Karar Bülteni
AYM Umut Kabaklı BN. 2024/40277
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2024/40277 |
| Karar Tarihi | 17.02.2026 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tutuklama nedenleri somut olgularla gerekçelendirilmelidir.
- Delillerin toplanmış olması karartma şüphesini ortadan kaldırır.
- Hukuka aykırı tutuklama gösteri hakkını ihlal eder.
- Soyut kaçma şüphesi tutuklama için yeterli değildir.
Bu karar, özellikle toplumsal olaylar ve gösteri yürüyüşleri sonrasında uygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliği açısından büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kuvvetli suç şüphesi bulunsa dahi, tutuklama nedenleri olan kaçma ve delilleri karartma şüphesinin somut olgularla desteklenmesi gerektiğini bir kez daha vurgulamıştır. Görüntü kayıtları gibi delillerin zaten soruşturma makamlarının elinde olduğu durumlarda, şüphelinin delilleri karartma ihtimalinden bahsedilemeyeceği net bir şekilde ortaya konulmuştur. Ayrıca, katalog suçlar arasında yer almayan isnatlar için varsayımsal gerekçelerle tutuklama kararı verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisine bakıldığında, bu karar, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı arasındaki sıkı bağı gözler önüne sermektedir. Mahkeme, hukuki dayanaktan yoksun bir tutuklama tedbirinin, aynı zamanda anayasal bir hak olan barışçıl gösteri hakkına da doğrudan bir müdahale oluşturduğunu ve bu hakkı ihlal ettiğini kabul etmiştir. Uygulamada sıkça rastlanan ve matbu gerekçelerle verilen tutuklama kararlarına karşı alt derece mahkemeleri için bağlayıcı bir standart belirleyen bu içtihat, anayasal hakların kullanımının asılsız ve ölçüsüz tutuklamalarla engellenemeyeceğinin altını çizmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, 1 Mayıs 2024 Emek ve Dayanışma Günü kutlamaları kapsamında Taksim Meydanı'na yürümek isteyen ancak Saraçhane Parkı'nda kolluk kuvvetleri tarafından engellenen bir grubun içinde yer almıştır. Yaşanan arbede ve olaylar sonrasında başvurucu, kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen dağılmama ile görevi yaptırmamak için direnme suçlamalarıyla gözaltına alınmış ve akabinde sulh ceza hâkimliği tarafından tutuklanmıştır. Başvurucu, anayasal hakkını kullanarak barışçıl bir gösteriye katıldığını, şiddet eyleminde bulunmadığını ve tutuklama için gerekli şartların oluşmadığını ileri sürerek tutuklama kararına itiraz etmiş, itirazın reddedilmesi üzerine ise kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa'nın 19. maddesinde herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu güvence altına alınmış olup, bu hakkın ancak kanunda belirtilen şartlar dâhilinde bir hâkim kararıyla kısıtlanabileceği kurala bağlanmıştır. Bu kapsamda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.100 uyarınca bir kişinin tutuklanabilmesi için öncelikle kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin varlığı aranır. Ancak kuvvetli suç şüphesinin bulunması tek başına yeterli değildir; aynı zamanda kanunda sayılan tutuklama nedenlerinden birinin, yani kaçma şüphesi veya delilleri karartma tehlikesinin somut olgularla desteklenerek mevcut olması gerekmektedir. Şayet isnat edilen suç, katalog suçlar arasında yer almıyorsa, tutuklama nedenlerinin varsayımsal olarak var olduğu kabul edilemez ve gerekçeli kararda bu durumun somutlaştırılarak açıklanması zorunludur.
Öte yandan, Anayasa'nın 34. maddesi herkesin önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip olduğunu ifade eder. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, tutuklama tedbiri gibi ağır bir koruma tedbirinin ifade özgürlüğü veya toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı gibi diğer temel haklar üzerinde yarattığı etkinin değerlendirilmesi için öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığı incelenir. Tutuklamanın hukukiliğine ilişkin varılan sonuç, aynı zamanda söz konusu tedbirin anayasal hakların kullanımına yönelik haklı ve ölçülü bir müdahale olup olmadığını da belirler. Hukuka aykırı, somut gerekçelerden yoksun ve ölçüsüz bir tutuklama kararı, kişinin sırf anayasal hakkını kullanması nedeniyle özgürlüğünden mahrum bırakıldığı anlamına geleceğinden, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının da doğrudan ihlali sonucunu doğurmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken ilk olarak tutuklama tedbirinin ön şartı olan kuvvetli suç şüphesinin bulunup bulunmadığını değerlendirmiştir. Başvurucunun eylemlerinin isnat edilen suçları oluşturup oluşturmadığından bağımsız olarak, kolluk kuvvetlerince hazırlanan görüntü inceleme ve tespit tutanağı dikkate alındığında, başvurucunun göstericiler arasında yer aldığına ve elindeki flama sopasıyla kolluk görevlilerine saldırdığına dair iddiaların kuvvetli suç şüphesi oluşturduğu kabul edilmiştir. Bu bağlamda, soruşturma makamlarının suç şüphesine ilişkin tespitlerinin temelsiz veya keyfî olmadığı sonucuna varılmıştır.
Ancak tutuklamanın meşru amacı ve tutuklama nedenleri yönünden yapılan incelemede farklı bir sonuca ulaşılmıştır. Tutuklama kararında başvurucunun delilleri karartma şüphesinin bulunduğu ifade edilmişse de, tutuklamaya esas teşkil eden görüntü kayıtlarının ve tutanakların halihazırda soruşturma makamlarının elinde bulunduğu, bu nedenle başvurucunun delillere müdahale etme imkânının olmadığı açıkça vurgulanmıştır. Aynı şekilde, kaçma şüphesine ilişkin olarak da somut ve yeterli hiçbir gerekçe ortaya konulmamıştır. Üzerine atılı suçların, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.100 kapsamında tutuklama nedeninin varsayılabildiği katalog suçlardan olmaması da dikkate alındığında, mahkemece verilen kararda tutuklama nedenlerinin ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanmadığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla tutuklama tedbirinin hukuki dayanağının bulunmadığı kabul edilmiştir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı yönünden yapılan incelemede ise, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle meşru bir amacının da bulunmadığı saptanmıştır. Bu bağlamda, başvurucunun barışçıl olduğuna inandığı bir gösteriye katılması sebebiyle hukuka aykırı şekilde özgürlüğünden mahrum bırakılması, aynı zamanda gösteri hakkına yönelik de orantısız ve haksız bir müdahale olarak değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ve toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.