Karar Bülteni
AİHM TİSHKİNA BN. 2020/4711
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 3. Bölüm |
| Başvuru No | 2020/4711 |
| Karar Tarihi | 03.03.2026 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Devlet, üçüncü kişilerin eylemlerine karşı mülkiyeti korumalıdır.
- Kaçak madenciliğe karşı etkili önlemlerin alınmaması ihlaldir.
- Mülkiyetin korunmasında pozitif yükümlülükler tam yerine getirilmelidir.
- Kurumlar arası yetki karmaşası devletin sorumluluğunu kaldırmaz.
Bu karar, devletin mülkiyet hakkını yalnızca kendi doğrudan müdahalelerine karşı değil, aynı zamanda üçüncü kişilerin hukuka aykırı eylemlerine karşı da koruma yükümlülüğü olduğunu son derece açık bir biçimde ortaya koymaktadır. AİHM, yasadışı madencilik faaliyetleri nedeniyle evleri geri dönülemez şekilde zarar gören vatandaşların korunmasında idarenin hareketsiz kalmasını ve kurumlar arası yetki karmaşasının arkasına sığınmasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı bulmuştur. Karar, devletin riskli durumları önceden öngörme ve proaktif, anlamlı tedbirler alma konusundaki pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını kesin hatlarla çizmesi açısından büyük bir hukuki önem taşımaktadır.
Uygulamadaki emsal etkisi bakımından bu ihlal kararı, idarelerin çevresel veya altyapısal tehlikelere karşı zamanında ve tam koordineli bir şekilde harekete geçmeleri gerektiğini güçlü bir biçimde vurgulamaktadır. Yasadışı eylemlerin kamu makamlarınca bilindiği durumlarda, idarenin sorumluluğu reddetmesi veya yasal altyapıdaki eksiklikleri öne sürmesi AİHM tarafından geçerli mazeretler olarak kabul edilmemiştir. İdarenin ihmali ve etkisizliği nedeniyle mülkiyeti ağır zarar gören kişiler için güçlü bir emsal teşkil eden bu içtihat, idari kurumların sorumluluk alanlarının netleştirilmesi ve risk yönetimi konularında ulusal düzeyde daha katı standartlar getirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Elka Ivanova Atanasova, Bulgaristan'ın madencilik geçmişiyle bilinen Pernik şehrinde bulunan evinin, yasadışı kömür madenciliği yapan şahıslar nedeniyle onarılamaz derecede yapısal hasar görmesi üzerine hukuk mücadelesi başlatmıştır. Bölgede faaliyet gösteren kişiler, başvurucunun evinin altına kadar uzanan kaçak tüneller kazarak kömür çıkarmış, bu tehlikeli durum arazide çökmelere ve nihayetinde evin tahliye edilmesini gerektirecek düzeyde büyük bir yıkıma yol açmıştır.
Başvurucu, kamu makamlarının bu yasadışı faaliyetleri çok önceden bilmesine rağmen evini ve mülkiyetini korumak için gerekli, etkili ve zamanında önlemleri almadığını belirterek Pernik belediyesine karşı tazminat davası açmıştır. Ancak yerel mahkemeler, alanın bir maden imtiyaz bölgesi olmaması sebebiyle belediyenin doğrudan sorumlu tutulamayacağını belirterek davayı reddetmiştir. İç hukuk yollarından sonuç alamayan başvurucu, devletin mülkiyet hakkını koruma konusundaki pozitif yükümlülüklerini ihlal ettiği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuş, uğradığı ağır maddi ve manevi zararların tazminini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken temel olarak 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi (mülkiyetin korunması) kapsamında devletin pozitif yükümlülüklerine dayanmıştır. AİHM içtihatlarına göre, mülkiyet hakkının etkin ve pratik bir şekilde korunması, devletin sadece mülkiyete keyfi olarak müdahale etmekten kaçınmasını (negatif yükümlülük) değil, aynı zamanda mülkiyet hakkının üçüncü kişiler tarafından ihlal edilmesini önleyecek makul koruyucu tedbirleri almasını da gerektirir.
Bu pozitif yükümlülükler çerçevesinde, idari makamların riskli durumları tespit etmesi, yasadışı faaliyetleri önleyici bir yasal ve idari altyapı oluşturması ve meydana gelen zararları giderecek etkili mekanizmalar sunması zorunludur. Mahkeme, yerel makamların idari yetkilerinin sınırlarını ve sorumluluklarını belirlerken, Yeraltı Kaynakları Kanunu gibi ulusal mevzuatın öngördüğü yetki ve görev dağılımının pratikte ne ölçüde etkin işletildiğini değerlendirir.
Yerleşik içtihat prensipleri uyarınca, devletin kurumları arasında hangi birimin müdahale edeceği konusundaki belirsizlikler, koordinasyonsuzluk veya yasal mevzuattaki boşluklar, mülkiyet hakkının korunmaması için geçerli bir mazeret olarak kabul edilemez. İdarenin yasadışı bir olguyu açıkça bilmesi (somut olaydaki yasadışı madencilik gibi) ve buna rağmen koordineli, makul ve caydırıcı önlemler almaması, toplumun genel çıkarı ile bireyin temel hakları arasındaki adil dengenin bozulması anlamına gelir. Bu bağlamda, özel şahısların süregelen yasadışı faaliyetleri sonucunda bireylerin ağır mülkiyet kayıplarına uğraması ve ulusal hukuk sisteminin bu zararı önleyecek makul eylemlerden yoksun kalması, doğrudan devletin sorumluluğunu doğuran bir ihlal nedenidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda Bulgaristan makamlarının yasadışı kömür madenciliği faaliyetlerine karşı başvurucunun mülkiyetini korumakta tamamen yetersiz kaldığını tespit etmiştir. Mahkeme, Pernik bölgesindeki yasadışı madencilik sorununun yetkililer tarafından uzun süredir bilindiğini, ancak idareler arasında hangi kurumun harekete geçeceği konusunda ciddi bir yetki karmaşası ve süraskıya alma durumu yaşandığını vurgulamıştır.
AİHM, hasarın doğası ve boyutu hakkındaki resmi değerlendirmelerin ancak başvurucunun evinin onarılamaz derecede hasar görmesinden sonra yapılabildiğini belirtmiştir. İdarenin, yasadışı madenciliğin yarattığı ağır riskleri yönetmek, mülkiyet zararlarını önlemek ve bu yasadışı fiilleri gerçekleştirenleri caydırmak için zamanında, kapsamlı ve anlamlı bir eylemde bulunmadığı saptanmıştır. Hükümetin, başvurucunun evini sigortalatması gerektiği veya tazminat davasını yerel yönetim yerine doğrudan devlete veya eski maden şirketine karşı açması gerektiği yönündeki savunmaları, devletin mülkiyeti koruma konusundaki temel pozitif yükümlülüklerini ortadan kaldıran argümanlar olarak görülmemiştir. Mahkeme, yasadışı kömür çıkarımının yol açtığı tehlikelere karşı idarece alınan tedbirlerin yetersizliğinin ve yasal düzenlemelerdeki netlik eksikliğinin, başvurucuya orantısız ve aşırı bir külfet yüklediğine dikkat çekmiştir.
Mahkeme'ye göre, kamu kurumlarının farklı birimlerinin sorumlulukları birbirine atması, bilgi kopukluğu yaşanması ve bilinen yasadışı fiillere karşı zamanında müdahale edilmemesi, başvurucunun mülkiyet hakları ile kamu yararı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi başvurucu aleyhine açıkça bozmuştur. İdarenin sorunu çözmek için makul bir süreye ve planlamaya ihtiyaç duyması anlaşılabilir bir durum olsa da, aradan geçen süre zarfında hiçbir anlamlı ve koruyucu adım atılmamış olması Sözleşme'nin ihlali olarak değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, mülkiyetin korunmasına ilişkin pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.