Karar Bülteni
YARGITAY 7. HD 2015/40510 E. 2015/26001 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 7. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2015/40510 |
| Karar No | 2015/26001 |
| Karar Tarihi | 21.12.2015 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Ücretin ödendiğini ispat yükü işverene aittir.
- İmzasız bordrodaki tahakkukların ödemesi araştırılmalıdır.
- Para borcu olan ücret tanıkla ispatlanamaz.
- Temyiz aşamasında sunulan banka kayıtları incelenmelidir.
Bu karar, iş hukuku yargılamalarında sıklıkla karşılaşılan imzasız ücret bordrolarının delil niteliği bakımından hukuken ne anlama geldiğini çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karar, işçi alacaklarının hesaplanmasında sadece belgenin şekli unsurlarına dayanılmaması gerektiğini, maddi gerçeğin araştırılmasının mahkemeler için mutlak bir zorunluluk olduğunu ifade etmektedir.
Hukuken ücret ödeme yükümlülüğü ve bunun ödendiğinin ispatı kesin olarak işverene yüklenmiştir. Ancak Yargıtay, imzasız olsa dahi bordroda bir tahakkuk varsa ve buna karşılık gelen bir banka ödemesi mevcutsa, mahkemelerin bu ödemeleri detaylıca incelemekle yükümlü olduğunu kurala bağlamıştır.
Bu içtihadın benzer davalardaki emsal etkisi, özellikle delillerin toplanması ve değerlendirilmesi aşamasında mahkemelere yüklediği sorumluluk yönünden oldukça yüksektir. Yargıtay, yerel mahkemelere salt bordroda imza yok diye sunulan ödeme savunmasını yok saymamaları gerektiği yönünde güçlü ve emsal bir mesaj vermektedir.
Uygulamadaki en büyük önemi ise, temyiz aşamasında dosyaya sunulan banka ödeme kayıtlarının bile göz ardı edilemeyeceğinin altını çizmesidir. Dosyanın tüm banka kayıtları celp edilerek bütüncül bir değerlendirme yapılmasının zorunlu kılınması, hem işverenin mükerrer ödeme yapmasının önüne geçmekte hem de yargılamada adil bir denge kurmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalı işverene karşı açtığı bu davada iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürmüştür. İşçi, uzun süren çalışma dönemi boyunca fazla mesai ücretlerinin kendisine ödenmediğini, işyerinde sürekli olarak mobbing uygulamalarına maruz bırakıldığını, çalışma koşullarının rızası dışında tamamen aleyhine değiştirildiğini ve kendisine birtakım gerçek dışı belgelerin zorla imzalatılmak istendiğini iddia etmiştir. Yaşanan bu olayların hikayesi sonucunda işçi, kıdem tazminatı ile ödenmeyen diğer tüm işçilik alacaklarının mahkeme aracılığıyla tarafına ödenmesini talep etmiştir.
Davalı konumundaki işveren ise işçinin tüm bu iddialarının gerçeği yansıtmadığını, tam aksine davacı işçinin işe mazeretsiz olarak gelmediğini ve ardışık olarak devamsızlık yaptığını, bu sebeple iş sözleşmesinin devamsızlık haklı nedenine dayanılarak kendileri tarafından usulüne uygun şekilde feshedildiğini savunmuş ve davanın reddini istemiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı genel hukuk kurallarının temelini, işçi ücretlerinin ödenmesi ve bu ödemelerin ispatı usulleri oluşturmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu m.37 düzenlemesine göre, işçiye ücretin elden veya banka kanalıyla ödenmesi durumunda, ücret hesabını gösteren, imzalı veya işyerinin özel işaretini taşıyan resmi bir "ücret hesap pusulası" verilmesi kanuni bir zorunluluktur. Uygulamada bu belgeler çoğunlukla ücret bordrosu adı altında düzenlenmekte ve periyodik ödemeler esnasında işçinin imzası mutlaka alınmaktadır.
Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, işçi ücretlerinin, fazla mesai çalışmalarının ve genel tatil alacaklarının ödendiğini yargılama aşamasında ispat etme yükü tamamen işverenin üzerindedir. İşverenin bu önemli yükümlülüğünü hukuka uygun bir şekilde yerine getirebilmesi için kural olarak işçinin imzasını taşıyan, içeriği belirli yazılı bir ödeme belgesi sunması gerekmektedir. Banka aracılığı ile yapılan maaş ve yan hak ödemelerinde, banka kayıtları da ödemeyi açıkça gösteren kesin bir delil niteliğindedir. Hukuk sistemimizde para borcu olan ücretin ödendiğinin tanık beyanlarıyla ispat edilmesi ise kesinlikle mümkün değildir.
Geniş anlamda ücret alacağı içerisinde yer alan fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının ödenip ödenmediği konusu da bu katı ispat kuralları çerçevesinde değerlendirilmek zorundadır. Ancak doktrin ve Yargıtay uygulamalarında kabul edildiği üzere, işçi tarafından imzalanmamış bordrolar şeklen tek başına kesin bir ödeme belgesi sayılmasa da, bu bordrolarda yer alan alacak tahakkuklarının banka yoluyla işçinin hesabına yatırıldığının net olarak ispatlanması halinde, bu durum geçerli bir ifa ve ödeme olarak kabul edilir. Mahkemelerin de bu ödemeleri ilgili alacak kalemlerinden mahsup etmesi yasal bir gerekliliktir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda davalı işveren, davacı işçinin fazla mesai ve ulusal bayram ile genel tatil alacaklarının dosyaya sunulan ilgili dönem bordrolarında açıkça tahakkuk ettirildiğini ve bu bedellerin banka yoluyla davacının maaş hesabına ödendiğini kuvvetle savunmuştur. Dosya içerisinde yer alan bordrolar detaylıca incelendiğinde, gerçekten de fazla mesai ve genel tatil ücreti kalemlerinin tahakkuk ettirildiği görülmüştür. Ancak yerel mahkeme, ibraz edilen bordroların bir kısmında işçinin ıslak imzasının bulunmaması gerekçesiyle bu belgeleri hesaplamalarda tamamen dikkate almamıştır. Mahkeme tarafından yargılama sürecinde bir kısım banka kayıtları celp edilip getirtilmiş olsa da, toplanan bu kayıtlar işçinin bütün çalışma dönemini kapsayacak nitelikte değildir.
Üstelik davalı işveren tarafça yargılamanın karara bağlanmasından sonra, temyiz aşamasında da dosyaya bazı yeni banka dekontları ve kayıtları sunulmuştur. Yargıtay dairesi, imzasız bordrolarda tahakkuk ettirilen söz konusu alacak kalemlerinin banka yoluyla işçiye gerçekten ödenip ödenmediğinin net ve şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde tespit edilmesini zorunlu görmüştür. Eğer bu kalemler ödenmişse, ödeme yapılan ayların hesaplamadan titizlikle dışlanarak ortaya çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğini vurgulamış, yerel mahkemenin eksik inceleme yapmasını ağır bir hatalı işlem olarak değerlendirmiştir.
Bununla birlikte mahkeme, davacının hizmet süresine göre toplam 90 gün yıllık izne hak kazandığını, bu sürenin 87 gününü kullandığını belirterek bakiye 3 günlük yıllık izin alacağı olduğuna hükmetmiştir. Oysa dosyadaki 2013 yılı 8. ay bordrosunda 1.007,21 TL tutarında net bir yıllık izin alacağı tahakkuku bulunduğu saptanmıştır. Her ne kadar bu bordro imzasız olsa dahi, temyiz aşamasında işverence dosyaya eklenen banka kayıtlarından, tahakkuk ettirilen söz konusu tutarın davacı işçinin hesabına tam olarak yatırıldığı açıkça anlaşılmaktadır. Yerel mahkemece işçiye yapılan bu somut ödemenin değerlendirilmemiş olması da bir diğer eksiklik olarak kabul edilmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, eksik inceleme yapıldığı ve ödemelerin değerlendirilmediği gerekçesiyle kararı bozmuştur.