Karar Bülteni
AİHM TSAAVA VE DİĞERLERİ BN. 13186/20
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire |
| Başvuru No | 13186/20 |
| Karar Tarihi | 11.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Gösterilerde orantısız güç kullanımı kötü muameledir.
- Plastik mermi kullanımı sıkı yasal kurallara tabi olmalıdır.
- Gazetecilerin hedef alınması ifade özgürlüğünün açık ihlalidir.
- Kötü muamele iddiaları derhal ve etkili şekilde soruşturulmalıdır.
- Devletin güç kullanımını meşru ve orantılı gösterme yükümlülüğü vardır.
Bu karar, toplumsal olaylara müdahale sırasında kolluk kuvvetlerinin kinetik etkili mühimmat (plastik mermi) kullanımına ilişkin hukuki sınırları netleştirmesi bakımından Avrupa İnsan Hakları Hukuku kapsamında büyük bir öneme sahiptir. Mahkeme, göstericilere ve gazetecilere yönelik orantısız ve gereksiz güç kullanımının Sözleşme kapsamında mutlak nitelik taşıyan kötü muamele yasağının ağır bir ihlali anlamına geldiğini vurgulamıştır. Sadece fiziksel müdahale değil, aynı zamanda basın mensuplarının mesleki faaliyetlerinin engellenmesi ve demokratik toplumun temeli olan barışçıl toplantı hakkının orantısız şekilde kısıtlanması da açıkça hukuka aykırı bulunmuştur.
Karar, kolluk kuvvetlerinin toplumsal olaylara müdahalesinde sahip olduğu takdir yetkisinin hiçbir zaman sınırsız olmadığını ve her bir birey özelinde güç kullanımının zorunlu ve orantılı olduğunun somut delillerle ispatlanması gerektiğini kesin bir dille ortaya koymaktadır. Özellikle plastik mermi gibi potansiyel olarak ölümcül veya ağır yaralayıcı sonuçlar doğurabilen teçhizatın kullanımının katı, öngörülebilir ve net bir yasal çerçeveye oturtulması zorunluluğu, tüm taraf devletler açısından bağlayıcı bir standart olarak belirlenmiştir. Uygulamada, kolluk kuvvetlerinin kalabalık kontrolü ve dağıtma yöntemlerinin gözden geçirilmesi, güvenlik standartlarının iyileştirilmesi ve kolluk şiddeti iddiaları sonrasında derhal bağımsız, tarafsız ve etkili bir ceza soruşturması yürütülmesinin önemi emsal niteliğinde pekiştirilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Dava, Haziran 2019 tarihinde Gürcistan Parlamentosu önünde düzenlenen geniş çaplı bir protesto gösterisine katılan eylemciler ile bu önemli toplumsal olayı sahada takip eden gazetecilerden oluşan toplam yirmi altı başvurucu tarafından Gürcistan Devleti'ne karşı açılmıştır. Uyuşmazlığın temelini, polisin başlangıçta barışçıl olan ancak sonrasında küçük bir grubun parlamento binasına girmeye çalışmasıyla tırmanan olaylara karşı uyguladığı müdahale şekli oluşturmaktadır. Başvurucular, polisin kalabalığı dağıtmak amacıyla herhangi bir uyarı yapmaksızın ve tamamen orantısız bir biçimde plastik mermi kullanması ile doğrudan fiziksel şiddet uygulaması sonucu çeşitli şekillerde yaralandıklarını ileri sürmüşlerdir. Olayın ardından polis memurları hakkında başlatılan ceza soruşturmasının yıllarca sürüncemede bırakıldığını belirten başvurucular, haksız polis şiddeti ve olayın ardından etkin bir soruşturma yürütülmemesi nedenleriyle işkence ve kötü muamele yasağının, ifade özgürlüğünün ve toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının açıkça ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi, önündeki uyuşmazlığı çözerken temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3 (işkence ve kötü muamele yasağı), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.10 (ifade özgürlüğü) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.11 (toplantı ve dernek kurma özgürlüğü) ilkelerine dayanmıştır.
Mahkeme'nin yerleşik içtihat prensiplerine göre, toplumsal olaylara müdahale sırasında kolluk kuvvetlerinin güç kullanımı, ancak kesinlikle zorunlu, kaçınılmaz ve hedeflenen meşru amaçla tam anlamıyla orantılı olduğu takdirde yasal ve meşru kabul edilebilir. İşkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3 kapsamında hiçbir istisnaya veya askıya almaya yer vermeyen mutlak bir hak olup, bu maddenin maddi yönünün ihlal edilmemesi için güç kullanımının her bir birey bazında haklı gösterilmesi gerekir. Özellikle plastik mermi gibi kinetik etkili mühimmatların teknik özellikleri, kullanım şekilleri ve insan sağlığı üzerinde yol açabileceği geri dönülemez ve ciddi riskler göz önüne alındığında, bu tür silah ve araçların kullanımının ulusal mevzuatta çok sıkı, öngörülebilir ve açık kurallara bağlanması zorunludur.
Bununla bağlantılı olarak, devletin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3 kapsamında çok sıkı bir usuli yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bu yükümlülük, kolluk kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen ve mağdurlarda yaralanmaya yol açan kötü muamele iddialarına karşı derhal, bağımsız, şeffaf ve sorumluların tespit edilip cezalandırılmasını sağlayacak etkinlikte bir ceza soruşturması yürütülmesini gerektirir. Cezasızlık politikasının önlenmesi bu usuli güvencenin temelidir.
Öte yandan, demokratik bir toplumda medyanın rolü bağlamında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.10 gazetecilerin toplumsal olayları ve kamuoyunu ilgilendiren protestoları haber yapma hakkını güçlü bir koruma altına alırken, devletlere gazeteciler için güvenli bir çalışma ortamı sağlama ve onları fiziksel saldırılardan koruma yönünde proaktif bir pozitif yükümlülük yüklemektedir. Benzer şekilde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.11 uyarınca, barışçıl gösteri ve toplanma hakkı demokratik bir toplumun temel taşlarından biridir ve bu hak yalnızca yasal, meşru ve demokratik bir toplumda kesinlikle gerekli olan zorunlu durumlarda, aşırıya kaçmadan ve tamamen orantılı olarak sınırlandırılabilir. Sınırlandırmaların yetersiz yasal çerçevelere dayanması hukuka aykırılık oluşturur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Mahkeme, somut olayda polisin göstericilere ve anayasal haklarını kullanarak olayları takip eden basın mensuplarına yönelik müdahalesini çok ayrıntılı ve kapsamlı bir şekilde incelemiştir. Mahkeme kayıtlarına sunulan tıbbi belgeler ve video görüntüleri incelendiğinde, başvurucuların yirmisinin doğrudan polisin ateşlediği plastik mermilerle, dördünün ise kolluk kuvvetleri tarafından doğrudan ve haksız fiziksel şiddet uygulanarak yaralandığı hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilmiştir. Mahkeme, davalı hükümetin, söz konusu başvurucuların her birine yönelik gerçekleştirilen güç kullanımının o anın şartlarında kesinlikle zorunlu ve orantılı olduğunu kanıtlayamadığını açıkça vurgulamıştır. Bazı göstericilerin şiddet eylemlerine başvurmuş, polis kordonunu aşmaya çalışmış ve taşkınlık çıkarmış olması, o sırada alanda bulunan, şiddete başvurmadan barışçıl bir şekilde eylem yapan diğer sivil kişilere veya yalnızca mesleki görevini ifa eden gazetecilere karşı ayrım gözetmeksizin silah ve plastik mermi kullanılmasını hukuken haklı çıkarmaz.
Ayrıca, mevcut ulusal mevzuatın ve idari düzenlemelerin plastik mermi gibi kinetik mühimmatların kullanımını yeterince katı bir şekilde düzenlemediği, kullanım öncesi mutlaka sesli uyarı yapılması ve hedef gözetilmesi gibi temel güvenlik kurallarına ve uluslararası insan hakları standartlarına uyulmadığı belirlenmiştir. Bu yasal ve pratik eksiklikler, doğrudan doğruya Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3 bağlamında işkence ve kötü muamele yasağının maddi yönünün ihlaline yol açmıştır. Buna ek olarak, söz konusu olayların üzerinden beş buçuk yıldan daha fazla bir süre geçmesine rağmen olaya karışan faillerin ve sorumluların açıkça tespit edilemediği, kolluk kuvvetleri hakkında yürütülen idari ve cezai soruşturmaların sürüncemede bırakıldığı ve etkili bir şekilde yürütülmediği görülerek aynı maddenin usul yönünden de ihlal edildiği saptanmıştır.
Olayları haber yapan ve kamuoyunu bilgilendirme görevini üstlenen gazeteci başvurucular açısından ise, doğrudan mesleki faaliyetlerini engellemeye yönelik olarak hedef alınmaları ve kendilerine karşı orantısız güç kullanılması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.10 ihlal edilmiştir. Herhangi bir şiddet olayına karışmadan gösteriye barışçıl bir şekilde katılan diğer sivil vatandaş başvurucuların maruz kaldığı ağır polis şiddeti ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.11 bağlamında barışçıl toplanma özgürlüğüne yönelik orantısız ve haksız bir müdahale olarak değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi, kötü muamele yasağının, ifade özgürlüğünün ve toplanma özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.