Makale
Ceza yargılamasında duruşma salonunda olanların dışarıya aktarılmasını ifade eden dolaylı aleniyet, sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla yeni bir boyut kazanmıştır. Sosyal ağlardaki denetimsizlik, yalan haberlerin hızla yayılmasına ve lekelenmeme hakkının ihlaline yol açmakta olup, bu durum hukuki açıdan ihtiyatla değerlendirilmektedir.
Ceza Yargılamasında Sosyal Medya ve Dolaylı Aleniyet
Hukuk sistemimizde halka açıklık ilkesi, yargılamanın şeffaflığını ve adil yargılanma hakkını temin eden en temel güvencelerden biridir. Bu ilkenin bir görünümü olan dolaylı halka açıklık, duruşma salonunda izleyici olarak bulunan kişilerin veya basın mensuplarının, duruşma esnasında şahit oldukları olayları, duydukları beyanları ve yargılama sürecini dışarıdaki kişilere aktarmasını ifade etmektedir. Geleneksel medya araçlarıyla sağlanan bu aktarım, günümüzde dijitalleşmenin ve internetin hayatımızın merkezine yerleşmesiyle birlikte yerini büyük ölçüde sosyal medya ağlarına bırakmıştır. Toplumun kriminal olaylara ve ceza davalarına duyduğu yoğun ilgi, kural olarak gizli yürütülmesi gereken soruşturma evresindeki bilgilerin dahi sosyal medya platformlarında paylaşılmasına ve tartışılmasına neden olmaktadır. Klasik medya düzeninde halk sadece haberi alan pasif bir konumdayken, sosyal medya düzeninde vatandaşlar bizzat haberi üreten, yayan ve yorumlayan aktif birer sunucu pozisyonuna geçmiştir. Bu yapısal dönüşüm, yargısal süreçlere dair bilgilerin dolaşım hızını olağanüstü artırmış olsa da, beraberinde dezenformasyon ve kişilik haklarının ihlali gibi çok ciddi hukuki riskleri de yargı sisteminin gündemine taşımıştır.
Sosyal Medyada Bilgi Yayılımı ve Yalan Haber Sorunu
Yirminci yüzyılda bilgi kaynakları büyük bir değişime uğramış, geleneksel medyanın yerini alan dijital yayıncılık ve sosyal ağlar adli haberlerin veriliş biçimini kökten değiştirmiştir. Geleneksel basının aksine, sosyal medya ortamında haberler hiçbir editöryal süzgeçten geçmeden, inanılmaz bir hızla ve çok daha geniş kitlelere yayılmaktadır. Bu kontrolsüz hız, özellikle yalan haber sorununun çığ gibi büyümesine zemin hazırlamıştır. Uydurma, yanıltıcı ve gerçek dışı bilgilerin, gerçek haberlere kıyasla çok daha fazla ilgi gördüğü araştırmalarla sabittir. Özellikle cinsel taciz, kadına yönelik şiddet veya hayvanlara kötü muamele gibi toplumda infial yaratan hassas konulardaki yargılamalar, sosyal medyada teyit edilmemiş bilgilerle hızla yayılarak kitleleri kışkırtabilmektedir. Profesyonel habercilerin bağlı olduğu meslek ilkeleri ve cezai sorumluluk kaygıları varken, sosyal medya kullanıcıları genellikle müstear (takma) isimler ardına saklanarak anonim kalmanın verdiği rahatlıkla, yargılamanın taraflarını asılsız iddialarla hedef alabilmektedir. Bu asılsız paylaşımlar, yargılama henüz sonuçlanmadan kişilerin toplum nezdinde mahkûm edilmesine yol açmaktadır.
Lekelenmeme Hakkı ve Masumiyet Karinesinin İhlali
Sosyal medya üzerinden sağlanan dolaylı aleniyetin en tehlikeli sonuçlarından biri, şüpheli veya sanıkların lekelenmeme hakkı ve masumiyet karinesinin ağır bir biçimde zedelenmesidir. Bir ceza yargılamasında kişi, hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilene kadar masum kabul edilmelidir. Ancak sosyal medyadaki linç kültürü ve asılsız haberlerin hızla yayılması, kişilerin henüz yargılanma aşamasındayken, hatta bazen sadece soruşturma evresinde suçlu gibi algılanmasına ve itibarlarının telafisi imkansız şekilde zarar görmesine neden olmaktadır. Bu durumun hukuki çerçevede yarattığı başlıca tehlikeler şunlardır:
- Anonim hesaplar üzerinden yapılan karalamalar nedeniyle sorumluların tespit edilip cezalandırılmasının zorlaşması.
- Yargılamanın profesyonelleri olan hâkim, savcı ve avukatların asılsız ithamlarla töhmet altında bırakılarak yargı bağımsızlığının zedelenmesi.
- Yalan haberlerin dijital ortamlarda çok hızlı yayılmasıyla birlikte, kişilerin gelecekteki hayatlarında telafisi güç sosyal ve psikolojik zararlara uğraması.
- Sadece sanıkların değil, mağdurların ve suçtan zarar görenlerin de deşifre edilerek özel hayat alanlarına haksız müdahalelerde bulunulması.
Sosyal Medya İçin Yasal Düzenleme İhtiyacı
Yazılı, görsel ve işitsel medya araçlarının faaliyetleri, sorumlulukları ve sınırları basın hukuku kuralları ile açıkça tedvin edilmiş bir yapıya sahiptir. Medya kuruluşları, yargılamanın selameti ve kişilerin temel hakları bağlamında yasal bir çerçeve içinde hareket etmekle yükümlüdür. Ne var ki, sosyal medya platformları için özel olarak kurgulanmış, sınırları net bir kurallar bütününün bulunmaması, hukuki bir belirsizlik yaratmaktadır. Düzenleme eksikliği, sosyal ağları kullanan bireyleri sorumsuzluğa itmekte ve adli olayların sosyal medya üzerinden kontrolsüzce yayılmasını tehlikeli bir hale getirmektedir. İnsan hakları aktivizmi adı altında adalet mekanizmasını hızlandırmak amacıyla başlatılan bazı sosyal medya kampanyalarının, yargıyı etkilemeye teşebbüs boyutuna ulaştığı ve dezenformasyona dönüştüğü sıklıkla gözlemlenmektedir. Bu nedenle, anayasal bir güvence olan ifade özgürlüğü ile kişilerin şeref, haysiyet ve adil yargılanma hakları arasında makul bir denge kurulabilmesi için, sosyal medya yoluyla aleniyetin sınırlarının çağdaş hukuk kuralları ve yargı etiği çerçevesinde ihtiyatla belirlenmesi gerekmektedir.