Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 7. HD | 2016/24828 E. | 2016/17103 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 7. HD 2016/24828 E. 2016/17103 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 7. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/24828
Karar No 2016/17103
Karar Tarihi 21.10.2016
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Banka ödemeleri imzasız bordrolara geçerlilik kazandırır.
  • Ücretin ödendiğinin ispat yükü kesinlikle işverene aittir.
  • Geniş anlamda ücret banka kayıtlarıyla ispatlanabilir.
  • Maddi hata saptanırsa önceki bozma kararı kaldırılabilir.

Bu karar hukuken, imzasız ücret bordrolarının işçi alacaklarının ispatındaki yerini ve banka kayıtları ile desteklenmesi halinde doğuracağı hukuki sonuçları netleştirmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. İşverenin ibraz ettiği ancak işçinin imzasını taşımayan bordrolar tek başına doğrudan ödeme belgesi olarak kabul edilmese de, bordroda tahakkuk ettirilen miktarların banka kanalıyla işçinin hesabına yatırılmış olması, söz konusu bordrolara hukuki geçerlilik kazandırmaktadır. Yargıtay bu kararıyla, salt belgede imza bulunmaması nedeniyle yapılan tahakkukların tamamen göz ardı edilemeyeceğini ve maddi gerçeğin araştırılması gerektiğini vurgulamıştır.

Benzer davalarda emsal etkisi ve uygulamadaki önemi ele alındığında, özellikle fazla mesai ve genel tatil ücreti gibi geniş anlamdaki ücret alacaklarının ispat süreçlerine doğrudan etki edeceği açıktır. Uygulamada işverenlerin banka kanalıyla yaptıkları düzenli ödemelerin, imzasız evrakın eksikliğini ne derece telafi ettiği hususunda yerel mahkemelere net bir inceleme yöntemi sunulmaktadır. Mahkemelerce, ilgili döneme ait banka hesap dökümleri detaylı biçimde incelenmeli, ödenen aylar dışlanarak bakiye bir hak olup olmadığı adil bir hesaplama ile belirlenmelidir. Böylece işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde katı şekilcilikten ziyade maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ilkesi pekiştirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, davalıya ait otel işyerinde çalışırken ödenmeyen fazla çalışma ücretleri, kullandırılmayan hafta tatilleri, mobbing uygulamaları, aleyhine değiştirilen çalışma koşulları ve gerçek dışı bazı belgelerin zorla imzalatılmak istenmesi gibi nedenlerle iş sözleşmesini haklı olarak feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı ile çeşitli işçilik alacaklarının tahsili talebiyle dava açmıştır.

Buna karşılık davalı işveren konumundaki otel işletmesi, iddiaları reddetmiş ve asıl feshin işveren tarafından haklı nedenle gerçekleştirildiğini savunmuştur. Davalı işveren, davacı işçinin otelde konaklayan yabancı uyruklu kadın müşterileri mesai esnasında taciz ettiğini, olay sırasında "bunlar iş gibi" şeklinde sözler sarf ettiğini, ayrıca mesai saatleri içerisinde müşteri odasında kurallara aykırı olarak sigara içtiğini iddia etmiştir. Bunun yanı sıra davalı işveren, davacının talep ettiği fazla mesai ve genel tatil ücretlerinin dönemsel olarak düzenlenen bordrolarda tahakkuk ettirildiğini ve banka kanalıyla hesabına eksiksiz ödendiğini belirterek davanın tümden reddedilmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı genel hukuk kurallarının başında, ücretin ödenme usullerini belirleyen 4857 sayılı İş Kanunu m. 37 düzenlemesi gelmektedir. Bu kanun maddesine göre, işçiye ücretin elden ya da özel olarak açılan banka hesabı kanalıyla ödenmesi durumunda, işverenin ücret hesabını açıkça gösteren, imzalı ve işyerinin özel işaretini taşıyan "ücret hesap pusulası" vermesi emredici bir yasal zorunluluktur. İş hukukundaki yerleşik uygulamalarda ve çalışma hayatı pratiklerinde, genellikle "ücret bordrosu" adı altında belgeler düzenlenerek bu periyodik ödemeler kayıt altına alınmakta ve her ödeme döneminde işçinin imzası aranmaktadır.

Yargıtay'ın istikrar kazanmış ve yerleşik içtihat prensiplerine göre, temel ücretin ve ücrete bağlı diğer yan hakların ödendiğini ispat külfeti her zaman mutlak surette işverenin üzerindedir. İşveren bu yükümlülüğünü yerine getirirken yargılama aşamasında sadece imzalı bordrolara dayanmak zorunda bırakılamaz; banka aracılığı ile yapılan düzenli ödemelerde banka kayıtları da ödemeyi gösteren kesin ve yadsınamaz bir hukuki belge niteliği taşır. İşçinin imzasını taşıyan bir ödeme belgesi borcun ödendiği konusunda tek başına yeterli görülse de, para borcu niteliğinde olan ücretin ödendiğinin yalnızca tanık beyanlarıyla ispatlanması hukuken kesinlikle mümkün değildir.

Doktrin tanımları ve yargı kararları ışığında, geniş anlamda ücret alacağı içerisinde yer alan fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının ödenip ödenmediği hususu da tamamen bu ispat kuralları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Açıkça ifade edildiği üzere, işçinin ilgili aya ait ücret pusulasında fiziki imzası olmasa dahi, bordroda açıkça tahakkuk eden miktarın kuruşu kuruşuna işçinin şahsi banka hesabına geçmesi halinde, o döneme ait ücretlerin ihtirazi kayıtsız ödendiği karine olarak kabul edilir ve ödenen aylar hesaplamalarda mutlak surette dışlanmak zorundadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, öncelikle dosya üzerinde yapılan incelemede, daha önce verdiği bozma kararında tespit edilen çok önemli bir maddi hatanın varlığını ele almıştır. Davalı vekilinin maddi hatanın giderilmesi yönündeki talebini haklı bulan Daire, önceki kararında ulusal bayram ve genel tatil ücreti açısından verdiği bozma kararının, fazla çalışma alacaklarını da kapsaması gerektiğine kanaat getirmiş ve önceki kararındaki maddi hatayı ortadan kaldırarak dosyayı yeniden esastan incelemeye almıştır.

Yapılan detaylı yargılama ve delil incelemelerinde, davalı işverenin dava dosyasına sunduğu 2009 yılının Nisan ayından 2010 yılının Aralık ayına kadar olan döneme ait imzasız bordrolarda, her ay farklı ve değişken saatlerde fazla mesai ücreti tahakkuku yapıldığı saptanmıştır. Aynı davalıya karşı farklı işçiler tarafından benzer istemlerle açılan diğer emsal davalarda da açıkça vurgulandığı üzere, sadece milli bayram ve genel tatil ücreti açısından değil, fazla mesai ücreti bakımından da imzasız bordroların hukuki sonucunun detaylıca incelenmesi elzem görülmüştür.

Yerel mahkeme tarafından alınan bilirkişi raporunda, bahsi geçen bordroların işçinin imzasını taşımaması sebebiyle bu belgelere doğrudan itibar edilmediği ve bazı yıllara ait fazla mesai tahakkuklarının hesaplamaya hiç katılmadığı anlaşılmıştır. Ancak yargılama aşamasında dosyaya celbedilen banka hesap ekstrelerinin, söz konusu imzasız bordro dönemlerinin tamamını eksiksiz olarak kapsamadığı görülmüştür. Yargıtay incelemesinde, belge imzasız dahi olsa bordroda belirli bir mesai tahakkuku yer aldığında, bu tutarların işçinin banka hesabına fiilen ödenip ödenmediğinin net ve kesin bir şekilde saptanması gerektiğine hükmetmiştir.

Mahkemece, tüm ilgili çalışma dönemini kapsayan banka kayıtlarının eksiksiz olarak bankalardan celbedilmesi, imzalı olmayan bordrolarda tahakkuk ettirilen fazla mesai ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının banka yoluyla ödenip ödenmediğinin tek tek kalem bazında eşleştirilmesi emredilmiştir. Eğer banka kayıtlarında bu tutarların ödemesinin yapıldığı tespit edilirse, ödenen söz konusu ayların dışlanarak bakiye bir alacak kalıp kalmadığının yasal prosedürlere göre hesaplanması ve çıkacak nihai sonuca göre karar verilmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Bu hususların göz ardı edilerek eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka ve hakkaniyete aykırı bulunmuştur.

Sonuç olarak Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, eksik inceleme ile tahakkuk içeren imzasız bordroların banka kayıtlarıyla karşılaştırılmamasını hatalı bularak yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: