Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/25892 E. 2020/11813 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/25892 |
| Karar No | 2020/11813 |
| Karar Tarihi | 14.10.2020 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Hakim tarafların talepleriyle bağlıdır.
- Talep aşılarak fazla mesai hesaplanamaz.
- İddia edilen saatten fazlası verilemez.
- Haftalık kırk beş saat aşılmalıdır.
Bu karar, iş hukuku yargılamasında "taleple bağlılık" ilkesinin ne derece katı ve tavizsiz bir şekilde uygulandığını çok net bir biçimde ortaya koymaktadır. İşçi, dava dilekçesinde çalışma saatlerini belirli bir zaman dilimi ile sınırlandırmışsa, tanık beyanları veya dosyaya sunulan diğer deliller daha uzun bir çalışma süresine işaret etse dahi, hakimin davacının kendi beyanını aşarak daha yüksek bir fazla mesai süresi üzerinden hesaplama yapması hukuken kesinlikle mümkün değildir. Yargıtay bu kararında, işçinin açık beyanının ötesine geçilerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun temel ilkelerinden birinin ihlal edilemeyeceğini güçlü bir dille vurgulamaktadır.
Uygulamadaki emsal etkisi açısından bakıldığında, bu karar özellikle işçi vekilleri için dava dilekçesi hazırlanırken iddiaların ne kadar titiz, dikkatli ve gerçeğe uygun şekilde formüle edilmesi gerektiğine dair önemli bir uyarı niteliği taşımaktadır. Mahkemeler ve bilirkişiler, fazla çalışma sürelerini belirlerken yalnızca dinlenen tanık beyanlarına dayanarak sınırları kendiliklerinden genişletemez; davacının dilekçesinde çizdiği çerçeveye mutlak surette sadık kalmak zorundadırlar. Dolayısıyla bu içtihat, fazla mesai davalarında bilirkişi raporlarının denetimi ve iddia-delil dengesinin adil biçimde kurulmasında işverenler yönünden oldukça önemli bir güvence oluştururken, yargılamanın sınırlarının her halükarda davacının somut talebiyle çizileceğini bir kez daha Türk hukuk sistemine sabitlemektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalı işverene ait işyerinde kat görevlisi olarak çalıştığı dönemde kendisine yönelik haksız uygulamalar yapıldığını ve özellikle son bir yıl içinde çalışma şartlarının ağırlaştırılarak kendisine sistematik mobbing uygulandığını iddia etmiştir. Davacı, kat şefinin fiili saldırısına maruz kaldığını ve bu ağır durumu işverene bildirmesine rağmen korunmak yerine haksız yere işten çıkartıldığını ileri sürmüştür. Dava dilekçesinde, işe başladığı ilk dönemlerde mesaisinin 08:00 ile 16:00 arasında olduğunu ve günlük molalarını kullanabildiğini; ancak son bir yıl içinde mesainin saat 16:45'e kadar uzatıldığını ve çay molalarının da elinden alındığını belirtmiştir. Tüm bu haksızlıklar gerekçesiyle kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin ve fazla çalışma ücretlerinin davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı işveren ise işçinin iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin bu uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel usul hukuku prensibi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 26 kapsamında güvence altına alınan "taleple bağlılık ilkesi"dir. Bu emredici kurala göre, hakim tarafların talep sonuçlarıyla doğrudan bağlı olup, talepten daha fazlasına veya tamamen başka bir şeye karar veremez. İş hukuku yargılamalarında, işçinin dava dilekçesinde kendi eliyle çizdiği sınırlar ve belirttiği çalışma saatleri bizzat kendisi açısından bağlayıcı bir hukuki ikrar niteliğindedir. İşyerindeki diğer çalışanların veya tanıkların ifadeleri işçinin iddia ettiğinden daha uzun saatler çalışıldığını gösterse bile, hakimin işçinin kendi talebini aşarak hüküm kurması yasalara açıkça aykırıdır.
Bununla birlikte maddi hukuk anlamında uyuşmazlığın temelini oluşturan 4857 sayılı İş Kanunu m. 41 hükümlerine göre, haftalık kırk beş saati aşan tüm çalışmalar kanunen fazla çalışma olarak kabul edilir ve bu süreyi aşan çalışmalar zamlı ücret üzerinden ödenmelidir. Fazla çalışma ücretinin doğru şekilde hesaplanabilmesi için, işçinin işyerinde geçirdiği fiili çalışma süresinden ara dinlenme sürelerinin düşülmesi suretiyle net çalışma süresinin bulunması zorunludur. Zira 4857 sayılı İş Kanunu m. 68 uyarınca ara dinlenme süreleri günlük çalışma süresinden sayılmaz.
İşyerinde fazla çalışma yapıldığını ispat yükü kural olarak davacı işçinin üzerindedir. İmzalı ücret bordroları, işyeri giriş-çıkış puantaj kayıtları gibi kesin yazılı deliller bulunmadığında, işçi bu iddiasını işyerinin çalışma düzenini bilen tanık beyanlarıyla da ispatlayabilir. Ancak ispat süreci ne olursa olsun, mahkemenin vereceği karar daima davacının dilekçesindeki beyan limitlerine tabidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından yapılan detaylı incelemede, yerel mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporundaki fazla çalışma hesaplamalarının usul kurallarına ve yasal sınırlara açıkça aykırı olduğu tespit edilmiştir. Davacı işçi, dava dilekçesinde işe başladığı dönemden son bir yıla kadar olan geniş süreçte günlük çalışma saatlerinin 08:00 ile 16:00 arasında gerçekleştiğini, bu sürede günde iki kez on beşer dakikalık çay molası ve yarım saatlik yemek molası kullandığını tereddüde mahal bırakmayacak şekilde açıkça beyan etmiştir. Yüksek Mahkeme, işçinin bu kendi beyanı çerçevesinde hesaplama yapıldığında, haftalık fiili çalışma süresinin kanuni sınır olan kırk beş saatin kesinlikle altında kaldığını belirtmiş ve bu ilk dönem için davacının hiçbir şekilde fazla çalışma ücretine hak kazanamayacağını vurgulamıştır.
Uyuşmazlığın düğümlendiği son bir yıllık çalışmaya ilişkin iddialar incelendiğinde ise, davacı işçi kendi iradesiyle mesaisinin 08:00 ile 16:45 arasında gerçekleştiğini ileri sürmüştür. Ancak yerel mahkeme tarafından onaylanan ve hükme esas alınan bilirkişi raporunun ikinci seçeneğinde, yalnızca taraf tanıklarının beyanlarına itibar edilerek davacının mesaisinin akşam saat 18:00'e kadar sürdüğü kabul edilmiş ve haftalık on buçuk saat fazla çalışma yapıldığı tespitiyle hesaplama yapılmıştır. Yargıtay, davacının kendi beyanı ile mesaisinin saat 16:45'te son bulduğunu iddia etmesine rağmen, mahkemenin bu iddiayı genişleterek mesainin saat 18:00'e kadar devam ettiğini kabul etmesini usul hukukunun emredici kurallarına aykırı bulmuştur.
Yukarıda izah edilen hukuki temeller ve 6100 sayılı Kanun'un 26. maddesinde yer alan taleple bağlılık ilkesi gereğince, işçinin kendi belirlediği çalışma sınırlarının ötesine geçilerek ve tanık beyanları bahane edilerek talep aşımı yaratılması hukuken mümkün değildir. Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, talep aşılarak fazla mesai hesabı yapılmasının hatalı olduğu yönünde karar vererek kararı bozmuştur.