Anasayfa/ Makale/ TCK Kapsamında Mobbing ve Emsal Kararlar

TCK Kapsamında Mobbing ve Emsal Kararlar

Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) mobbing bağımsız bir suç olarak yer almasa da, bu eylemler eziyet, işkence, hakaret ve görevi kötüye kullanma gibi çeşitli suç tipleri kapsamında cezalandırılmaktadır. Yargıtay kararları, psikolojik tacizin ceza hukuku bağlamındaki sınırlarını belirleyerek mağdurların hukuki korumasını şekillendirmektedir.
search
6 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:

İş hayatında sıklıkla karşılaşılan ve mağdurlar üzerinde ağır ruhsal tahribat yaratan psikolojik taciz eylemleri, özel bir suç tipi olarak düzenlenmemiş olsa da Türk Ceza Kanunu hükümleri çerçevesinde cezai yaptırımlara tabi tutulmaktadır. Bir eylemin hukuki anlamda cezalandırılabilmesi için kanunilik ilkesi gereği mevcut suç tiplerinden birinin tanımına uyması zorunludur. Bu noktada, mobbing niteliğindeki davranışlar incelendiğinde; mağdurun onurunu, şerefini, vücut veya ruh bütünlüğünü hedef alan sistematik ve sürekli eylemler bütünü oldukları görülmektedir. Bu eylemlerin ağırlığına ve failin sıfatına göre Türk ceza yargılamasında fiiller, farklı kanun maddeleri üzerinden değerlendirilmektedir. Uzman bir mobbing avukatı perspektifiyle yaklaşıldığında, faillerin cezai sorumluluktan kaçamaması adına eylemlerin kanundaki hangi suç tipine vücut verdiğinin tespiti hayati önem taşımaktadır. Yüksek mahkeme içtihatları bu suç vasıflandırmasında uygulayıcılara yön göstermektedir.

TCK Çerçevesinde Mobbing Eylemlerinin Suç Vasfı

Mobbing sürecinde failin gerçekleştirdiği icrai veya ihmali hareketler, mahiyeti gereği TCK içerisinde birden fazla suç tipini oluşturma potansiyeline sahiptir. Eylemlerin mağdur üzerindeki tahrip edici psikolojik etkisi ve sürekliliği göz önüne alındığında, uygulamada en çok eziyet suçu gündeme gelmektedir. Kanunun 96. maddesi uyarınca bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan, onun ruhsal yönden acı çekmesine veya aşağılanmasına yol açan eylemler sistematik bir süreç dâhilinde işlendiğinde bu suç oluşmaktadır. Şayet bu fiilleri gerçekleştiren kişi bir kamu görevlisi ise ve görevinden doğan nüfuzu kötüye kullanarak bu psikolojik baskıyı kuruyorsa, söz konusu eylem işkence suçu kapsamında nitelendirilmektedir. Bunun yanı sıra, failin eylemlerinin yalnızca belli anlarda kişiliğe saldırı boyutunda kalması durumunda hakaret suçu devreye girmekte, idari yetkilerin mağdur aleyhine hukuka aykırı kullanılması hâlinde ise görevi kötüye kullanma suçu somut olayın şartlarına göre değerlendirilmektedir.

Yargıtay Kararlarında Eziyet ve İşkence Değerlendirmesi

Yargıtay ceza daireleri, önüne gelen dosyalarda iş yerindeki psikolojik baskı iddialarını incelerken eylemlerin sürekliliği ve failin kastı üzerinde titizlikle durmaktadır. Özellikle Yargıtay 8. Ceza Dairesi, amir konumundaki kişilerin astlarına yönelik sırf sıkıntı vermek, onları rencide ve pasifize etmek kastıyla gerçekleştirdikleri görevlendirme değişikliklerini ve tecrit etme çabalarını derinlemesine analiz etmiştir. Yüksek mahkemeye göre, bir çalışana tecrübesine ve pozisyonuna uygun olmayan anlamsız işler verilmesi ve bu durumun sistematik biçimde devam etmesi, çalışanı değersizleştirme amacı taşıdığından eziyet boyutuna varan eylemler olarak kabul edilmelidir. Bununla birlikte mahkeme, sıradan iş yeri çatışmaları ile mobbing arasındaki ince çizgiyi net bir biçimde belirleyerek, tekil ve süreklilik arz etmeyen her türlü kötü muamelenin eziyet sayılamayacağını, suçun oluşması için eylemin ruh sağlığını bozacak nitelikte bir süreci kapsaması gerektiğini vurgulamıştır.

İdari Tasarruflar ve Görevi Kötüye Kullanma Sınırı

Sistematik yıldırma vakalarının büyük bir kısmında failler, haksız eylemlerini yönetim hakkının bir yansıması veya yasal bir idari tasarruf perdesi arkasına gizlemeye çalışmaktadır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi ve Yargıtay 5. Ceza Dairesi içtihatlarına yansıyan emsal olaylarda, amirlerin mahkeme kararlarını şeklen uygulayarak sonuçlarını etkisiz kılmaya çalışmaları veya çalışanları istifaya zorlamak için gerçeğe aykırı asılsız tutanaklar tanzim etmeleri ağır hukuka aykırılık olarak nitelendirilmiştir. Bu tür keyfi idari eylemler, mağdur üzerinde yarattığı tahribat göz önüne alınarak çoğu zaman zincirleme şekilde görevi kötüye kullanma suçu kapsamında cezalandırılmaktadır. Yargıtay, idari yönetim hakkının çalışan üzerinde bir tahakküm ve intikam aracına dönüştürülmesini kesin bir dille reddetmekte, eylemlerin çok ağır bir psikolojik şiddete ulaşması hâlinde cezai yaptırımın vasfının değişebileceğine dikkat çekmektedir. Güçlü ve deneyimli bir hukuki süreç yönetimi, faillerin bu sistematik eylemlerinin kanıtlanması için en temel gerekliliktir.

Yargıtay içtihatları ışığında faillerin cezalandırılabileceği temel suç tipleri şunlardır:

  • TCK madde 96 uyarınca insan onuruyla bağdaşmayan eylemlerin süreklilik arz etmesiyle oluşan eziyet suçu.
  • TCK madde 94 kapsamında nüfuz sahibi kamu görevlisinin astına yönelik gerçekleştirdiği işkence suçu.
  • TCK madde 257 gereğince yönetim hakkının mağduru cezalandırmak amacıyla keyfi olarak ihlaliyle oluşan görevi kötüye kullanma suçu.
  • TCK madde 125 bağlamında mağdurun şeref ve saygınlığının rencide edilmesiyle ortaya çıkan hakaret suçu.
Mobbing yüzünden müdürüme ceza davası açabilir miyim, sadece tazminat mı alırım? expand_more
Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) "mobbing" adıyla doğrudan bağımsız bir suç tipi bulunmasa da, size yönelik bu haksız eylemler cezasız kalmamaktadır. Mağdurun onurunu, şerefini ve ruh bütünlüğünü hedef alan sistematik davranışlar, eylemin ağırlığına göre eziyet, hakaret veya görevi kötüye kullanma gibi çeşitli suç tipleri kapsamında değerlendirilerek cezalandırılmaktadır. Bir eylemin cezalandırılabilmesi için kanunilik ilkesi gereği mevcut suç tanımlarından birine uyması zorunludur. Dolayısıyla, yaşadığınız sürecin uzman bir avukat tarafından titizlikle analiz edilerek faillerin kanundaki hangi suç vasfı üzerinden sorumlu tutulacağının tespit edilmesi hayati önem taşır.
Devletteki amirim yetkisini kullanıp bana kan kusturuyor. Bunun cezası daha mı ağır? expand_more
Eğer bu psikolojik baskıyı kuran kişi bir kamu görevlisi ise ve görevinden doğan nüfuzunu kötüye kullanarak bu süreci yürütüyorsa, maruz kaldığınız eylemler Türk Ceza Kanunu kapsamında doğrudan "işkence suçu" olarak nitelendirilmektedir. Kanunun 94. maddesi uyarınca nüfuz sahibi kamu görevlisinin astına yönelik gerçekleştirdiği bu tür eylemler oldukça ağır yaptırımlara tabidir. Faillerin cezai sorumluluktan kaçamaması için, eylemlerin idari bir tasarruf perdesi arkasına gizlenmesine izin verilmeden güçlü ve deneyimli bir hukuki süreç yönetimiyle ispatlanması gerekir. Bu noktada amirinizin eylemlerinin süreklilik arz eden bir süreç dahilinde işlendiğini kanıtlamak davanın temelini oluşturacaktır.
Patronum tecrübeme uymayan anlamsız işler veriyor, şikayet hakkım var mı? expand_more
Kesinlikle şikayet hakkınız bulunmaktadır; zira Yargıtay 8. Ceza Dairesi kararlarına göre bir çalışana tecrübesiyle ve pozisyonuyla bağdaşmayan anlamsız işler verilmesi ağır bir ihlaldir. Eğer bu durum sırf size sıkıntı vermek, sizi rencide ve pasifize etmek kastıyla sistematik bir biçimde devam ediyorsa, yüksek mahkeme bu durumu çalışanı değersizleştirme amacı taşıdığı için "eziyet boyutuna varan eylemler" olarak kabul etmektedir. Ancak sıradan iş yeri çatışmaları ile mobbing arasındaki ince çizgiyi ayırmak gerekir; süreklilik arz etmeyen tekil kötü muameleler eziyet sayılamaz. Hukuki sürecinizde, eylemin ruh sağlığınızı bozacak nitelikte sistematik bir süreci kapsadığını, TCK'nın 96. maddesi kapsamında eziyet suçunu oluşturduğunu ispatlamamız gerekecektir.
Yönetici beni istifaya zorlamak için sürekli yalan tutanak tutuyor, ne yapmalıyım? expand_more
Yöneticilerin sizi istifaya zorlamak amacıyla gerçeğe aykırı ve asılsız tutanaklar düzenlemesi, Yargıtay 4. ve 5. Ceza Dairelerinin içtihatlarına yansıyan emsal kararlara göre ağır hukuka aykırılık olarak nitelendirilmektedir. Failler genellikle bu haksız eylemlerini yönetim hakkının bir yansıması veya yasal bir idari tasarruf gibi göstermeye çalışarak sorumluluktan kaçmayı denerler. Ancak yüksek mahkeme, idari yönetim hakkının çalışan üzerinde bir tahakküm ve intikam aracına dönüştürülmesini kesin bir dille reddetmektedir. Bu tür keyfi eylemler, mağdur üzerinde yarattığı tahribat göz önüne alınarak TCK madde 257 uyarınca "zincirleme şekilde görevi kötüye kullanma" suçu kapsamında cezalandırılabilmektedir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir