Anasayfa/ Makale/ Toplu İş Hukukunda Zorunlu Tahkim ve Yüksek...

Makale

Toplu İş Hukukunda Zorunlu Tahkim ve Yüksek Hakem Kurulu

İş hukuku* uygulamasında, grev ve lokavt hakkının kullanılamadığı istisnai durumlarda devreye giren zorunlu tahkim kurumu ve Yüksek Hakem Kurulu*'nun yapısı, başvuru şartları ile kararlarının hukuki niteliği, çalışma barışının tesis edilmesi ve kamu düzeninin korunması bakımından hayati bir hukuki işleve sahiptir.

İş hukuku pratiğinde, işçi ve işveren sendikaları arasındaki toplu pazarlık süreçlerinin her zaman her iki tarafın tam mutabakatı ve anlaşmasıyla sonuçlanması ne yazık ki her zaman mümkün olmamaktadır. Tarafların serbest iradeleriyle bir sözleşme metni üzerinde uzlaşamadıkları ve toplu iş uyuşmazlığının fiilen ortaya çıktığı durumlarda, normal şartlar altında anayasal güvence altındaki eylemsel iş mücadelesi araçlarına başvurulması hukuki sistemin doğası gereği en olağan yoldur. Ancak kanun koyucu, kamu düzeninin sarsılmaması, toplumun genel sağlığının korunması ve devletin milli güvenliğinin herhangi bir risk veya tehlikeye maruz bırakılmaması amaçlarıyla belirli kritik işlerde ve hayati öneme sahip işyerlerinde bu mücadele araçlarının kullanılmasını yasaklamış veya geçici sürelerle ertelenmesine hukuki olanak tanımıştır. İşte tam bu hassas noktada, uyuşmazlıkların kalıcı olarak çözümsüz kalmasını bütünüyle engellemek, tarafların hak kayıplarının önüne geçmek ve çalışma barışını yasal bir çerçevede sürdürmek adına zorunlu tahkim müessesesi devreye girmektedir. Mevcut hukuk sistemimizde bu hayati ve sonlandırıcı yargısal görevi üstlenen anayasal ve bağımsız merci Yüksek Hakem Kurulu olarak adlandırılmaktadır. Bu makalede, söz konusu kurulun teşkilat yapısı, yargılama işleyişi ve kararlarının hukuki boyutu tüm detaylarıyla incelenmektedir.

Zorunlu Tahkim Kurumunun Hukuki Niteliği ve Kapsamı

Alternatif uyuşmazlık çözüm yolları arasında oldukça özel ve istisnai bir yere sahip olan tahkim, genellikle ticaret hukukunda tarafların serbest iradeleriyle seçtikleri bir yöntem olmasına rağmen, iş hukuku mevzuatımızın özel olarak belirlediği durumlarda kanuni ve mutlak bir zorunluluk halini almaktadır. Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu çerçevesinde kapsamlı bir biçimde düzenlenen bu yapı, taraf iradelerini belirli noktalarda ortadan kaldıran ancak kamu yararını şahsi menfaatlerden üstün tutan yasal ve meşru bir müdahale biçimidir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın elli dördüncü maddesi uyarınca, kanunla grev ve lokavtın yasaklandığı veya ertelendiği hallerde çözümsüz kalan tüm uyuşmazlıkların doğrudan Kurul tarafından çözüleceği amir bir hüküm olarak Anayasa'da yer almaktadır. Bu durum, uluslararası sözleşmeler ve Uluslararası Çalışma Örgütü normları bağlamında ele alındığında, temel hizmetlerin kesintisiz biçimde aksamaması ve devletin asli fonksiyonlarının devamlılığı prensipleri gereği meşru bir hukuki zaruret olarak kabul edilmekte ve modern hukuk sistemlerindeki yerini güçlü bir şekilde muhafaza etmektedir.

Toplu iş uyuşmazlığının barışçıl yollarla taraf iradeleri çerçevesinde çözüme kavuşturulamadığı ve aynı zamanda yasal kısıtlamalar sebebiyle herhangi bir eylemsel mücadele aracının kullanılamadığı bir senaryoda, endüstriyel ilişkiler sisteminin kilitlenmesini önlemek devletin temel görevlerindendir. Bu noktada kurulan yasal tahkim mekanizması, sadece uyuşmazlığı kâğıt üzerinde sona erdirmekle kalmaz, aynı zamanda uyuşmazlık konusu ekonomik ve sosyal talepleri derinlemesine değerlendirerek işçi ve işveren dengesini adil bir biçimde yeniden tesis eden bir hukuki sözleşme metni yaratır. İlgili güncel yasal düzenlemeler uyarınca, uyuşmazlığın taraflarının kurula resmi başvuruda bulunmadan önce kanunun zorunlu tuttuğu arabuluculuk süreci aşamasını tamamen tüketmiş ve tamamlamış olmaları şartı aranmaktadır. Yetkili arabulucu nezdinde yürütülen müzakereler sonunda anlaşma sağlanamaması halinde, belirli kısa ve hak düşürücü süreler içerisinde yetkili resmi mercilere yapılacak olan usulüne uygun başvuru ile birlikte asıl yargılama ve inceleme safahatı başlamış olur. Aksi takdirde, süreyi kaçıran tarafın hukuki yetkisi düşecektir.

Yüksek Hakem Kurulunun Yapısı ve İşleyişi

İş hukuku bağlamında nihai karar mercii sıfatını haiz olan Kurul, başkan dâhil olmak üzere toplam sekiz üyeden oluşan çok taraflı, bağımsız ve karma bir teşkilat yapısına sahiptir. Kanun koyucu, alınacak kararların çalışma hayatında tam anlamıyla adil olmasını ve mevcut sektörel dengeleri her yönden gözeten bir yapıda bulunmasını temin etmek amacıyla, bu kurulun oluşumunda devlet, işçi ve işveren temsilcilerine tamamen dengeli bir biçimde yer vermiştir. Kurulun başkanlığını, kural olarak Yargıtay'ın ilgili iş uyuşmazlıklarına bakan dairelerinin başkanları arasından en kıdemli olan ve en uzun süre başkanlık yapmış üye üstlenmektedir. Bunun hemen yanı sıra, Cumhurbaşkanı tarafından özel olarak atanan uzman ve bağımsız bir üye, Yükseköğretim Kurulu tarafından üniversitelerin iş ve sosyal güvenlik hukuku anabilim dallarından seçilen kıdemli bir akademisyen, en çok üyeye sahip işçi konfederasyonundan iki resmi temsilci ve kamu işverenlerini de kapsayacak şekilde en çok üyeye sahip işveren konfederasyonundan iki temsilci de kurulun asli üyeleri olarak görev yapmaktadırlar.

Kurulun idari süreçleri, organizasyonu ve teknik hazırlık işlemleri, doğrudan doğruya başkanlığa bağlı olarak faaliyet gösteren bir genel sekreterlik ile bünyesindeki bağımsız uzman ve raportörler aracılığıyla son derece titiz bir biçimde yürütülmektedir. Bu görevlilerin tarafsızlıklarını mutlak surette koruyabilmeleri için işçi veya işveren kuruluşlarıyla herhangi bir organik bağlarının bulunmaması kanuni bir zorunluluktur. Uzmanlar, önlerine gelen toplu iş uyuşmazlığı dosyasını öncelikle ehliyet, yetki, zaman aşımı süreleri ve ilgili mevzuata uygunluk yönünden detaylı bir ön incelemeye tabi tutar ve hazırladıkları raporu eksiksiz biçimde genel sekretere sunarlar. Usuli herhangi bir eksikliği bulunmadığı tespit edilen dosyalar hızla esastan incelemeye alınır. Kurul, kendisine intikal eden uyuşmazlıkları kural olarak dosya ve evrak üzerinden inceler; ancak adaletin tecellisi için gerekli gördüğü istisnai hallerde bizzat taraflardan ek bilgi veya belge talep edebilir, hatta taraf temsilcilerini bizzat huzurda dinleyerek onların hukuki argümanlarını doğrudan doğruya değerlendirme yoluna gidebilir.

Yüksek Hakem Kuruluna Başvuru Şartları ve Kapsamı

Uyuşmazlık dosyalarının kurula intikal edebilmesi ve esastan incelenebilmesi için kanunda sarih bir biçimde sayılan belirli istisnai durumların somut olayda mutlaka gerçekleşmiş olması gereklidir. Bu katı şartların en başında, temel bir anayasal kural olan grev ve lokavt yasağı kapsamına giren işler ve işyerleri gelmektedir. Kanun koyucu, toplumun genel ve kesintisiz işleyişini, halkın en temel hayati ihtiyaçlarının karşılanmasını ve devletin bölünmez güvenliğini tehlikeye atabilecek stratejik sektörlerde üretimin veya hizmetin durdurulmasını kesin bir dille yasaklamıştır. Bu gibi hassas alanlarda faaliyet gösteren işyerlerinde, yürütülen toplu görüşme ve zorunlu arabuluculuk safhalarından hiçbir şekilde olumlu sonuç alınamaması ve anlaşmazlığın sürmesi halinde, sorunun nihai çözümü için mecburi olarak kurula başvurulması gerekmektedir. İlgili yetkili makama yapılacak bu başvurunun, arabulucu tutanağının taraflara resmi tebliğinden itibaren sadece altı iş günü gibi son derece kısa, kesin ve hak düşürücü bir süre içerisinde gerçekleştirilmesi kanuni bir zorunluluktur.

Mevcut yasal düzenlemeler uyarınca iş mücadelesi araçlarının kullanımının kesin bir biçimde yasaklandığı ve çözümsüz kalan uyuşmazlıkların doğrudan doğruya yetkili kurula intikal ettirildiği kritik sektörler ile hizmet alanları sınırlı sayıda sayılmış olup şu şekilde sıralanmaktadır:

  • Can ve mal kurtarma işlerinin bizzat yapıldığı faaliyet alanları.
  • Cenaze işleri ile mezarlık hizmetlerinin yürütüldüğü tüm alanlar.
  • Şehir şebeke suyu, elektrik, doğal gaz ve petrol üretimi, tasfiyesi ve dağıtımı tesisleri.
  • Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı bünyesindeki işyerleri.
  • Hastaneler, teşhis ve tedavi merkezleri gibi klinik düzeydeki sağlık kuruluşları.
  • Kamu kurum ve kuruluşlarınca toplum yararına yürütülen tüm itfaiye hizmetleri.
  • Petrokimya işleri ile merkezi kayıt kuruluşu niteliğindeki stratejik finansal hizmet yapıları.

Kurula mecburi başvuruyu tetikleyen bir diğer son derece önemli hukuki durum ise alınmış olan iş mücadelesi kararlarının yürütme erki tarafından ertelenmesi müessesesidir. Yasaya uygun olarak kararı alınmış veya fiilen uygulanmaya başlanmış olan bir yasal grev veya lokavt eylemi, eğer toplumun genel sağlığını veya devletin milli güvenliğini doğrudan bozucu, yıkıcı bir nitelikte görülürse, Cumhurbaşkanı kararı ile en fazla altmış gün süreyle geçici olarak ertelenebilir. Bu yasal erteleme süresi zarfında, görevlendirilen uzman arabulucu, uyuşmazlığı masada çözmek ve tarafları uzlaştırmak için son bir yoğun çaba sarf eder. Eğer uygulanan bu altmış günlük erteleme süresinin en sonunda da taraflar arasında herhangi bir anlaşma metni ortaya çıkmaz ve uyuşmazlık devam ederse, taraflardan her biri sürenin bitimini izleyen altı iş günü içerisinde kurula başvurma hakkına ve yükümlülüğüne sahip hale gelir.

Kurul Kararlarının Hukuki Niteliği ve Kesinliği

Yürütülen detaylı tahkim yargılaması sonucunda kurul tarafından tesis edilen maddi ve usuli hükümlerin hukuki statüsü, yasalar ile çok özel ve sarsılmaz bir güvence altına alınmıştır. İlgili kanuni düzenlemeler uyarınca, kurulun yapılan incelemeler neticesinde verdiği kararlar tam anlamıyla kesin hüküm niteliği taşır ve tıpkı bağımsız mahkeme kararları gibi derhal icra edilebilir bir vasfa ve güce sahiptir. Dahası, mevzuat bu kesinleşmiş kararları içerik ve bağlayıcılık bakımından doğrudan doğruya bir toplu iş sözleşmesi hükmünde kabul ve ilan etmektedir. Ortaya çıkan bu hukuki durumun endüstriyel ilişkilerdeki pratik sonucu şudur: Kurulun esasa ilişkin verdiği kararlara karşı, idari yahut adli yargı mercilerinde temyiz, itiraz veya istinaf gibi hiçbir olağan kanun yoluna başvurulması hukuken kesinlikle mümkün değildir. Verilen kararın yetkili mercilerce taraflara resmi tebliği ile birlikte, metinde yer alan yeni çalışma koşulları, belirlenen ücret zam oranları ve tüm sosyal haklar işyerinde derhal ve eksiksiz olarak yürürlüğe girer.

Kurul tarafından titizlikle ihdas edilen ve anında sözleşme niteliği kazanarak yürürlüğe giren bu bağlayıcı kurallar bütünü, tarafların ancak gelecekteki karşılıklı ve özgür mutabakatları ile sonradan değiştirilebilir. Bir başka deyişle, işveren ile yetkili işçi sendikası, kurul kararının resmiyet kazanmasının ardından diledikleri zaman aralarında tamamen serbestçe anlaşarak, imzalayacakları yeni bir ek protokol veya anlaşma metni ile sözleşme şartlarında istedikleri esnekliğe ve değişikliğe gidebilirler. Ancak bunun dışında, taraflardan herhangi birinin tek taraflı bir itiraz hakkı, kararı mahkemeye taşıma yetkisi veya şartları keyfi olarak değiştirme lüksü kati surette bulunmamaktadır. İş hukuku doktrininde önde gelen akademisyenlerin ve yerleşik Yargıtay içtihatlarının da son derece açık bir biçimde vurguladığı üzere, kurulun verdiği bu bağlayıcı ve nihai kararların, sendika üyesi olsun veya olmasın, kanuni yararlanma şartlarını taşıyan tüm işçilere istisnasız bir biçimde ve eşit olarak teşmil edilmesi temel bir hukuk kuralıdır.

Sonuç olarak, sendikal hakların ve özgür toplu pazarlığın temel prensip olduğu Türk iş hukuku sisteminde, kamu yararının zorunlu kıldığı anlarda müracaat edilen bu köklü tahkim kurumu, çalışma hayatı sisteminin en büyük sigortası niteliğini taşımaktadır. İster yasal yasaklar sebebiyle doğrudan, isterse erteleme kararları dolayısıyla dolaylı olarak başvurulsun; bu yüksek kurulun varlığı, endüstriyel ilişkilerdeki kaosu ve uzun süreli ekonomik üretim kayıplarını engelleyen en temel hukuki argümandır. Tarafların tüm iddia ve savunmalarını titizlikle inceleyen, emsal nitelikteki sözleşmeleri ve güncel ekonomik göstergeleri dikkate alarak kararlar üreten kurul, çalışma barışını adil bir şekilde yeniden tesis etmektedir. Süreçlerin yasal olarak katı şekil kurallarına, bilhassa geri dönüşü olmayan hak düşürücü sürelere sıkı sıkıya bağlı olması sebebiyle, uyuşmazlık taraflarının bu prosedürleri mutlaka uzman bir hukuki destek ve profesyonel bir avukatlık danışmanlığı eşliğinde yürütmeleri, ileride doğabilecek telafisi imkânsız hak kayıplarının önüne geçilmesi bakımından hayati bir önem arz etmektedir.

9 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: