Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi E. Ş. ve Diğerleri Kararı 2021/58260 B.

Anayasa Mahkemesi E. Ş. ve Diğerleri Kararı 2021/58260 B.

Bu karar, tıbbi malpraktis (hekim hatası) ile öngörülebilir ve önlenemez komplikasyonlar arasındaki ince hukuki çizgiyi net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, hekimin özen yükümlülüğünü yerine getirdiği, gerekli tıbbi kurallara uyduğu ve hastaya aydınlatılmış onam çerçevesinde bilgi verdiği hâllerde, ortaya çıkan istenmeyen sonuçların tıbbi ihmal olarak değerlendirilemeyeceğini teyit etmiştir. Ayrıca, maddi ve manevi varlığın korunması hakkı kapsamında devletin pozitif yükümlülüğünün, idari ve yargısal süreçlerde iddiaların yeterli derinlik ve özenle incelenmesiyle yerine getirilmiş sayılacağı vurgulanmıştır.
search
6 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2021/58260
Karar Tarihi 12.06.2025
Taraf E. Ş. ve Diğerleri
Karar Sonucu İhlal Yok / Kabul Edilemez
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Tıbbi müdahalede aydınlatılmış onam alınması zorunludur.
  • gavel Öngörülebilir komplikasyonlar hekimin kusuru olarak nitelendirilemez.
  • gavel Tıbbi ihmal iddiaları yargı mercilerince özenle incelenmelidir.
  • gavel Uzun yargılama şikayetlerinde Tazminat Komisyonuna başvurulmalıdır.

Bu karar, tıbbi malpraktis (hekim hatası) ile öngörülebilir ve önlenemez komplikasyonlar arasındaki ince hukuki çizgiyi net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, hekimin özen yükümlülüğünü yerine getirdiği, gerekli tıbbi kurallara uyduğu ve hastaya aydınlatılmış onam çerçevesinde bilgi verdiği hâllerde, ortaya çıkan istenmeyen sonuçların tıbbi ihmal olarak değerlendirilemeyeceğini teyit etmiştir. Ayrıca, maddi ve manevi varlığın korunması hakkı kapsamında devletin pozitif yükümlülüğünün, idari ve yargısal süreçlerde iddiaların yeterli derinlik ve özenle incelenmesiyle yerine getirilmiş sayılacağı vurgulanmıştır.

Uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve hekimlerin hukuki sorumluluğunu doğuran tıbbi müdahale davaları için bu karar, bilirkişi raporlarının belirleyici rolünü bir kez daha gözler önüne sermektedir. Mahkemelerin, uzman kurullardan alınan detaylı ve denetime elverişli raporlara dayanarak verdikleri kararların Anayasa Mahkemesi tarafından hak ihlali olarak görülmeyeceği açıktır. Öte yandan karar, makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yönelik şikâyetlerde yasal değişikliklerle kurulan Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun tüketilmesinin zorunlu olduğunu göstermesi bakımından da usul hukuku açısından kritik bir emsal teşkil etmektedir. Yeni kurulan bu idari başvuru yolunun atlanarak doğrudan bireysel başvuru yapılmasının kabul edilemezlik ile sonuçlanacağı kesinleşmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, başvuruculardan birinin geçirdiği boyun fıtığı ameliyatı sonrasında kalıcı sinir hasarı ve çeşitli bedensel rahatsızlıklar yaşaması üzerine hekim ve özel hastane aleyhine açılan maddi ve manevi tazminat davasından kaynaklanmaktadır. Başvurucular, ameliyatı gerçekleştiren doktorun hatalı tıbbi müdahalede bulunduğunu, ameliyat sonrası belgelere başka bir doktorun imza attığını ve aydınlatılmış onam yükümlülüğünün yerine getirilmediğini iddia ederek dava açmıştır. Yargılama sürecinde alınan Adli Tıp Kurumu ve üniversite heyet raporlarında hekime kusur atfedilemeyeceği, yaşanan sorunların ameliyatın öngörülebilir komplikasyonları olduğu belirtilmiştir. Mahkemece davanın reddedilmesi ve hükmün Yargıtay onamasından geçerek kesinleşmesi üzerine başvurucular, tıbbi ihmal nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17 kapsamında korunan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 56 kapsamında devlete yüklenen sağlık hizmetlerinin düzenlenmesi ödevini temel almıştır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, devletin tıbbi müdahaleler nedeniyle kişilerin varlığını koruma pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Sağlık personeli, mesleğini icra ederken özen yükümlülüğü kapsamında riskleri önleyici tedbirleri almak zorundadır. Meydana gelen zararların hukuki sorumluluğunun tespiti amacıyla açılan tazminat davalarının, mahkemelerce makul derecede dikkatli ve özenli bir şekilde, bilimsel raporlara dayanılarak incelenmesi gerekmektedir. Ancak tıbbi verilerin değerlendirilmesi ve bilirkişi raporlarındaki sonuçların doğruluğunun teyidi kural olarak derece mahkemelerinin yetkisindedir.

Ayrıca tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğunun temel şartı olan aydınlatılmış onam prensibi uyarınca, hastaya uygulanacak işlemler, alternatif tedavi yöntemleri ve olası riskler hakkında hastanın önceden yeterince bilgilendirilmesi şarttır. İspat yükümlülüğü ise hekime ve sağlık kuruluşuna aittir.

Makul sürede yargılanma hakkı yönünden ise 7445 sayılı Kanun ile değişik 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun hükümleri dikkate alınmıştır. Uzayan yargılamalar nedeniyle ihlal iddialarının öncelikle bu Komisyona taşınması gerektiği, bu yol tüketilmeden Anayasa Mahkemesine yapılan başvuruların ikincillik ilkesi gereği incelenemeyeceği kabul edilmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda öncelikle maddi ve manevi varlığın korunması hakkı kapsamında tıbbi ihmal iddialarını incelemiştir. Yargılama sürecinde derece mahkemesince Adli Tıp Kurumu ve alanında uzman öğretim üyelerinden oluşan üniversite heyetlerinden üç ayrı rapor alındığı tespit edilmiştir. Tüm bilirkişi raporlarında, hastaya uygulanan teşhis ve tedavi yöntemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu, ortaya çıkan denge kaybı ve sinir hasarı gibi şikâyetlerin ameliyatın öngörülebilir ancak önlenemez komplikasyonları olduğu ve ilgili hekim ile hastaneye atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı açıkça ortaya konulmuştur.

Başvurucuların, hastaya protez disk takılacağı konusunda önceden bilgi verilmediği ve aydınlatılmış onam alınmadığı yönündeki iddiaları incelendiğinde; yargılama aşamasındaki raporlarda hastanın olası riskler ve yan etkiler hakkında bilgilendirildiği ve onam formunun hasta tarafından imzalandığı belirlenmiştir. Üstelik bu aydınlatma eksikliği iddiasının ilk yargılama aşamalarında ileri sürülmediği, Yargıtay bozması sonrasında gecikmeli olarak gündeme getirildiği için usulüne uygun şekilde ileri sürülmüş bir iddia olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine varılmıştır.

Derece mahkemesinin yargılama sürecinde başvurucuların iddialarını bilimsel verilere ve uzman raporlarına dayanarak özenli ve yeterli bir derinlikte tartıştığı görülmüştür. Bu itibarla kamu makamlarının pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediklerinden söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden yapılan incelemede ise, 6384 sayılı Kanun kapsamında kurulan Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun öncelikle tüketilmesi gerektiği tespit edilmiştir. İlgili yasal düzenleme uyarınca derdest olan şikâyetler bakımından bu hukuki çare kullanılmadan bireysel başvuru yapılmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, tıbbi ihmal iddiaları yönünden Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edilmediğine, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin iddiaların ise başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Ameliyatta sakat kaldım ama doktor suçsuzmuş, Anayasa Mahkemesi ne der? expand_more
Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, tıbbi bir müdahale sonucunda istenmeyen zararların ve bedensel rahatsızlıkların ortaya çıkması tek başına hekimin tıbbi ihmali (malpraktis) olduğu anlamına gelmez. Emsal kararda açıkça vurgulandığı üzere; hekim gerekli özen yükümlülüğünü yerine getirmişse, teşhis ve tedavi tıp kurallarına uygun yapılmışsa, ortaya çıkan sinir hasarı veya denge kaybı gibi sonuçlar "öngörülebilir ancak önlenemez komplikasyon" olarak değerlendirilir ve hekime kusur yüklenemez. Derece mahkemelerinin Adli Tıp Kurumu ve uzman üniversite heyetlerinden aldıkları bilimsel ve detaylı bilirkişi raporlarına dayanarak davayı reddetmesi, Anayasa'nın 17. maddesinde korunan maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlali olarak kabul edilmemektedir. Devlet, yargı mercileri aracılığıyla bu iddiaları özenle inceleyerek pozitif yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılmaktadır.
Ameliyatın risklerini bana tam anlatmadılar, davada nasıl ispatlarım? expand_more
Tıbbi müdahalenin hukuka uygun olabilmesi için hastaya uygulanacak işlemler, alternatif tedavi yöntemleri ve olası riskler hakkında bilgi verilmesi ve "aydınlatılmış onam" alınması anayasal bir zorunluluktur. İspat yükümlülüğü kural olarak hekime ve sağlık kuruluşuna ait olsa da, hukuki süreçte bu iddialarınızı zamanında ve usulüne uygun şekilde ileri sürmeniz kritik öneme sahiptir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin incelediği dosyada, hastanın olası riskler hakkında bilgilendirildiğine dair onam formunu imzaladığı tespit edilmiş; daha da önemlisi, hastanın "bana farklı bir tedavi uygulanacağı söylenmemişti" şeklindeki aydınlatma eksikliği iddiasını ilk yargılama aşamalarında değil, ancak Yargıtay bozması sonrasında gecikmeli olarak gündeme getirdiği için bu iddia usulen geçerli sayılmamıştır. Bu sebeple, bilgilendirilmediğinize dair iddialarınızı davanın en başından itibaren mahkemeye sunmanız gerekmektedir.
Dava yıllarca sürdü, Anayasa Mahkemesine hemen başvurabilir miyim? expand_more
Hayır, uzun süren yargılamalar nedeniyle doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunamazsınız. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiaları için öncelikle 6384 sayılı Kanun kapsamında kurulan Tazminat Komisyonuna başvuru yolunu tüketmeniz yasal bir zorunluluktur. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, derdest olan veya yeni sonuçlanan yargılamalardaki gecikme şikâyetlerinde bu yeni kurulan idari başvuru yolunun atlanmasını usulden reddetmektedir. Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin taleplerinizde ilk adresiniz mutlaka Tazminat Komisyonu olmalıdır; aksi takdirde başvurunuz başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunacaktır.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir