerin hak arama hürriyetini korumakta ve mahkemelerin bu konudaki delilleri, özellikle de tanık beyanlarını eksiksiz toplaması gerektiğini emretmektedir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir