Makale
Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) mobbing bağımsız bir suç olarak yer almasa da, bu eylemler eziyet, işkence, hakaret ve görevi kötüye kullanma gibi çeşitli suç tipleri kapsamında cezalandırılmaktadır. Yargıtay kararları, psikolojik tacizin ceza hukuku bağlamındaki sınırlarını belirleyerek mağdurların hukuki korumasını şekillendirmektedir.
TCK Kapsamında Mobbing ve Emsal Kararlar
İş hayatında sıklıkla karşılaşılan ve mağdurlar üzerinde ağır ruhsal tahribat yaratan psikolojik taciz eylemleri, özel bir suç tipi olarak düzenlenmemiş olsa da Türk Ceza Kanunu hükümleri çerçevesinde cezai yaptırımlara tabi tutulmaktadır. Bir eylemin hukuki anlamda cezalandırılabilmesi için kanunilik ilkesi gereği mevcut suç tiplerinden birinin tanımına uyması zorunludur. Bu noktada, mobbing niteliğindeki davranışlar incelendiğinde; mağdurun onurunu, şerefini, vücut veya ruh bütünlüğünü hedef alan sistematik ve sürekli eylemler bütünü oldukları görülmektedir. Bu eylemlerin ağırlığına ve failin sıfatına göre Türk ceza yargılamasında fiiller, farklı kanun maddeleri üzerinden değerlendirilmektedir. Uzman bir mobbing avukatı perspektifiyle yaklaşıldığında, faillerin cezai sorumluluktan kaçamaması adına eylemlerin kanundaki hangi suç tipine vücut verdiğinin tespiti hayati önem taşımaktadır. Yüksek mahkeme içtihatları bu suç vasıflandırmasında uygulayıcılara yön göstermektedir.
TCK Çerçevesinde Mobbing Eylemlerinin Suç Vasfı
Mobbing sürecinde failin gerçekleştirdiği icrai veya ihmali hareketler, mahiyeti gereği TCK içerisinde birden fazla suç tipini oluşturma potansiyeline sahiptir. Eylemlerin mağdur üzerindeki tahrip edici psikolojik etkisi ve sürekliliği göz önüne alındığında, uygulamada en çok eziyet suçu gündeme gelmektedir. Kanunun 96. maddesi uyarınca bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan, onun ruhsal yönden acı çekmesine veya aşağılanmasına yol açan eylemler sistematik bir süreç dâhilinde işlendiğinde bu suç oluşmaktadır. Şayet bu fiilleri gerçekleştiren kişi bir kamu görevlisi ise ve görevinden doğan nüfuzu kötüye kullanarak bu psikolojik baskıyı kuruyorsa, söz konusu eylem işkence suçu kapsamında nitelendirilmektedir. Bunun yanı sıra, failin eylemlerinin yalnızca belli anlarda kişiliğe saldırı boyutunda kalması durumunda hakaret suçu devreye girmekte, idari yetkilerin mağdur aleyhine hukuka aykırı kullanılması hâlinde ise görevi kötüye kullanma suçu somut olayın şartlarına göre değerlendirilmektedir.
Yargıtay Kararlarında Eziyet ve İşkence Değerlendirmesi
Yargıtay ceza daireleri, önüne gelen dosyalarda iş yerindeki psikolojik baskı iddialarını incelerken eylemlerin sürekliliği ve failin kastı üzerinde titizlikle durmaktadır. Özellikle Yargıtay 8. Ceza Dairesi, amir konumundaki kişilerin astlarına yönelik sırf sıkıntı vermek, onları rencide ve pasifize etmek kastıyla gerçekleştirdikleri görevlendirme değişikliklerini ve tecrit etme çabalarını derinlemesine analiz etmiştir. Yüksek mahkemeye göre, bir çalışana tecrübesine ve pozisyonuna uygun olmayan anlamsız işler verilmesi ve bu durumun sistematik biçimde devam etmesi, çalışanı değersizleştirme amacı taşıdığından eziyet boyutuna varan eylemler olarak kabul edilmelidir. Bununla birlikte mahkeme, sıradan iş yeri çatışmaları ile mobbing arasındaki ince çizgiyi net bir biçimde belirleyerek, tekil ve süreklilik arz etmeyen her türlü kötü muamelenin eziyet sayılamayacağını, suçun oluşması için eylemin ruh sağlığını bozacak nitelikte bir süreci kapsaması gerektiğini vurgulamıştır.
İdari Tasarruflar ve Görevi Kötüye Kullanma Sınırı
Sistematik yıldırma vakalarının büyük bir kısmında failler, haksız eylemlerini yönetim hakkının bir yansıması veya yasal bir idari tasarruf perdesi arkasına gizlemeye çalışmaktadır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi ve Yargıtay 5. Ceza Dairesi içtihatlarına yansıyan emsal olaylarda, amirlerin mahkeme kararlarını şeklen uygulayarak sonuçlarını etkisiz kılmaya çalışmaları veya çalışanları istifaya zorlamak için gerçeğe aykırı asılsız tutanaklar tanzim etmeleri ağır hukuka aykırılık olarak nitelendirilmiştir. Bu tür keyfi idari eylemler, mağdur üzerinde yarattığı tahribat göz önüne alınarak çoğu zaman zincirleme şekilde görevi kötüye kullanma suçu kapsamında cezalandırılmaktadır. Yargıtay, idari yönetim hakkının çalışan üzerinde bir tahakküm ve intikam aracına dönüştürülmesini kesin bir dille reddetmekte, eylemlerin çok ağır bir psikolojik şiddete ulaşması hâlinde cezai yaptırımın vasfının değişebileceğine dikkat çekmektedir. Güçlü ve deneyimli bir hukuki süreç yönetimi, faillerin bu sistematik eylemlerinin kanıtlanması için en temel gerekliliktir.
Yargıtay içtihatları ışığında faillerin cezalandırılabileceği temel suç tipleri şunlardır:
- TCK madde 96 uyarınca insan onuruyla bağdaşmayan eylemlerin süreklilik arz etmesiyle oluşan eziyet suçu.
- TCK madde 94 kapsamında nüfuz sahibi kamu görevlisinin astına yönelik gerçekleştirdiği işkence suçu.
- TCK madde 257 gereğince yönetim hakkının mağduru cezalandırmak amacıyla keyfi olarak ihlaliyle oluşan görevi kötüye kullanma suçu.
- TCK madde 125 bağlamında mağdurun şeref ve saygınlığının rencide edilmesiyle ortaya çıkan hakaret suçu.