Karar Bülteni
AYM 2022/106446 BN.
Anayasa Mahkemesi | Ramazan Aysal | 2022/106446 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/106446 |
| Karar Tarihi | 11.06.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tanığın duruşmada dinlenmemesi hakkaniyeti zedeler.
- Tek veya belirleyici delil sorgulanabilmelidir.
- Sorgulanmayan tanık beyanı dengeleyici güvence gerektirir.
- Doğrudan doğruyalık ilkesi adil yargılanmanın şartıdır.
Bu karar, ceza yargılamalarında mahkûmiyete esas alınan tanık beyanlarının doğrudan doğruyalık ilkesi ve silahların eşitliği çerçevesinde nasıl değerlendirilmesi gerektiği bakımından kritik bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, sanığın aleyhine ifade veren ve beyanı hükme belirleyici ölçüde etki eden bir tanığın bizzat duruşmada veya ses ve görüntü bilişim sistemi (SEGBİS) gibi vasıtalarla sanık tarafından sorgulanamamasını adil yargılanma hakkının açık bir ihlali olarak nitelendirmiştir. Karar, usul ekonomisi veya tanığın uzak bir mesafede bulunması gibi gerekçelerin, sanığın en temel savunma haklarından biri olan tanık sorgulama hakkını ortadan kaldırmak için geçerli mazeretler olamayacağını son derece net bir biçimde ortaya koymaktadır.
Emsal etkisi yönünden değerlendirildiğinde, bu içtihat özellikle terör örgütü üyeliği gibi ağır suç isnatlarında sıklıkla başvurulan ardışık arama (ankesör/sabit hat) kayıtları ve etkin pişmanlık beyanlarına dayalı yargılamalar için önemli standartlar ve usul güvenceleri getirmektedir. Derece mahkemelerinin, uzakta bulunan tanıkları yalnızca istinabe yoluyla dinleyip tutanakları duruşmada okumakla yetinemeyecekleri, sanığa mutlaka tanığın beyanlarının güvenilirliğini test etme, soru sorma ve yüzleşme imkânı sağlamakla yükümlü oldukları vurgulanmıştır. Uygulamada mahkemelerin, davanın sonucunu belirleyici nitelikteki delil vasfı taşıyan tanıkları SEGBİS aracılığıyla da olsa duruşmada hazır etme zorunluluğunun altı önemle çizilmiş olup, bu kurallara uyulmamasının adil yargılanma hakkı kapsamında ihlallere yol açacağı yinelenmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Dava, Hava Kuvvetleri Komutanlığında uzman çavuş olarak uzun yıllar görev yapmaktayken 2017 yılında emekli olan başvurucu Ramazan Aysal'ın, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla yargılandığı ceza davası sürecine dayanmaktadır. Soruşturma kapsamında başvurucunun, farklı illerdeki ankesörlü ve büfelere ait sabit hatlardan çeşitli askerî şahıslarla birlikte ardışık olarak arandığı ve örgütün askerî mahrem yapılanması içinde yer aldığı iddia edilerek hakkında dava açılmıştır. Ayrıca, aynı suç kapsamında başka bir mahkemede yargılanan A.Ç. İsimli bir şahsın başvurucu aleyhinde verdiği tanık ifadeleri bu dosyaya ana delil olarak dâhil edilmiştir. Yargılamayı yürüten Manisa 3. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun aleyhine temel teşkil eden ifadeleri veren tanığı doğrudan mahkemeye çağırmamış veya SEGBİS sistemiyle duruşmaya bağlamamıştır. Bunun yerine yalnızca başka bir mahkemece alınan ifadesini duruşmada okumakla yetinmiştir. Başvurucu, tanıkla arasında geçmişten gelen bir husumet bulunduğunu, kendisinin bu tanığa bizzat soru sorma hakkından mahrum bırakıldığını, ardışık arama iddialarının gerçeği yansıtmadığını ve HTS kayıtlarının detaylı incelenmediğini belirterek karara itiraz etmişse de mahkûmiyet kararı verilmiştir. Uyuşmazlık, başvurucunun savunma hakkının kısıtlanarak haksız yere cezalandırılması temelinde şekillenmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkını değerlendirirken, sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren kişilerin duruşmada bizzat dinlenmesinin önemine işaret etmektedir. Bir ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları sorgulama veya sorgulatma hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınmıştır. Bu hak, sanığın tanıklarla yüzleşebilmesi, çelişkileri ortaya çıkarabilmesi ve onların beyanlarının doğruluğunu sınayabilmesi için elzemdir.
Yargılamalarda dikkate alınması gereken en önemli kurallardan biri 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 210 hükmüdür. Bu madde, olayın delili yalnızca bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanığın duruşmada mutlaka dinleneceğini emretmektedir. Bu husus, ceza muhakemesinde temel bir kaide olan doğrudan doğruyalık ilkesinin bir gereğidir. Yargılamayı yapan hâkimin, sanığın ve tanığın anlık tepkilerini gözlemleyerek vicdani bir kanaate ulaşması şart koşulmuştur.
Anayasa Mahkemesi bu bağlamda mahkemelerin uygulaması gereken üç aşamalı bir test benimsemektedir. İlk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesi geçerli bir nedene dayanmakta mıdır? İkinci olarak, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanık beyanı, mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil midir? Son olarak, tanığın sorgulanamaması nedeniyle savunma tarafının maruz kaldığı dezavantajları telafi edecek düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlanmış mıdır?
Ayrıca Yargıtay içtihatlarına göre, sabit veya ankesörlü hatlarla örgütsel iletişim kurma yöntemine dayalı yargılamalarda, sanığın HTS kayıtlarının bütün görev yerlerini kapsayacak şekilde detaylı bilirkişi incelemesine tabi tutulması, aramaların periyodik olup olmadığının, konuşma sürelerinin, saatlerinin ve ardışık aranan kişilerin rütbe durumlarının derinlemesine analiz edilmesi gerekmektedir. Usulüne uygun analiz yapılmadan salt başka dosyalardan aktarılan dökümlerle karar verilmesi hukuka aykırıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan detaylı incelemede, yargılamayı yürüten Manisa 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, konutu yargı çevresi dışında bulunan tanık A.Ç.'yi duruşmaya getirtmek veya SEGBİS aracılığıyla dinlemek için hiçbir çaba göstermediği, yalnızca istinabe yoluyla alınan eski ifadesini okumakla yetindiği tespit edilmiştir. Mahkeme, tanığın yargı çevresi dışında ikamet etmesini doğrudan istinabe için geçerli bir neden saymış, ancak bu durumun başvurucunun anayasal tanık sorgulama hakkını kısıtlayıp kısıtlamayacağına dair hiçbir tatmin edici değerlendirme yapmamıştır.
Somut olayda başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararı, ağırlıklı olarak başvurucunun GSM hattına sabit hatlardan yapıldığı iddia edilen aramalar ile duruşmada bizzat dinlenmeyen tanık A.Ç.'nin beyanlarına dayandırılmıştır. Yerel mahkemenin gerekçeli kararında, duruşmada sorgulanamayan tanık beyanının davanın seyri açısından ne ölçüde belirleyici olduğuna dair hiçbir tartışma yürütülmemiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi, bu tanık beyanının mahkûmiyet kararının şekillenmesinde ve verilecek cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesinde son derece belirleyici nitelikte bir delil olduğunu açıkça ortaya koymuştur.
Bunun yanı sıra, başvurucunun HTS kayıtlarına ilişkin olarak dosyaya detaylı bir bilirkişi veya uzman analiz raporu sunulmadığı, örgütün iletişim yöntemine dair uyguladığı tedbir kurallarını kapsayan Yargıtay kriterlerine uygun kişiselleştirilmiş bir inceleme yapılmadığı saptanmıştır. Yalnızca başka şüphelilerin dosyalarından elde edilen HTS dökümleriyle yetinilmiştir. Başvurucu, mahkemede tanık beyanlarının tespiti sırasında hazır bulunmadığından, tanığa soru soramamış ve onun beyanlarının güvenilirliğini test etme fırsatı bulamamıştır. Dahası, başvurucunun tanık beyanında adı geçen mahrem imamın kimliğinin araştırılarak dinlenilmesi yönündeki haklı talebi de mahkemece somut bir gerekçe sunulmaksızın reddedilmiştir. Yargılama boyunca, başvurucunun tanığı sorgulayamamasından doğan ağır dezavantajlı durumunu telafi edecek herhangi bir karşı dengeleyici usul güvencesi de sunulmamıştır. Tüm bu eksiklikler, yargılamanın hakkaniyetini temelden zedelemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.