Makale
[Toplu İş Sözleşmesi Yetki Tespitine İtiraz Yolları ve Yargı Süreci]
Toplu iş hukuku sistemimizde, işçi ve işveren arasındaki sosyo-ekonomik güç dengesizliğini gidermenin en temel ve anayasal yolu toplu pazarlık sürecidir. Sendikaların varlık sebebini ve en önemli faaliyetini teşkil eden bu kritik süreç, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yetki tespitinin yapılmasıyla resmi olarak başlamaktadır. Ancak sendikalar arasındaki yoğun rekabet, çalışma hayatının dinamikleri ve işverenlerin sendikal örgütlenmeyi stratejik olarak yönetme çabaları neticesinde, Bakanlıkça verilen yetki tespit kararlarına uygulamada sıklıkla itiraz edilmektedir. Yetki tespitine itiraz, yasal usul ve sürelere titizlikle uyulmasını gerektiren, son derece teknik, karmaşık ve çok aktörlü bir hukuki müessesedir. İtiraz süreci, kanun gereği mahkeme kararı kesinleşinceye kadar yetki işlemlerini ve dolayısıyla toplu pazarlık görüşmelerini tamamen durdurduğundan, çalışma barışını ve sendikal hakların fiili kullanımını doğrudan etkilemektedir. Hukuk sistemimizde, yetki tespitine karşı başvurulacak yollar belirli kişi, süre ve sıkı şekil şartlarına tabi tutulmuştur. Bu sıkı usul kuralları, itiraz hakkının kötü niyetle kullanılmasını önlemeyi ve toplu pazarlık sürecinin gereksiz yere sürüncemede kalmasını engellemeyi amaçlamaktadır. Yargı sürecinin adil, şeffaf ve hızlı bir biçimde yürütülmesi, örgütlenme özgürlüğünün fiiliyata dökülmesi bakımından hayati bir önem taşımaktadır.
Yetki Tespitine İtirazın Tarafları ve Husumet Yönetimi
Yetki tespitine itiraz edebilecek kişi ve kurumlar, 6356 sayılı Kanun hükümleriyle açıkça ve sınırlı sayıda belirlenmiştir. Kanuna göre itiraz hakkı, yalnızca Bakanlık tarafından düzenlenen yetki tespit yazısının bizzat tebliğ edildiği işçi sendikaları, işveren sendikaları veya sendika üyesi olmayan bağımsız işverenlere tanınmıştır. İşçi sendikalarının bir yetki tespitine itirazda bulunabilmesi için, kurulu bulundukları işkolunda en az yüzde bir oranında işçiyi üye kaydetmiş olmaları ve bu barajı aşmaları ön koşuldur; işkolu barajını aşamayan sendikaların hukuki yararı bulunmadığından itiraz hakları da mevcut değildir. Aynı doğrultuda, işçilerin bireysel olarak yetki tespitine itiraz etme hakları yasal olarak tanınmamıştır, zira toplu iş sözleşmesi yapma yetkisi yalnızca sendikalara ait kolektif bir haktır. İşverenin bir işveren sendikasına üye olması durumunda ise itiraz, bizzat işveren tarafından değil, onun temsilcisi konumundaki bağlı bulunduğu sendika aracılığıyla yapılmalıdır. Üyesi olduğu sendikadan ayrılan bir işverenin tek başına itiraz hakkını kullanabilmesi, istifanın yasal olarak tam anlamıyla hüküm doğurduğu otuz günlük bekleme süresinin dolmasına bağlanmıştır.
İtirazın türleri, Bakanlığın yaptığı tespitin niteliğine göre olumlu yetki tespiti ve olumsuz yetki tespiti olarak iki temel kategoriye ayrılmaktadır. Olumlu yetki tespitine itiraz, ilgili sendikanın gerçekte kanuni çoğunluk koşullarını sağlamadığı iddiasıyla, sürecin tarafı olan işveren veya o işkolunda barajı aşmış rakip sendikalar tarafından yapılmaktadır. Yargıtay'ın önceki yıllardaki içtihatlarında, bu tür itiraz davalarında işlemi tesis eden Bakanlık, işveren ve o işkolunda kurulu barajı geçen tüm sendikalar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu kabul edilmekteydi. Ancak güncel Yargıtay içtihatlarıyla usul ekonomisi ilkesi gereği bu katı tutumdan vazgeçilmiş; davanın esastan reddi riskini azaltmak adına davalı olarak Bakanlığın gösterilmesinin yeterli olduğu, diğer ilgililere ve sendikalara ise davanın yalnızca ihbar edilmesi gerektiği yönünde esnek ve pratik bir hukuki çözüm benimsenmiştir.
Olumsuz yetki tespitine itiraz müessesesi ise, yasal çoğunluk oranlarını fiilen sağladığını, ancak Bakanlık kayıtlarında veya SGK bildirimlerindeki hatalar nedeniyle başvurusunun haksız yere reddedildiğini iddia eden başvuru sahibi işçi sendikası tarafından kullanılmaktadır. Bu itiraz davasında husumet doğrudan ve yalnızca işlemi tesis eden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na yöneltilmektedir. Zira olumsuz tespit yazısı idare tarafından yasal bir gereklilik olarak sadece başvurucu sendikaya tebliğ edilmekte, işverene veya işkolundaki diğer rakip sendikalara herhangi bir resmi bildirim yapılmamaktadır. Dolayısıyla diğer aktörlerin bu idari işlemden doğrudan haberdar olmaları beklenemeyeceğinden, davalı sıfatıyla sürece dahil edilmeleri usulen gerekmemektedir.
İtiraza Konu Edilen Temel Hukuki Uyuşmazlıklar ve İspat Külfeti
Yetki tespitine itirazın mahiyetini, Bakanlıkça yapılan inceleme ve değerlendirmelerin maddi gerçeklikle örtüşmediğine dair hukuki iddialar oluşturmaktadır. Yargı uygulamalarında bu iddialar çeşitlilik göstermekle birlikte, toplu iş hukukunun doğası gereği belirli teknik başlıklar altında yoğunlaşmaktadır. Bu uyuşmazlık konuları, mahkemenin tahkikat aşamasını ve bilirkişi incelemesinin sınırlarını doğrudan tayin etmektedir:
- İşyeri düzeyinde yüzde elli, işletme düzeyinde ise yüzde kırk olan yasal çoğunluk oranlarının başvuru anında fiilen sağlanmadığına yönelik matematiksel itirazlar.
- İşçi sendikası ile yetki talep edilen işyerinin farklı işkollarında yer aldığına ilişkin, sicil numaraları ve faaliyet konuları üzerinden yapılan itirazlar.
- Aynı işverene ait işyerlerinin yönetimsel, teknik ve mali bütünlük arz edip etmediği noktasında toplanan işletme niteliğine itirazlar.
- Yetkiyi engellemek veya saptırmak amacıyla kurulan muvazaalı alt işverenlik ilişkileri ile fiilen çalışmayan işçilerin kuruma bildirilmesi itirazları.
- Bakanlıkça yayımlanan işkolu istatistiklerindeki verilerin güncelliğine ve doğruluğuna ilişkin iddialar.
Uygulamada mahkemeleri en çok meşgul eden ve derinlemesine inceleme gerektiren itiraz konularının başında "hayalet işçi" alımları ve muvazaalı işlemler gelmektedir. Sendikanın yetki başvurusunda bulunacağı tarihi öngören kötü niyetli işverenler, sendikanın çoğunluk oranını düşürmek ve yetki almasını engellemek amacıyla, işyerine fiilen çalışmayacak çok sayıda işçinin girişini SGK üzerinden resmi olarak yapabilmektedir. Yargıtay içtihatlarında da vurgulandığı üzere, yetki başvuru tarihinden hemen önce hayatın olağan akışına aykırı biçimde gerçekleştirilen toplu işçi girişleri mahkemelerce şüpheyle karşılanmakta ve titizlikle denetlenmektedir. Muvazaa tespit edildiği takdirde, bu sahte bildirimlere konu edilen kişiler, yetki hesabında toplam işçi sayısından düşülmekte ve sendikanın gerçek çoğunluğu yansıtacak şekilde yetkiyi alması sağlanmaktadır.
İtiraz nedenlerinin mahkeme huzurunda ispatlanması süreci ise genel ispat hukuku kuralları çerçevesinde vücut bulmaktadır. Kanun metninde itirazın mutlaka somut delillere dayandırılması gerektiği emredici biçimde düzenlenmiş olup, soyut ve delilsiz itirazların incelenmeksizin reddedileceği hüküm altına alınmıştır. Toplu iş hukukuna özgü ayrı bir ispat kuralı ihdas edilmediğinden, Türk Medeni Kanunu'nun altıncı maddesinde yer alan genel ispat yükü kuralı burada da aynen geçerlidir. Bu kural uyarınca, Bakanlığın yetki tespitinin hatalı olduğunu öne sürerek kendi lehine bir hukuki sonuç talep eden taraf, bu iddiasını yasal ve somut delillerle ispatla mükelleftir. Tarafların kendi aralarında yapacakları özel sözleşmelerle ispat yükünü değiştirmeleri veya belli delil türlerini dışlamaları, iş hukukunun kamu düzenine ilişkin emredici yapısına aykırılık teşkil edeceğinden kesinlikle hükümsüzdür.
Alt işverenlik ilişkisinin muvazaalı olduğu durumlarda, alt işverenin işçileri baştan itibaren asıl işverenin işçisi sayılacağından, yetki çoğunluk hesaplaması tümden değişebilmektedir. İşçi sendikaları, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 113. maddesi ve Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 26. maddesi kapsamında kendilerine tanınan topluluk davası açma ehliyeti sayesinde, üyelerinin ortak menfaatlerini korumak adına muvazaanın tespitini yargıdan talep edebilmektedirler. İdarece verilen "muvazaa yoktur" şeklindeki müfettiş raporlarına karşı özel bir yasal itiraz yolu kanunda açıkça zikredilmemiş olsa dahi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarıyla sendikaların bu raporlara karşı topluluk davası açmakta hukuki yararlarının bulunduğu ve bu yolla yetki çoğunluğuna etki eden sahte hukuki işlemlerin mahkeme yoluyla iptal edilebileceği içtihat edilmiştir.
Görevli Makama Kayıt Şartı ve Usuli Yaptırımlar
Yetki tespit yazısının ilgilisine tebliğinden itibaren altı iş günlük hak düşürücü süre içerisinde yargı yollarına başvurulması yasal bir zorunluluktur. Bu süre, toplu iş sözleşmesi süreçlerinin süratle tamamlanması ve işçilerin haklarına bir an evvel kavuşması amacıyla kanun koyucu tarafından oldukça kısıtlı tutulmuştur. Kanun, dava açılmadan önce uyulması gereken çok katı bir şekil şartı daha öngörmektedir. Buna göre, mahkemeye verilecek itiraz dilekçesinin öncesinde mutlaka yetkili görevli makama resmi olarak kaydettirilmesi şarttır. Burada bahsedilen görevli makam, Bakanlığın taşra teşkilatı olan Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü'dür. İlçe müdürlüklerine, Sosyal Güvenlik Kurumu binalarına veya doğrudan Bakanlık merkezine yapılan rastgele kayıt işlemleri yasa karşısında geçersiz kabul edilmektedir. İdareye bu ön kaydın yaptırılmasındaki asıl hukuki gaye, kurumun uyuşmazlıktan derhal haberdar olarak yetki belgesini düzenleme işlemini askıya almasını ve böylece sahada birbiriyle çelişen yetki belgelerinin dolaşıma girmesini engellemektir.
Bu emredici usul kuralına riayet edilmemesi, yargılama sürecinde davacı aleyhine çok ağır sonuçlar doğurmaktadır. Şayet itiraz dilekçesi idareye usulünce kaydettirilmeden doğrudan iş mahkemesine sunulursa, mahkeme davanın esasına girmeksizin dosyayı dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedecektir. Ne var ki, Yargıtay zaman içinde hak kayıplarını önlemek adına bu kuralı amaca yönelik bir yorumla esnetmiştir. Altı iş günlük hak düşürücü yasal süre içinde kalmak koşuluyla, dilekçenin önce mahkemeye sunulup hemen ardından görevli makama kaydettirilmesi istisnai olarak geçerli bir usul işlemi sayılmaktadır. Benzer şekilde, dilekçenin yanlışlıkla yetkisiz bir ildeki Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü'ne kaydettirilmesi durumunda dahi, kamu elektronik posta sistemi üzerinden kurum içi bildirim anında sağlandığından, bu basit hata itiraz hakkını ortadan kaldıran esasa müessir bir şekil eksikliği olarak nitelendirilmemektedir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme ile Bekletici Mesele Uygulaması
Yetki itirazı davalarının görüleceği görevli yargı mercii, niteliği itibarıyla iş davalarına bakmakla yükümlü olan İş Mahkemeleridir. İş mahkemesinin bulunmadığı daha küçük yargı çevrelerinde ise bu davalara asliye hukuk mahkemeleri sıfatıyla bakılmaktadır. Yetkili mahkemenin tayini, sendikanın akdetmeyi hedeflediği toplu iş sözleşmesinin düzeyine ve işletmenin yapısına göre farklılıklar barındırır. İşletme düzeyindeki bir toplu iş sözleşmesine yönelik itirazlarda, yasa gereği işletme merkezinin bulunduğu yerdeki iş mahkemesi kesin yetkilidir. Eğer uyuşmazlık, birden fazla işyerini kapsayan bir grup toplu iş sözleşmesinden kaynaklanıyorsa ve bu işyerleri tek bir bölge müdürlüğü sınırları içinde toplanmışsa o bölgedeki iş mahkemesi; farklı bölgelere dağılmış durumda iseler zorunlu olarak Ankara İş Mahkemesi yetkilidir. Bu yetki kuralları salt kamu düzeninden kaynaklandığı için tarafların kendi aralarında yapacakları özel sözleşmelerle kesinlikle değiştirilemez. Süreci baltalamak amacıyla kasıtlı olarak yetkisiz mahkemelerde oyalama davaları açan kötü niyetli aktörler, Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca hâkim kararıyla disiplin para cezasına çarptırılabilmektedir.
Yargılamanın usulü, itirazın dayandırıldığı hukuki ve maddi sebeplere göre kanunla ikiye ayrılmıştır. Eğer itiraz, sadece işçi sayılarının yanlış toplanması, oranların hatalı hesaplanması veya bildirim sürelerine uyulmaması gibi salt matematiksel ve evraksal hatalara dayanıyorsa, mahkeme herhangi bir duruşma açmaksızın dosya üzerinden süratle inceleme yapar ve altı iş günü içinde kesin kararını açıklar. Buna mukabil; işkolu tespiti uyuşmazlıkları, işyerlerinin işletme bütünlüğü oluşturup oluşturmadığı tartışmaları, muvazaalı alt işverenlik sarmalları veya hayalet işçi iddiaları gibi detaylı tahkikat, tanık dinlenmesi ve uzman görüşü gerektiren hukuki ihtilaflarda yargılama zorunlu olarak duruşmalı yapılır. Duruşmalı yürütülen bu yargılamalar sonucunda mahkemenin tesis edeceği kararlar kesin nitelikte olmayıp, tarafların istinaf ve temyiz gibi kanun yollarına başvurma hakları saklıdır.
İşletme niteliğine ilişkin itirazlar ile Bakanlıkça yayımlanan işkolu istatistiklerine yönelik iptal davaları, yetki tespit uyuşmazlıklarında doğrudan bekletici mesele teşkil etmektedir. Özellikle Ocak ve Temmuz aylarında yayımlanan resmi istatistiklere on beş günlük yasal süre içinde iptal davası açılmışsa, iş mahkemesi yetki itirazını karara bağlayabilmek için öncelikle istatistik davasının kesinleşmesini beklemek zorundadır. Aynı şekilde, bir işverene ait birden fazla işyerinin aynı teknik amaca ve yönetime hizmet ederek "işletme" vasfı taşıyıp taşımadığı hususu da yargılamanın özünü oluşturur. İşletme niteliğinin saptanması, kanun gereği aranacak çoğunluk oranını yüzde elliden yüzde kırka düşüreceğinden davanın seyrini bütünüyle değiştirir. Bu nedenle mahkemeler, sadece kâğıt üzerindeki verilerle yetinmeyip, alanında uzman akademisyenlerin de bulunduğu bilirkişi heyetleri vasıtasıyla uyuşmazlık konusu işyerlerinde bizzat fiziki keşif icra ederek nihai karara varmaktadır.
Yargı Sürecinin Karara Bağlanması ve Anayasal İhlal Boyutu
Yargılama süreci neticesinde mahkemenin tesis edeceği hüküm, tarafların Anayasal bir hak olan toplu iş sözleşmesi akdetme ehliyetini doğrudan tayin ve tescil eder. Olumlu yetki tespitine yönelik açılan bir itiraz davası reddedildiğinde, Bakanlığın idari işlemi hukuken onanmış olur ve söz konusu işçi sendikasına yetki belgesi derhal takdim edilir. Şayet itiraz kabul edilirse, idarenin verdiği tespit yazısı tüm hukuki sonuçlarıyla birlikte iptal edilir ve o sendikanın yasal çoğunluğu sağlayamadığı mahkeme ilamıyla tescillenmiş olur. Olumsuz yetki tespiti davalarında ise; eğer sendika yargılama sonucunda gerekli çoğunluk oranlarını fiilen sağladığını açıkça ispatlarsa, mahkemenin verdiği bu kabul kararı doğrudan yetki belgesi hükmü taşımasa da, idareyi bu belgeyi düzenlemek mecburiyetinde bırakan kesin bir yasal zorunluluk yaratır. Ehliyet yokluğunun saptanması durumunda ortaya çıkan ve sözleşmeyi en başından itibaren geçersiz kılan kesin hükümsüzlük halinden farklı olarak, yargılama sürerken yetki belgesi olmaksızın fiilen bir sözleşme akdedilmişse, sözleşmenin akıbeti davanın sonucuna göre geçmişe dönük değil, yalnızca ileriye dönük olarak etkilenir.
Kanun koyucunun yetki itirazı sürecine dair öngördüğü sıkı süreler, pratikte mahkemelerin ağır iş yükü ve sistemsel eksiklikler nedeniyle ne yazık ki karşılık bulamamaktadır. Mevzuatta İstinaf ve Yargıtay denetimlerinin sadece birer ay içinde hızla tamamlanması emredilmişse de, hukuki yaptırımdan yoksun olan (lex imperfecta) bu kurallar fiiliyata yansımamaktadır. Bu durum, Anayasa Mahkemesi'nin önüne gelen sayısız bireysel başvuruda temel bir hak ihlali olarak tescillenmiştir. Yüksek Mahkeme, yıllara sari yetki itirazı davalarının, işçi sendikalarını büyük bir üye kaybına uğrattığını, işverene karşı pazarlık güçlerini tamamen erittiğini ve nihayetinde Anayasa'nın elli birinci maddesinde güvence altına alınan sendikal örgütlenme hakkını özünden zedelediğini karara bağlamıştır. Yargı sürecindeki bu makul süre ihlalleri, adil yargılanma hakkını ihlal etmenin yanı sıra endüstriyel ilişkilerde çalışma barışını da tehdit ettiğinden, yasama organı nezdinde acil yapısal reformların hayata geçirilmesi büyük bir zorunluluktur.