Makale
İş hayatında sistematik olarak uygulanan psikolojik terör olan mobbing, hem bireyleri hem de kurumları derinden sarsan karmaşık bir şiddet türüdür. Bu makalede, bir mobbing avukatı gözüyle mobbingin kavramsal sınırları, yasal düzenlemelerdeki mevcut durumu ve kişisel, kurumsal, toplumsal kökenleri hukuki bir perspektifle incelenmektedir.
Mobbingin Hukuki Çerçevesi ve Temel Nedenleri
İş hukuku uygulamalarında sıklıkla karşılaştığımız ve ispatı ile tespiti oldukça meşakkatli olan mobbing kavramı, temelinde çalışma hayatındaki psikolojik terör eylemlerini ifade etmektedir. Hukuki doktrinde ve uygulamada en çok kabul gören tanımıyla mobbing; bir veya birkaç kişi tarafından, genellikle bir kişiye yönelik olarak, sistematik biçimde uygulanan düşmanca ve etik dışı davranışlar bütünüdür. Bu kavramın hukuki bir zemin kazanabilmesi için, eylemlerin yalnızca bir kez veya anlık yaşanmış olması yeterli kabul edilmemekte; davranışların sıklıkla ve uzun bir süre boyunca tekrar etmesi aranmaktadır. Türk çalışma hayatında mağdur oranlarının hayli yüksek seviyelere ulaştığı ifade edilse de, karşılaştığımız uyuşmazlıklarda eylemin sadece bir çatışma mı yoksa gerçek bir psikolojik şiddet mi olduğunun tespiti davanın seyrini doğrudan belirlemektedir. Bu nedenle mobbingin hukuki çerçevesini çizebilmek için, söz konusu ihlalleri doğuran temel etkenlerin ve kök nedenlerin çok boyutlu bir bakış açısıyla irdelenmesi elzemdir.
Mobbingin Hukuki Çerçevesi ve Yasal Düzenlemeler
Türk hukuk sisteminde mobbing ihlallerine dayalı uyuşmazlıklar her geçen gün artmasına rağmen, kapsamlı bir mobbing tanımı yapan ve adli ile idari yaptırımları somut ve açıkça belirten müstakil bir yasal mevzuata halen ihtiyaç duyulmaktadır. Yargı mensuplarının dahi sıklıkla dile getirdiği üzere, yasal düzenlemelerin yetersiz oluşu, hak arama süreçlerini karmaşıklaştırmaktadır. Mevcut durumda eylemler, genel kanunlardaki çeşitli hükümlerle ilişkilendirilerek çözülmeye çalışılsa da, uygulayıcılar için adli ve idari yaptırımların açıkça belirlenmesi büyük önem taşır. İşverenin işçiyi koruma yükümlülüğü kapsamında değerlendirilen bu süreçlerde, sıfır tolerans politikası benimsenerek kabul edilebilen ve edilemeyen davranışların yasal bir çerçeve içinde önceden işveren tarafından belirlenmesi tavsiye edilmektedir. Mevzuattaki bu muğlaklıklar, yöneticilerin gerekli önlemleri almasını zorlaştırdığı gibi, avukatların ihlali çerçevelemesinde de zaman zaman güçlükler doğurabilmektedir.
Mobbingi Doğuran Temel Nedenler
Hukuk pratiğimizde, mobbing uyuşmazlıklarının kaynağında tek bir sebepten ziyade, birbirleriyle sürekli etkileşim halinde olan karmaşık faktörlerin yer aldığını görmekteyiz. İhlalin kökenini anlamak, davanın illiyet bağının kurgulanmasında kritik bir rol oynar. Bu bağlamda, psikolojik tacizi tetikleyen unsurları başlıca üç temel kategoride sınıflandırmak mümkündür:
- Kişisel Nedenler: Mağdurun veya failin değiştirilemeyen demografik özellikleri ile üretkenlik, sadakat ve üstlere tehdit algısı yaratan nitelikleri.
- Kurumsal Nedenler: İş tanımlarındaki muğlaklıklar, otoriter hiyerarşi ve sorunların üstünü örten zayıf örgüt iklimi.
- Sosyal Nedenler: Şiddetli ekonomik rekabet baskısı ve çalışanı sarf malzemesi olarak gören verimlilik felsefesi.
Kişisel Çatışmalar ve Failin Psikolojik Profili
Hukuki incelemelerde, ihlali gerçekleştiren tarafın psikolojik yapısı ve mağdurun özellikleri sıkça tartışılır. Mobbing failleri genellikle kendi eksikliklerini örtbas etmek isteyen, empati yeteneğinden yoksun, narsist ve benmerkezci profiller olarak karşımıza çıkmaktadır. Fail, kendine yönelik sürekli bir ilgi beklerken, tehdit hissettiği anlarda psikolojik şiddet uygulamaktan geri durmamaktadır. Öte yandan mağdurlar sanılanın aksine silik veya pasif kişiler değil; çoğunlukla işini seven, kuralcı, özgüveni ve duygusal zekası yüksek, yeni fikirler üretebilen vasıflı çalışanlardır. Failin bu başarılı profile duyduğu tahammülsüzlük, işyerinde haksız eylemlerin ve çatışmaların temel tetikleyicisi konumundadır. Avukat olarak olay örgüsünü incelerken, failin kendi yetersizliklerini mağdura yansıtma çabasını mahkeme önünde somutlaştırmak son derece önemlidir.
Kurumsal Zafiyetler ve Toksik Örgüt İklimi
Bir kurumda hiyerarşik ve otoriter örgütlenmenin getirdiği aşırı denetim baskısı, mobbingin adeta meşru bir yönetim aracı olarak kullanılmasına zemin hazırlayabilir. Hukuk davalarında sıklıkla karşılaştığımız bir diğer sorun ise kurumdaki iş tanımlarının belirsizliği ve aynı çalışanın birden çok amire bağlı çalıştırılarak ast-üst ilişkilerinin muğlaklaşmasıdır. Çalışanların düşüncelerini ifade edemedikleri, kapalı bir iletişim ve yaygın bir dedikodu ağının hâkim olduğu zayıf örgüt kültürleri, işyerini yavaş yavaş bir psikolojik taciz alanına çevirir. Yöneticilerin mobbingin varlığını reddetmesi veya bu duruma göz yumması, eylemlerin olağanlaşmasına ve tüm kuruma sirayet etmesine yol açar. Çatışma çözme mekanizmalarının ve kuralların net olarak belirlenmediği her kapalı örgüt iklimi, er ya da geç hukuki bir uyuşmazlığın merkezi olmaya mahkumdur.
Toplumsal ve Sosyal Beklentilerin Etkisi
İş hukuku düzenimiz ve çalışma dinamikleri, içinde bulunulan toplumun sosyal kabullerinden bağımsız düşünülemez. Modern iş dünyasında hâkim olan şiddetli ekonomik rekabet ve yalnızca sonuç odaklı verimlilik baskısı, çalışanların adeta birer sarf malzemesi ve kişiliksizleştirilmiş unsur olarak algılanmasına zemin hazırlamaktadır. İhtiyaç duyulan imkânların sağlanmasından ziyade işin kalitesiz dahi olsa tamamlanmasına odaklanan bu felsefe, çalışkan bireylerin daha çok çalıştırılarak cezalandırılmasına, işten kaçanların ise bir nevi ödüllendirilmesine yol açabilmektedir. Bu çarpık sistem içerisinde failin sergilediği haksız davranışlar toplum tarafından kabul gördükçe ve görmezden gelindikçe, çalışma barışını bozan psikolojik şiddetin yayılması da kaçınılmazdır. Çalışma alanlarındaki sosyal hakların ve bireysel saygının korunması, yalnızca şirket içi bir önlem değil, toplumsal hukukun üstünlüğünün de bir gereğidir.