Karar Bülteni
AİHM TOMENKO BN. 2016/79340
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 5. Bölüm |
| Başvuru No | 2016/79340 |
| Karar Tarihi | 10.07.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Seçim hakkı keyfi kısıtlamalara tabi tutulamaz.
- Milletvekilliğinin düşürülmesi öngörülebilir yasalara dayanmalıdır.
- Siyasi partiler seçmen iradesini keyfi olarak yok sayamaz.
- Hukuk kuralları keyfiliğe karşı yeterli güvence sunmalıdır.
Bu karar, demokratik bir toplumda milletvekilliği görevinin güvenceleri ve siyasi partilerin, seçilmiş temsilcilerin görevlerine son verme yetkilerinin sınırları açısından büyük bir öneme sahiptir. Karar hukuken, bir milletvekilinin mensubu olduğu siyasi partinin meclis grubundan kendi isteğiyle ayrılması üzerine, milletvekilliğinin ilgili parti kararıyla düşürülmesinin, bu süreci düzenleyen açık ve öngörülebilir bir yasal çerçevenin bulunmadığı hallerde, hukukun üstünlüğü ilkesine ve serbest seçim hakkına açık bir aykırılık teşkil ettiğini ortaya koymaktadır. Anayasal hükümlerin varlığına rağmen, uygulamanın sınırlarını ve şartlarını çizen bir kanunun olmaması, bu tür ağır müdahaleleri keyfiliğe açık hale getirmektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi ise siyasi partilerin iç mekanizmalarının, halkın oylarıyla seçilmiş temsilcilerin görevlerini sonlandırmada sınırsız ve denetimsiz bir güce sahip olamayacağını netleştirmesidir. Mahkeme, seçmen iradesinin korunmasının demokratik işleyişin temeli olduğunu vurgulayarak, milletvekillerinin görevlerine ancak hukuki kesinlik taşıyan öngörülebilir usullerle son verilebileceğini hüküm altına almıştır. Bu içtihat, parti içi disiplin veya ihraç mekanizmalarının serbest seçim hakkını zedeleyecek bir silah olarak kullanılmasının önüne geçerek üye devletlerin mevzuatlarını Avrupa insan hakları standartlarına uyumlu hale getirmeleri için güçlü bir referans metni oluşturmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, Ukrayna'da tanınmış bir siyasetçi olan başvurucunun milletvekilliği görevinin, mensubu olduğu siyasi parti tarafından erken sona erdirilmesinden kaynaklanmaktadır. Başvurucu, 2014 yılında bir siyasi partinin listesinden parlamento üyesi olarak seçilmiş ve partisinin meclis grubunda başkan vekilliği görevini üstlenmiştir. Ancak, devlet bütçesine yönelik partisinin yaklaşımını onaylamaması nedeniyle meclis grubundan istifa etmiştir.
Bunun üzerine siyasi parti, olağanüstü bir kongre düzenleyerek tüzüğünü değiştirmiş ve anayasadaki bir hükme dayanarak başvurucunun milletvekilliğine son vermiştir. Başvurucu, anayasanın bu tür bir düşürme işleminin ancak "bir kanuna dayanılarak" yapılabileceğini öngördüğünü, ancak ortada usulü belirleyen böyle bir kanun bulunmadığı için yapılan işlemin tamamen hukuksuz olduğunu belirterek idari yargıda dava açmıştır. Yerel mahkemelerin itirazlarını reddetmesi üzerine, serbest seçim hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek 1 No.lu Protokol m. 3 (Serbest seçim hakkı) kapsamında bir inceleme yapmıştır. Bu madde, yasama organının seçilmesinde halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasını güvence altına alan koşullar altında gizli oyla serbest seçimler yapılmasını taahhüt eder.
Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, serbest seçim hakkı mutlak bir hak değildir ve devletlerin bu alanda geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu takdir yetkisi sınırsız değildir; getirilen kısıtlamaların hakkın özünü zedelememesi, meşru bir amaç gütmesi ve orantılı olması gerekmektedir. Özellikle bir müdahalenin yasallık şartını sağlaması için iç hukukta net bir dayanağının bulunması, ilgili kişiler açısından öngörülebilir olması ve keyfiliğe karşı yeterli yasal koruma mekanizmalarını içermesi şarttır. Bir kuralın "öngörülebilir" olabilmesi için, bireyin davranışlarının olası sonuçlarını önceden makul bir düzeyde görebilmesine imkan tanıması ve yetkili makamlara tanınan takdir yetkisinin kapsamını yeterli bir açıklıkla belirtmesi gerekmektedir.
Mahkeme ayrıca, Ukrayna Anayasası m. 81 hükmünün uygulanma biçimini de ele almıştır. İlgili hüküm, bir milletvekilinin seçildiği partinin meclis grubundan ayrılması durumunda milletvekilliğinin düşürülebileceğini belirtse de, bunun "bir kanuna dayanılarak" yapılması gerektiğini açıkça öngörmektedir. Demokratik bir toplumda parlamentonun etkin işleyişi büyük önem taşıdığından, halkın temsilcilerinin görevlerine son verilmesi prosedürü yalnızca parti tüzüklerine veya siyasi partilerin denetimsiz takdirine bırakılamaz. Devlet, seçilme hakkını güvence altına almakla yükümlüdür ve bu hakkın kısıtlanmasına yönelik yetkiyi özel kuruluşlara tamamen devredemez.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Mahkeme, somut olayda başvurucunun yasama organı üyeliğinin erken sona erdirilmesinin, serbest seçim hakkına doğrudan bir müdahale oluşturduğunu tespit etmiştir. İhtilafın temelinde, müdahalenin yasal dayanağı olarak gösterilen anayasal hükmün öngörülebilir olup olmadığı sorunu yatmaktadır. Anayasa'nın ilgili hükmü, parti grubundan ayrılma halinde milletvekilliğinin düşürülmesini "bir kanuna dayanması" şartına bağlamıştır. Ancak, bu yetkinin kullanım şartlarını ve usullerini belirleyen hiçbir yasal düzenleme (kanun) hayata geçirilmemiştir.
Bununla birlikte, geçmişte partisinin meclis grubundan ayrılan pek çok milletvekili bulunmasına rağmen, bu anayasal hüküm daha önce hiçbir milletvekilinin görevine son vermek için işletilmemiştir. Aynı partiden ayrılan on milletvekilinden sadece başvurucunun da aralarında bulunduğu iki kişinin milletvekilliği parti kongresi kararıyla düşürülmüş, diğer sekiz kişi hakkında ise hiçbir işlem yapılmamıştır. Siyasi partinin, meclis grubundan ayrılan bir milletvekilinin görevine ne zaman, kimler için ve hangi kriterlere göre son vereceği konusunda tamamen sınırsız ve keyfi bir takdir yetkisine sahip olması hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Mahkeme, bir siyasi partiye herhangi bir açıklama yapmaksızın ve yasal bir usul izlemeksizin seçilmiş bir milletvekilinin görevini sonlandırma yetkisi verilmesinin, bu tür kararları hukukun denetiminden çıkardığını ve kötüye kullanıma karşı hiçbir maddi koruma sağlamadığını vurgulamıştır. Mevcut durumda, başvurucunun seçilme hakkına ve görevini sürdürme hakkına yapılan müdahalenin kanunilik unsurunu taşımadığı açıktır. Alınan bu tedbirin yalnızca hukuksuz olmakla kalmayıp aynı zamanda açıkça orantısız olduğu ve yasama organının seçiminde halkın iradesinin özgürce ifade edilmesini engellediği sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, öngörülebilir yasal bir düzenleme olmaksızın milletvekilliğinin siyasi parti kararıyla düşürülmesinin hukuka aykırı olduğuna ve yasama seçimlerinde halkın özgür iradesini zedelediğine karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.