Anasayfa Karar Bülteni AYM | Yalçın Düzgün | BN. 2021/23140

Karar Bülteni

AYM Yalçın Düzgün BN. 2021/23140

KARARIN KÜNYESİ

Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu
Başvuru No 2021/23140
Karar Tarihi 29.05.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Haksız gözaltı tazminatı makul seviyede olmalıdır.
  • Tazminat belirlenirken ihlal edilen tüm haklar gözetilmelidir.
  • Düşük tazminat hakkın özünü zayıflatır niteliktedir.
  • Beraat sonrası açılan davada tazminat yetersizliği incelenir.

Bu karar, haksız yakalama ve gözaltı tedbirleri nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında hükmedilecek tazminat miktarının belirlenmesine ilişkin yargı pratiğinde çok kritik bir standart getirmektedir. Anayasa Mahkemesi, beraatle sonuçlanan ceza yargılamalarının ardından haksız koruma tedbirleri için hükmedilen tazminat tutarlarının sadece sembolik kalmaması gerektiğini açıkça ve kesin bir dille vurgulamıştır. Kişinin hürriyetinden yoksun bırakılmasıyla sonuçlanan işlemlerde, derece mahkemelerinin belirlediği manevi tazminat tutarı, kişinin yaşadığı mağduriyeti gerçek anlamda giderecek makul ve adil bir seviyede olmak zorundadır. Ayrıca, uygulanan koruma tedbirinin kişinin yalnızca fiziksel özgürlüğünü değil, somut olayda olduğu gibi toplantı ve gösteri yürüyüşü gibi diğer anayasal haklarını da kısıtlayıp kısıtlamadığı hususu, tazminat miktarının tayininde ağırlaştırıcı bir unsur olarak mutlaka dikkate alınmalıdır.

Emsal etkisi bakımından bu ihlal kararı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesi kapsamında açılan tazminat davalarında yerel mahkemelerin takdir yetkisinin alt sınırlarını çizen çok önemli bir içtihattır. Mahkemeler artık sadece hürriyetten yoksun kalma süresinin matematiksel hesabını yapmakla yetinemeyecek, koruma tedbirinin kişinin diğer temel haklarına olan yıkıcı etkisini de değerlendirmek zorunda kalacaktır. Uygulamada sıkça karşılaşılan çok düşük tutarlı manevi tazminat kararlarının Anayasa'nın 19. maddesini doğrudan ihlal edeceği netleşmiştir. Bu yönüyle söz konusu karar, haksız koruma tedbirlerine maruz kalan vatandaşların tatmin edici bir manevi giderim elde etmesi için derece mahkemelerine güçlü bir mesaj vermekte ve benzer davalarda hükmedilecek tazminat tutarlarının makul bir seviyeye artırılmasına hukuki dayanak oluşturmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Kamu görevinden çıkarılmış olan başvurucu ve beraberindeki on iki sendika üyesi, Bakırköy Cumhuriyet Meydanı'nda bir basın açıklaması yapmak istemiştir. Ancak idarenin daha önceden aldığı yasaklama kararı gerekçe gösterilerek grubun meydana girmesi polis tarafından engellenmiş, atılan sloganlar sonrası gruba müdahale edilmiş ve başvurucu kelepçelenerek gözaltına alınmıştır. Direnme suçlamasıyla ifade vermeyi reddeden ve ilerleyen saatlerde serbest bırakılan başvurucu ile diğer grup üyeleri hakkında "kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşünde dağılmamakta ısrar etme" suçundan kamu davası açılmıştır.

Yapılan yargılama sonucunda eylemin barışçıl toplanma hakkı kapsamında olduğu ve suç teşkil etmediği anlaşılarak başvurucunun beraatine karar verilmiştir. Beraat kararının kesinleşmesinin ardından başvurucu, haksız yere yakalanıp gözaltına alınması nedeniyle yaşadığı mağduriyeti gidermek amacıyla 5.000 TL manevi tazminat talebiyle ağır ceza mahkemesinde dava açmıştır. Mahkemenin sadece 100 TL manevi tazminata hükmetmesi ve bu kararın istinaf aşamasında kesinleşmesi üzerine başvurucu, tazminat miktarının yetersiz olduğu ve toplantı hakkına yapılan müdahalenin dikkate alınmadığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi bu uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın kişi hürriyeti ve güvenliğini düzenleyen 19. maddesi ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını teminat altına alan 34. maddesini hukuki incelemesinin temeline almıştır. Uyuşmazlığın kanuni dayanağı ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141 hükmüdür. Bu madde, kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya haklarında kovuşturmaya yer olmadığına ya da beraat kararı verilen kişilerin, bu haksız işlemlerden doğan maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten isteyebileceğini açıkça düzenlemektedir.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, haksız gözaltı veya tutuklama nedeniyle açılan tazminat davalarında hükmedilecek miktar, devlet tarafından tazminat hukukunun genel prensiplerine ve hakkaniyete uygun olarak belirlenmelidir. Eğer derece mahkemelerince hükmedilen tazminat miktarı ihlalle orantılı olmayacak ölçüde önemsizse veya Anayasa Mahkemesinin benzer ihlaller nedeniyle hükmettiği tazminat miktarına göre kayda değer ölçüde düşükse, Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası açıkça ihlal edilmiş sayılır. Manevi tazminat miktarı belirlenirken kişinin sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, uygulanan tedbirin süresi ve kişinin üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmelidir.

Ayrıca, uygulanan bir koruma tedbiri birden fazla anayasal hakkın ihlaline sebebiyet vermişse, duyulan üzüntünün giderimi için derece mahkemelerinin bu çoğul ihlal durumunu da mutlaka gözetmesi gerekmektedir. Nitekim kanun koyucu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141 kapsamında duyulan manevi zararın giderimi için herhangi bir üst sınır veya katı bir kısıtlama öngörmemiştir. Bu nedenle, haksız koruma tedbirinin kişinin toplanma, gösteri veya ifade özgürlüğü gibi diğer temel haklarına yönelik bir müdahale teşkil edip etmediği hususu, manevi tazminat miktarının takdirinde dikkate alınması gereken zorunlu bir unsurdur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, somut olayda ağır ceza mahkemesi tarafından haksız gözaltı işlemi nedeniyle başvurucu lehine hükmedilen 100 TL tutarındaki manevi tazminatın hukuki yeterliliğini derinlemesine incelemiştir. Karar tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinin benzer durumlardaki bir günlük gözaltı süresi için ödenmesine karar verdiği asgari tazminat miktarının (2020 yılı için asgari 600 TL, 2024 yılı için ise 2.970 TL) çok altında kalan bu tutarın, kabul edilebilir bir yanı olmadığı belirtilmiştir. Mahkeme, hükmedilen bu tutarın tazminat hakkının özünü zayıflatacak ve hakkı anlamsız kılacak kadar düşük olduğunu tespit etmiştir. Sembolik düzeyde kalan bu tazminatın kişinin haksız yere hürriyetinden yoksun bırakılması nedeniyle yaşadığı ağır mağduriyeti gidermekten tamamen uzak olduğu ve bu durumun Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiği güçlü bir şekilde vurgulanmıştır.

İkinci boyut olarak, başvurucunun asıl toplanma amacı olan ve demokratik bir hakkın kullanımını içeren basın açıklamasına katılmasının polis gücüyle engellenmesi ve bu eylem sırasındaki orantısız gözaltı işlemi ele alınmıştır. Beraat kararının ardından açılan tazminat davasında ağır ceza mahkemesinin, uygulanan koruma tedbirinin başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik haksız bir müdahale teşkil edip etmediğini hiçbir şekilde değerlendirmediği görülmüştür. Oysa uygulanan haksız gözaltı işlemi, doğrudan başvurucunun anayasal bir hakkını barışçıl yollarla kullanmasını fiilen engellemiştir. Derece mahkemesinin bu kritik durumu manevi tazminat miktarını belirlerken gözetmemesi ve gerekçeli kararında bu hak ihlaline yönelik hiçbir tartışmaya yer vermemesi, hukuki bir eksiklik olarak değerlendirilmiş ve toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ayrı bir ihlali olarak nitelendirilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: