Makale
İş hukuku mevzuatımızda genel çalışma kurallarından farklı olarak, işçilerin yaş, cinsiyet, fiziksel yeterlilik ve mesleki özellikleri gözetilerek bazı özel gruplar ile çeşitli meslekler için farklı çalışma süreleri öngörülmüştür. Bu makalede, söz konusu istisnai çalışma sürelerinin hukuki niteliği ve uygulamadaki sınırları incelenmektedir.
Özel Gruplar ve Mesleklerde Çalışma Süreleri
İş hukuku uygulamalarında genel kural, haftalık çalışma süresinin en fazla kırk beş saat olması ve günlük çalışma süresinin on bir saati aşmamasıdır. Ancak iş hukukunun temel amacı olan işçiyi koruma ilkesi, bazı çalışan gruplarının ve mesleklerin doğası gereği bu genel kuralların dışına çıkılmasını zorunlu kılmıştır. Mevzuatımızda çocuk ve genç işçiler, kadın çalışanlar, engelliler gibi bedensel veya sosyal açıdan özel korunması gereken grupların yanı sıra; yer altı maden işçileri, radyoloji uzmanları, şoförler, eczane çalışanları ve konut kapıcıları gibi ifa edilen mesleğin kendine has zorlukları ve gereksinimleri bulunan gruplar için farklılaştırılmış çalışma süreleri öngörülmüştür. İşverenin yönetim hakkı, bu özel çalışma sürelerini ihlal edecek şekilde genişletilemez veya işçi aleyhine kullanılamaz. İlgili kanunlar ve yönetmeliklerle detaylı bir şekilde belirlenmiş olan bu istisnai sınırlar, emredici hukuk kuralları niteliği taşıdığından, işçi ve işverenin karşılıklı ve özgür iradeleriyle anlaşmasıyla dahi değiştirilemeyecek mahiyettedir. Bu nedenle işverenlerin personel planlaması yaparken çalışanların hangi yasal statüde bulunduklarını dikkatle değerlendirmesi, çalışma çizelgelerini ilgili sektörel veya gruba özgü kanuni kısıtlamalara harfiyen uyarak hazırlaması mutlak surette yerine getirilmesi gereken hukuki bir mecburiyettir. Aksi uygulamalar ağır yaptırımlara tabidir.
Çocuk ve Genç İşçilerde Çalışma Süresi Sınırları
İş hukukumuzda istihdamı farklı politikalar gerektiren ve fiziksel, psikolojik gelişimleri sebebiyle özel olarak korunan grupların başında çocuk ve genç işçiler gelmektedir. Ulusal mevzuatımıza göre on beş yaşını tamamlamış ancak on sekiz yaşını tamamlamamış kişiler genç işçi olarak nitelendirilirken; on dört yaşını doldurmuş ve zorunlu ilköğretim çağını tamamlamış ancak on beş yaşını doldurmamış kişiler ise çocuk işçi statüsünde tanımlanmaktadır. Bu grupların fizyolojik kapasiteleri yetişkin bireylerle bir tutulamayacağından, çalışma saatleri kanun koyucu tarafından katı bir şekilde sınırlandırılmıştır. İlgili mevzuat uyarınca, zorunlu ilköğretim çağını tamamlamış ve örgün eğitime devam etmeyen çocukların çalışma süreleri günde en fazla yedi saat ve haftada en fazla otuz beş saat olabilmektedir. Ancak on beş yaşını tamamlamış ve temel eğitimini bitirmiş genç işçiler için bu süre günde azami sekiz saat ve haftada en fazla kırk saate kadar çıkarılabilmektedir. Söz konusu çalışma sınırları çocukların sağlıklı gelişimini temin etmek için vazgeçilmez bir hukuki güvence niteliğindedir.
Okula devam eden çocukların ve gençlerin eğitim haklarının zedelenmemesi adına, eğitim dönemindeki çalışma süreleri çok daha hassas bir şekilde düzenlenmiştir. Okul dönemi içindeki çalışma süreleri, eğitim saatleri dışında kalmak ve eğitimi aksatmamak kaydıyla, günde en fazla iki saat ve haftada en fazla on saat olarak sınırlandırılmıştır. Okulun kapalı olduğu tatil dönemlerinde ise yukarıda belirtilen ve yaş grubuna göre belirlenen genel sınırlar doğrudan uygulanır. Çocuk ve genç işçiler için getirilen bir diğer kritik yasal koruma kalkanı, gece çalışması ve fazla çalışma üzerine kurulan mutlak yasaklamalardır. Sanayiye ait işlerde on sekiz yaşını doldurmamış çocuk ve genç işçilerin gece çalıştırılması kesin olarak yasaklanmıştır ve bu yasağın hiçbir hukuki istisnası bulunmamaktadır. Ayrıca çocuk ve genç işçilere, iş yoğunluğu veya işverenin acil ihtiyacı gerekçe gösterilerek hiçbir koşulda fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma yaptırılamayacağı gibi, bu kişilerin ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştırılmaları da hukuken mümkün değildir.
Çocuk ve genç işçilerin çalışma süreleri hesaplanırken yalnızca fiili olarak iş gördükleri süreler değil, bazı hazırlık ve eğitim süreçleri de yasa gereği doğrudan çalışma süresi kavramı dâhilinde değerlendirilir. Örneğin, işverenin talimatı üzerine işçinin mesleki eğitimlere katıldığı süreler, iş sağlığı ve güvenliği kapsamında verilen zorunlu eğitimlerde geçirilen zaman dilimleri veya ulusal ve uluslararası kurumlarca düzenlenen mesleki toplantı ile konferanslara iştirak edilmesi sebebiyle çalışılmayan süreler eksiksiz bir biçimde çalışma süresinden sayılır. Bir işverenin bu kurallara aykırı olarak çocuk veya genç işçiyi kanuni sınırların üzerinde ya da dinlenme sürelerini gasp edecek şekilde çalıştırması durumunda, bu kanuna aykırı çalışma eylemi doğrudan fazla çalışma olarak hukuki sonuç doğurur ve işçiye saat ücretinin zamlı hâli üzerinden alacak hakkı tanınır. İşverenlerin çocuk istihdamında bu sürelere riayet etmesi yasal bir yükümlülüktür.
Kadın Çalışanlar İçin Gebelik ve Analık İzni Düzenlemeleri
Kadın çalışanların iş hayatındaki konumlarının korunması ve özellikle annelik sürecinde iş-yaşam dengesinin sağlanabilmesi adına çalışma sürelerinde kapsamlı kısıtlamalara gidilmiştir. Kadın işçilerin çalışma sürelerini etkileyen temel düzenlemeler özellikle analık hâli, gebelik ve emzirme dönemleri çerçevesinde özel olarak şekillenmiştir. İlgili yönetmelik hükümleri gereğince, gebe veya emziren kadın çalışanların günde yedi buçuk saatten fazla çalıştırılması kesin surette yasaktır. Bu yedi buçuk saatlik süre sınırına, kadın işçinin bebeğini beslemek amacıyla günde bir buçuk saat olarak kullandığı yasal süt izni de bütünüyle dâhildir. Dolayısıyla emziren bir kadın işçi, günde altı saat fiili çalışma gerçekleştirip bir buçuk saat de emzirme izni kullandığında yedi buçuk saatlik azami günlük sınırına ulaşmış kabul edilir ve bunun bir dakika dahi üzerinde çalıştırılması mevzuata açık aykırılık teşkil eder. Süt izninin saatlerinin belirlenmesi hakkı tamamen kadın işçiye aittir.
Kadın çalışanlara tanınan bir diğer çok önemli süre kısıtlaması, gece döneminde yapılan çalışmalarla ilgilidir. Kadın işçiler, gebeliklerinin tıbbi bir sağlık raporuyla tespitinden itibaren doğuma kadar geçen süre zarfında kesinlikle gece çalışmaya zorlanamazlar. Aynı şekilde, yeni doğum yapmış çalışanın doğumu izleyen tam bir yıl boyunca gece postalarında çalıştırılması mutlak surette yasaktır. Bu bir yıllık sürenin bitiminde dahi çalışanın sağlığı ve güvenliği açısından gece çalışmasının sakıncalı olduğu hekim raporu ile belgelenirse, söz konusu dönem boyunca kadın çalışana gece vardiyası yazılamaz. Bunlara ek olarak, analık izni dönemi için kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam on altı haftalık süre boyunca fiilen çalıştırılmamaları esastır. Hekim onayıyla doğuma üç hafta kalana dek çalışılması hâlinde, fiilen çalışılan bu süreler doğum sonrası eklenecek izin süresine aktarılır. Çoğul gebelik hâlinde doğum öncesi izin süresine kanunen iki hafta daha ilave edilmektedir.
İş hukuku mevzuatı, analık hâli nedeniyle ebeveynlere kısmi süreli çalışma hakkını da güvence altına almıştır. Kanuna göre doğum sonrasında yasal mazeret ve ücretsiz izin süreleri biten işçi, çocuğun mecburi ilköğretim çağının başladığı tarihi takip eden ay başına kadar kısmi süreli çalışma talebinde bulunma hakkını haizdir. İşverenin bu talebi karşılama ve yasal zeminde uygulamaya koyma yükümlülüğü bulunmaktadır. Geçerli olarak yapılan bir kısmi süreli çalışma talebi nedeniyle iş sözleşmesi işveren tarafından kesinlikle haklı veya geçerli nedenle feshedilemez. Bu süreçte eşlerden birinin çalışmıyor olması hâlinde çalışan eşin bu haktan yararlanamayacağı kuralı mevcut olsa da anne veya babanın çocuğa tek başına bakmakla yükümlü olduğu senaryolarda bu kısıtlama uygulanmaz. Tüm bu kadın işçilere yönelik özel süre sınırlandırmaları, kadının çalışma yaşamından kopmasını engellemeye ve aile kurumunu korumaya yönelik köklü tedbirlerdir.
Radyoloji Personeli ve Nöbetli Sağlık Çalışanları
Çalışma süreleri bakımından fiziksel ve biyolojik sağlık riskleri gözetilerek radikal şekilde farklılaştırılan meslek gruplarının en tipik ve özellikli örneği radyoloji çalışanlarıdır. İyonlaştırıcı radyasyonla teşhis, tedavi veya araştırmanın aktif olarak yapıldığı tıbbi yerlerde ve bu tehlikeli iş veya işlemlerde çalışan personelin çalışma süresi kanun koyucu tarafından haftalık azami otuz beş saat ile sınırlandırılmıştır. Söz konusu otuz beş saatlik çalışma limiti son derece katıdır. Günlük azami çalışma süresine göre yapılan hesaplamalarda, bu personelin haftada altı gün kesintisiz çalıştığı varsayımıyla dahi günlük fiili çalışma süreleri altı saatin dahi altında kalmaktadır. Bu katı sınırın getirilmesindeki yegâne amaç, hayati tehlike barındıran iyonize radyasyona personelin maruziyet süresini en aza indirerek geri dönülmez meslek hastalıklarını önlemektir. Bu nedenle radyoloji çalışanlarının haftalık otuz beş saatin üzerinde mesaiye bırakılması, personelin kendisi yazılı rıza gösterse ve ek ücreti talep etse dahi hukuken geçersiz ve yasaktır.
Radyoloji alanında olduğu gibi nöbet usulüyle çalışan tıbbi personel ve eczane çalışanları gibi özel meslek gruplarında da yasal süre hesaplamaları işin niteliğine göre büyük farklılık arz etmektedir. Örneğin bir eczane personeli kesintisiz yirmi dört saatlik nöbet tuttuğunda, günlük yasal çalışma limitlerinin değerlendirilmesi karmaşıklaşmaktadır. Yargıtay içtihatlarına göre bu gibi yirmi dört saatlik uzun nöbetlerde günlük çalışma süresinden dinlenme ile zorunlu uyku ihtiyaçları için geçirilen ara dinlenmeler düşülerek fiili çalışma süresi (genellikle on dört saat olarak) hesaplanır ve bu süre üzerinden haftalık kırk beş saatlik sınırla detaylı kıyaslama yapılır. Sağlık hizmeti yürütülen işlerde gece çalışması ise kural olarak yedi buçuk saati aşmamalıdır. Ancak sağlık sektöründeki kesintisiz hizmet ihtiyacı nedeniyle yasa koyucu bu alana bir istisna getirmiş olup, sağlık çalışanı ancak kendi yazılı ve özgür onayı dâhilinde gece postalarında yedi buçuk saatin üzerinde çalıştırılabilir. İşçinin açık bir onayı yoksa yedi buçuk saatlik bariyer kesinlikle aşılamaz.
Yer Altı Maden İşleri ve İlgili Yasal Sınırlar
Türk iş hukukunda, ağır riskler barındıran iş kollarının başında gelen yer altı maden işçileri için genel haftalık kırk beş saat uygulamasının çok altında koruyucu limitler ihdas edilmiştir. İş Kanunu uyarınca yer altı maden işlerinde çalışan işçilerin çalışma süresi mutlak şekilde günde en çok yedi buçuk saat ve haftada en çok otuz yedi buçuk saat olarak sınırlandırılmıştır. Bu kısıtlama, yer altındaki işin barındırdığı yüksek fizyolojik aşınma, ölümcül iş kazası tehlikeleri, oksijensiz ortam şartları ve ağır mesleki yıpranma koşulları nedeniyle hiçbir esnekliğe mahal vermeyecek niteliktedir. Maden işçileri açısından çalışma sürelerinin hesaplanma yöntemi de oldukça farklıdır. İşçilerin yer altındaki maden kuyularına, tünel ve dehlizlere girmek veya asıl çalışma yüzeylerine inmek üzere hazırlık yaptıkları süreler ile bu yerlerden yüzeye çıkmaları için gereken tüm intikal süreleri tereddütsüz bir biçimde fiili çalışma süresi hesabına dâhil edilerek yedi buçuk saatlik limitten sayılmaktadır.
Maden işkolunun bu spesifik ve katı doğası gereği, mevzuatımızda işverene esneklik tanıyan yasal mekanizmalar bu grup için kısıtlanmıştır. Yer altı maden işlerinde çalışan işçilerin çalışma süreleri konusunda uyulması gereken temel ilkeler ve sınırlar aşağıda sıralanmıştır:
- Yer altı maden işçileri için günlük çalışma süresi kesintisiz olarak hiçbir hâlde yedi buçuk saati aşamaz.
- Haftalık bazda çalışma sınırı en fazla otuz yedi buçuk saattir ve bu sınır aşıldığında doğrudan ağır yaptırımlar uygulanır.
- Bu işkolunda, işçilerin haftalık çalışma sürelerinin günlere farklı dağıtılmasını sağlayan denkleştirme uygulaması (esnek çalışma) kesinlikle yapılamaz.
- İş yoğunluğu veya olağan dışı sipariş gibi nedenlere dayanan genel fazla çalışma (mesai) uygulaması bu işçiler için tümüyle yasaktır.
- Yalnızca zorunlu nedenler, doğal afet veya arama kurtarma gibi olağanüstü hâllerde zorunlu fazla çalışma yaptırılabilir.
Şayet yer altı maden işçisine, yukarıda sayılan ve kanunda tahdidi olarak belirtilen mücbir sebep niteliğindeki olağanüstü hâllerde (seferberlik ilanı, göçük, hayati arama kurtarma operasyonları gibi işyeri ve çalışan güvenliğini sarsan elzem durumlar) bir zorunluluk kapsamında fazla çalışma yaptırılırsa, bunun maddi karşılığı da oldukça caydırıcı ve özel şekilde belirlenmiştir. Böyle bir durumda maden işçisine ödenecek olağanüstü fazla çalışma ücreti, işçinin normal çalışma saati başına düşen temel ücretinin en az yüzde yüz oranında artırılmasıyla hesaplanır ve ödenir. Türk iş hukukunda genel fazla çalışma zam oranının yüzde elli olduğu göz önüne alındığında, yer altı maden işleri için öngörülen bu yüzde yüzlük artırım kuralı, devletin en riskli işkolundaki çalışanı ekonomik yönden de daha kuvvetli şekilde koruma iradesini açıkça ortaya koymaktadır. Emredici nitelikteki bu mali kurallar iş sözleşmeleriyle dahi işçi aleyhine olacak şekilde daraltılamaz veya yüzde yüzlük asgari zam oranı aşağıya çekilemez.
Konut Kapıcıları, Ev Hizmetleri ve Diğer Özel Meslekler
Çalışma yeri ile barınma mekânının genellikle iç içe geçtiği konut kapıcıları ve salt ev hizmetlerinde çalışan kişiler, işin ifa tarzı gereği oldukça esnek ve bölünmüş çalışma saatlerine tabidirler. Konut kapıcıları açısından çalışma süresi, işçinin apartman veya site yönetiminin talimatıyla kapıcılık işlerini fiilen yerine getirmek üzere fiziken hizmete tahsis ettiği net zaman dilimidir. Günün geri kalan kısmını kapıcı kendi dairesinde ailesiyle serbestçe geçirdiğinden, bekleyerek geçirilen tüm süreler çalışma süresine dâhil edilmez. Konut kapıcılarının çalışma süreleri, sabah servis saati, öğle bahçe bakımı, akşam çöp toplama gibi apartman sakinlerinin gereksinimlerine uydurulacak şekilde gün içinde farklı zaman dilimlerinde dörde bölünerek kullandırılabilmektedir. Bu dörde bölünme istisnası, standart iş mevzuatındaki ara dinlenme kurallarından ciddi manada ayrışan kapıcılık müessesesine özgü yasal bir esnekliktir.
Benzer şekilde, özel ev hizmetlerinde istihdam edilen yatılı hasta bakıcılar, çocuk ve bebek bakıcıları gibi meslek mensupları da günün son derece önemli bir kısmını işverenin emrinde, şahsi ev mekânında geçirmektedirler. Hasta veya bebek bakıcısının yirmi dört saat boyunca aralıksız işverenin evinde bulunması durumunda fiili çalışma tespiti oldukça güçleşir. Bu konudaki hukuki uyuşmazlıklarda Yargıtay yerleşik içtihatları devreye girer. Yargıtay kararları gereğince, yirmi dört saat aralıksız hizmet sunulan bu ev işlerinde çalışan kişinin fiilen uykuda, kişisel ihtiyaçlarda ve ara dinlenmede geçirdiği süreler oransal olarak düşülerek, günlük yirmi saat veya duruma göre on dört saat gibi farazi ama rasyonel fiili çalışma yapıldığı yasal olarak kabul edilir. İleride doğacak işçilik alacakları hesaplamaları, hafta tatili mesaileri ve fazla çalışma tespitleri tamamen bu yasal varsayımsal süreye göre şekillenir ve işçinin çalışma saatleri bu yönde hukuken güvence altına alınır.
Hizmetin özelliği gereği haftalık standart günlere tam olarak paylaştırılamayan, özel öğretim kurumlarındaki eğitim personeli ile şehirlerarası taşımacılık yapan araç şoförleri gibi gruplar için de ilgili bakanlıkların özel yönetmelikleri devreye girer. Şoförlerin sürüş limitleri Karayolları Trafik Yönetmeliği ile bir günde dokuz saati aşamayacak şekilde kısıtlanırken, vardiya süreleri taşıtın seyir zorunluluklarına göre belirlenir. Öte yandan, özel eğitim kurumlarındaki öğretmenlerin yasal çalışma süreleri, yalnızca sınıf içinde fiilen girdikleri ders saatlerinden ibaret görülmez. Öğretmenin veli toplantılarında geçirdiği zaman, idari görevler, müfredat planlaması ve sınav hazırlıkları gibi destekleyici tüm faaliyetler de çalışma süresine dâhil edilerek haftalık genel hesaplamalar yapılır. Çalışanın mesleki statüsü her ne olursa olsun, mahkemeler ihtisaslaşmış bu istisnai mevzuat hükümlerini titizlikle değerlendirerek işçi alacaklarına karar vermektedir.
Sonuç olarak, Türk iş hukukunda yer altı maden işçileri, radyoloji personeli, çocuk ve genç işçiler, gebe veya emziren kadınlar ile konut kapıcıları gibi spesifik gruplar ve meslekler için getirilen özel çalışma süresi kısıtlamaları, mevzuatın sadece ekonomik değil, sosyal devlet ilkesine dayanan koruyucu yönünü güçlü bir şekilde vurgulamaktadır. Bu özel sınırlandırmalar, çalışanın yaşını, bedensel ve psikolojik gelişimini, biyolojik risk toleransını ve ifa ettiği işin tehlike derecesini temel alarak oluşturulan ve ihlali ağır yaptırımlara bağlanan mutlak emredici hukuk kuralları bütününden oluşmaktadır. İşverenin, bu özel gruplara dâhil olan işçileri genel kurallara göre çalıştırması, onlardan standart mesai veya fazla çalışma düzenine uymalarını talep etmesi işçinin rızası dahi olsa hukuken bütünüyle geçersiz kabul edilir. Söz konusu mesleklere özgü sınırların ihlal edilmesi, ciddi idari para cezalarıyla karşılaşılmasına neden olabileceği gibi, sonradan açılacak davalarda işverenler aleyhine altından kalkılması güç, katlanarak artan maddi tazminatlara ve devasa boyuttaki işçilik alacakları yüküne sebebiyet vermektedir. Bu minvalde, her mesleğin kendi yasal düzenlemelerinin hassasiyetle gözetilmesi ve hukuki danışmanlık ışığında hareket edilmesi, sürdürülebilir ve uyuşmazlıklardan arınmış bir çalışma ilişkisi kurulabilmesi için hayati önem taşımaktadır.