Anasayfa Karar Bülteni AİHM | SPIVAK | BN. 21180/15

Karar Bülteni

AİHM SPIVAK BN. 21180/15

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 5. Bölüm
Başvuru No 21180/15
Karar Tarihi 05.06.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Zorunlu psikiyatrik tedavide rıza esastır.
  • Tıbbi zorunluluk yokken ilaç verilmesi ihlaldir.
  • Özgürlükten yoksun bırakmanın yargısal denetimi sağlanmalıdır.
  • Kötü muamele iddiaları etkili biçimde soruşturulmalıdır.

Bu karar, adalet ve sağlık sisteminin kesiştiği noktada yer alan zorunlu psikiyatrik tedavi uygulamalarında, bireylerin temel insan haklarının korunması bağlamında kritik ve bağlayıcı bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Mahkeme, cezai bir mahkeme kararına dayanılarak psikiyatri hastanesine yatırılan bir bireyin, kendi aydınlatılmış rızası dışında ve herhangi bir somut tıbbi gereklilik kanıtlanmadan doğrudan doğruya nöroleptik gibi ağır ilaçlara maruz bırakılmasını, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin ilgili maddeleri kapsamında ağır bir insanlık dışı ve onur kırıcı muamele olarak nitelendirmiştir. Bu tespit, devletlerin yalnızca vatandaşlarını fiziksel olarak güvence altına alma konusundaki negatif yükümlülüğünü değil, aynı zamanda kapalı kurumlardaki psikiyatrik müdahalelerin tıbbi zorunluluk sınırlarını aşmamasını sağlayacak kapsamlı ve koruyucu yasal bir çerçeve oluşturma şeklindeki pozitif yükümlülüğünü de son derece net bir biçimde vurgulamaktadır.

Ayrıca bu karar, benzer nitelikteki davalarda yaratacağı emsal etkisi açısından da oldukça güçlü bir hukuki zemin sunmaktadır. Özellikle yüksek güvenlikli psikiyatri hastanelerinde zorunlu olarak tutulma hallerinde, hastaların kendi tutulma yasallıklarını ve koşullarını itiraz edebilecekleri bağımsız, doğrudan ve erişilebilir bir yargısal başvuru yolunun bulunmaması, Sözleşme'nin ağır ve yapısal bir ihlali olarak görülmüştür. Rutin ve otomatik olarak gerçekleştirilen yargısal denetimlerin, hastanın bizzat dinlenmediği, avukat erişiminin kısıtlı olduğu ve yalnızca idareyi onaylayan şekli bir uygulamadan ibaret kaldığı senaryolarda temel adalet gereksinimlerini hiçbir şekilde karşılamadığı açıkça ortaya konmuştur. Uygulamada bu emsal karar, Avrupa Konseyi'ne üye tüm taraf devletleri, psikiyatri hastalarına yönelik zorunlu tıbbi müdahale ve alıkoyma mevzuatlarını insan hakları odaklı olarak yeniden gözden geçirmeye, hastaların bedensel ve ruhsal otonomisine saygı duyan, keyfiliği önleyen ve etkili itiraz mekanizmaları barındıran modern sistemler kurmaya zorlayacak niteliktedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Gennadiy Igorovych Spivak, cinayete teşebbüs şüphesi ile Aralık 2011 tarihinde polis ekipleri tarafından gözaltına alınmıştır. Yapılan kapsamlı adli psikiyatrik muayenede başvurucunun geçmişte veya halihazırda herhangi bir kalıcı akıl hastalığı bulunmadığı, ancak suçun işlendiği olay anında geçici bir bilinç kararması (alacakaranlık hali) yaşadığı tespit edilmiştir. Yerel mahkeme, bu uzman raporuna dayanarak başvurucunun cezai sorumluluğunun olmadığına hükmetmiş; ancak gelecekte tehlikelilik arz edebileceği gerekçesiyle yüksek güvenlikli bir psikiyatri hastanesinde zorunlu tıbbi tedavi altına alınmasına karar vermiştir. Başvurucu, Ekim 2012 tarihinden Ekim 2014 tarihine kadar Dnipro'daki bu hastanede kapalı koşullarda tutulmuştur. Yerel mahkemenin zorunlu tıbbi tedavinin sona erdirilmesine ve taburcu edilmesine yönelik kararı 24 Ekim 2014 tarihinde kesinleşmesine rağmen, idare tarafından başvurucu ancak 28 Ekim 2014 tarihinde serbest bırakılmıştır. Başvurucu, Ukrayna Devleti'ne karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurarak; hastanede bulunduğu süre zarfında kendi iradesi ve rızası dışında, hiçbir tıbbi gereklilik olmaksızın kendisine ağır yatıştırıcı ilaçlar (nöroleptik) verildiğini, yirmi kişiyle aynı odayı paylaştığı ve temel hijyen olanaklarından mahrum bırakıldığı tutulma koşullarının çok kötü olduğunu, mahkeme kararına rağmen serbest bırakılma sürecinin keyfi olarak geciktirildiğini ve tüm bu süreçte hastanede tutulmasının hukuka uygunluğunu denetletebileceği hiçbir etkili yargı yolunun bulunmadığını iddia etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu uyuşmazlığı incelerken, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin işkence ile insanlık dışı ve onur kırıcı muamele yasağını kesin ve mutlak bir biçimde düzenleyen 3. maddesi ile bireylerin özgürlük ve güvenlik hakkını güvence altına alan 5. maddesini temel hukuki dayanak olarak almıştır. Mahkemenin bu konudaki yerleşik içtihat prensiplerine göre, bir kişinin rızası dışında herhangi bir tıbbi müdahaleye tabi tutulması, ancak ve ancak bu müdahalenin yerleşik modern tıp ilkeleri açısından kesin ve kanıtlanmış bir "terapötik zorunluluk" taşıması halinde Sözleşme'ye uygun kabul edilebilir. Özgür ve aydınlatılmış rıza alınmadan yapılan psikiyatrik veya fiziksel müdahaleler için ulusal hukukta çok net yasal kriterler bulunmalı, bu durum hastanın haklarını koruyacak bağımsız bir tıbbi ikinci görüş gibi usuli güvencelerle mutlaka desteklenmelidir. Kapalı kurumlardaki hastaların bu asgari standartlardan mahrum bırakılması doğrudan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.3 ihlali anlamına gelmektedir.

Bunun yanı sıra, Sözleşme'nin 5. maddesi bağlamında, haklarında ceza mahkemeleri tarafından zorunlu yatış kararı verilmiş olan hastaların, bu tutulma halinin devamının yasallığına karşı doğrudan ve bağımsız bir şekilde mahkemeye başvurma hakkı mutlak surette sağlanmalıdır. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.5/4 uyarınca, tutulmanın hukuka uygunluğunun denetimi sadece hastane idaresinin veya savcılığın inisiyatifiyle resen yapılan periyodik incelemelere bırakılamaz. Periyodik denetimler yapılsa dahi, bu denetimlerin hastanın bizzat katılımı sağlanmadan, hukuki temsil imkanı sunulmadan ve sadece şekli bir onaylama olarak gerekçesiz biçimde yürütülmesi adil yargılanma ve etkili denetim standartlarıyla hiçbir şekilde bağdaşmaz. Ayrıca, kişilerin mahkeme kararıyla tahliyesine karar verildikten sonra idari gerekçelerle dahi olsa tutulmaya devam edilmeleri İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.5/1 uyarınca açık bir keyfi özgürlükten yoksun bırakma teşkil eder. Devletin, iddiaları soruşturacak etkili ve bağımsız mekanizmaları kurma yükümlülüğü ise Sözleşme'nin 13. maddesi ile yakından bağlantılıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Mahkeme, somut olayın gerçeklerini incelerken öncelikle başvurucunun taburcu edilme sürecine odaklanmıştır. Yerel mahkeme kararıyla zorunlu tedavisinin sonlandırılarak taburcu edilmesine hükmedildiği ve bu kararın kesinleştiği 24 Ekim 2014 tarihinden 28 Ekim 2014 tarihine kadar başvurucunun psikiyatri hastanesinde tutulmaya devam edilmesi, hiçbir yasal dayanağı olmayan, hukuka aykırı ve keyfi bir özgürlükten yoksun bırakma olarak tespit edilmiştir. Ayrıca, başvurucunun zorunlu yatışının devamına yönelik önceki yıllarda yapılan periyodik mahkeme incelemelerinin, başvurucunun veya yasal temsilcisinin fiili katılımı olmadan, tamamen standart, matbu ve gerekçesiz kararlarla yürütüldüğü, dolayısıyla başvurucunun kendi tutulmasının yasallığını doğrudan itiraz edebileceği etkili, bağımsız ve erişilebilir bir yargı yolunun bulunmadığı açıkça belirlenmiştir.

Başvurucuya hastanede uygulanan tıbbi tedavi yöntemleri incelendiğinde; adli tıp raporlarında başvurucunun herhangi bir kalıcı akıl hastalığı bulunmadığı çok açık bir şekilde belirtilmesine rağmen, kendisine uzun süre boyunca iradesi dışında ağır nöroleptik ilaçlar verilmiştir. Savunmacı Hükümet, uygulanan bu ağır ilaçlı tedavinin başvurucu için bir terapötik gereklilik olduğunu kanıtlayamamıştır. Mahkeme, bu ilaçların hastayı tedavi etme amacından ziyade, başvurucunun davranışlarını mutlak kontrol altında tutmak ve bir nevi misilleme amacıyla zorla verildiği kanaatine varmıştır. Bu durum, başvurucunun maruz kaldığı fiziksel koşullarla birleştiğinde daha da ağırlaşmıştır. Başvurucunun yirmi kişiyle aynı küçük ve havasız koğuşu paylaşmaya zorlanması, tuvalet erişiminin personelin mesaisi bittikten sonra kısıtlanarak insan onuruna aykırı durumlara yol açması ve haftada sadece bir kez kalabalık gruplar halinde duş aldırılması gibi yetersiz hijyen koşulları, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele boyutuna ulaşmıştır.

Bütün bunların yanı sıra, başvurucunun hastaneden taburcu edildikten sonra polis ve savcılık makamlarına yaptığı zorla ilaç verilmesi ve kötü muamele şikayetleri hakkında yetkililer tarafından hiçbir etkili ve bağımsız soruşturma yürütülmemiştir. Soruşturmalar yüzeysel bırakılmış ve kapatılmıştır. İdareye karşı açılan hukuk davasında da yerel mahkemelerin, başvurucunun iddialarını yeterince incelemeden, kapalı ve izole bir kurumda zorla tutulan bir hastanın dışarıdan bağımsız delil toplama zorluğunu hiçbir şekilde dikkate almadan doğrudan ret kararı vermesi, adalete erişim ve etkili başvuru hakkının ağır bir ihlali olarak değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurucunun özgürlük ve güvenlik hakkı ile işkence ve kötü muamele yasağının usul ve esas yönünden ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: