Makale
Kamu güvenliği gerekçesiyle uygulanan kitlesel gözetim faaliyetlerinin kişisel verilerin korunması hukuku bağlamındaki sınırları, orantılılık ilkesi ve yargısal denetim mekanizmaları çerçevesinde hukuki bir perspektifle incelenmektedir.
Kamu Güvenliği Kapsamında Kitlesel Gözetim ve KVKK
Modern hukuk devletlerinde, kamu güvenliği ve kamu düzeninin sağlanması devletin en temel görevlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Ancak gelişen teknolojilerle birlikte suç ve terörle mücadele gibi meşru amaçlarla başvurulan kitlesel gözetim faaliyetleri, bireylerin temel hak ve özgürlükleri ile doğrudan bir çatışma alanı yaratmaktadır. Sokaklara yerleştirilen kapalı devre televizyon (CCTV) kameraları, MOBESE sistemleri ve telekomünikasyon ağlarının izlenmesi gibi yöntemler, hukuki sınırları doğru çizilmediğinde toplumun tamamını olağan şüpheli konumuna düşürebilmektedir. Hukuk sistemimizde, gözetim teknolojilerinin kamusal alanda kullanımı sonucunda elde edilen görsel ve işitsel kayıtlar kişisel veri niteliği taşımaktadır. Bu nedenle, devletin güvenlik politikalarını uygularken aynı zamanda Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) ve uluslararası insan hakları standartlarına uygun hareket etme yükümlülüğü doğmaktadır. Güvenlik ve özgürlük arasındaki bu hassas denge, gözetim uygulamalarının yasal bir dayanağa sahip olmasını, keyfiliğe karşı bağımsız denetim mekanizmalarının işletilmesini ve her şeyden önce orantılılık ilkesi gözetilerek şeffaf bir çerçevede yürütülmesini zorunlu kılmaktadır.
Kamusal Alanda Gözetim ve Kişisel Verilerin İşlenmesi
Devletin iç ve dış güvenliği tesis etmek amacıyla kamusal alanlarda yürüttüğü kitlesel gözetim uygulamaları, doğrudan bireylerin mahremiyet alanına temas etmektedir. Kamuya açık alanlara kurulan kameralı izleme sistemleri, örneğin MOBESE kameraları, yalnızca suç işlenmesini önlemekle kalmayıp bireylerin günlük yaşamlarına ait hareketlerini de sistematik olarak kayıt altına almaktadır. Bu sistemler tarafından kaydedilen görüntüler kişisel veri kabul edildiği için, bu verilerin işlenmesi KVKK ve uluslararası düzeyde uygulanan Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) hükümlerine tabi olmak zorundadır. Veri koruma hukukunun temel kuralları gereği, kişisel verilerin toplanması, saklanması ve işlenmesi faaliyetleri mutlaka belirli, açık ve meşru amaçlara dayanmalıdır. Gözetim sistemlerinin kurulum amacı dışına çıkılarak verilerin keyfi bir biçimde kullanılması hukuka aykırılık teşkil eder. Bu sebeple kamusal alanlarda gerçekleştirilen gözetim faaliyetleri, yalnızca kamu düzenini koruma amacına hizmet ettiği ölçüde ve zorunlu olan süre boyunca muhafaza edilecek şekilde kurgulanmalıdır. Ayrıca veri sorumlusu konumundaki kamu otoritelerinin, veri güvenliğini sağlamaya yönelik idari ve teknik tüm koruyucu tedbirleri eksiksiz biçimde alması hukuki bir gerekliliktir.
Kitlesel Gözetimde Orantılılık ve Yargısal Denetim
Kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki denge, orantılılık ilkesi aracılığıyla hukuki güvence altına alınmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Klass ve Diğerleri v. Almanya ile Szabó ve Vissy v. Macaristan kararlarında, devletlerin ulusal güvenlik gerekçesiyle yürüttüğü gizli izleme programlarının mutlak bir gereklilik halinde kabul edilebileceğini belirtmiştir. Ancak bu faaliyetlerin demokratik toplumda gerekli olma koşulunu sağlaması ve aşırıya kaçmaması şarttır. Ayrıca AİHM, Big Brother Watch ve Diğerleri v. Birleşik Krallık davasında, kitlesel gözetim rejimlerinin bağımsız denetim mekanizmaları ve güvenceler olmaksızın uygulanmasının özel hayata saygı hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir. Hukukumuzda da durum benzerdir. Önleyici kolluk faaliyetleri kapsamında yapılan iletişim denetimlerinin veya geniş çaplı aramaların salt varsayımsal tehlikelere dayandırılmaması gerekmektedir. İstihbarat ve kolluk kuvvetlerine tanınan gözetim yetkileri, Anayasa ve KVKK sınırları içerisinde kalmalı, elde edilen verilerin ne zaman silineceği gibi süreçler yasal çerçevede açıkça belirlenmelidir.
AİHM İçtihatlarında Gözetimin Sınırları
AİHM'in ilgili içtihatları doğrultusunda, devletin gözetim yetkilerinin keyfi kullanımını engellemek amacıyla yerine getirilmesi gereken asgari güvenceler şu şekildedir:
- İletişimin izlenmesi kararının hangi suç tipleri için uygulanabileceğinin kanunda sarih bir biçimde belirtilmesi.
- Gözetim faaliyetine tabi tutulacak kişi gruplarının sınırlarının yasal olarak çizilmesi.
- Toplanan kişisel verilerin ve iletişim kayıtlarının yasal saklama sürelerinin netleştirilmesi.
- Elde edilen kişisel verilerin üçüncü kişilerle paylaşılmasına ve nihai olarak silinmesine ilişkin usullerin yasada düzenlenmesi.
- Gözetim uygulamalarının yürütmeden bağımsız, yetkin bir yargısal denetim organı tarafından sıkı şekilde kontrol edilmesi.