Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Osman Gemli | BN. 2021/60587

Karar Bülteni

AYM Osman Gemli BN. 2021/60587

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/60587
Karar Tarihi 11.06.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İddiaların ispatı için tıbbi inceleme zorunludur.
  • Mahkemenin uzmanlık gerektiren konularda bilirkişiye başvurması gerekir.
  • İspat külfetinde taraflardan biri dezavantajlı konuma düşürülemez.
  • Silahların eşitliği ilkesi adil yargılanmanın temel şartıdır.

Bu karar, idari yargılamada ispat yükünün dağılımı ve mahkemenin resen araştırma ilkesi bağlamında hukuken son derece kritik bir anlama sahiptir. Anayasa Mahkemesi, uzmanlık gerektiren ve teknik nitelikteki tıbbi iddiaların bulunduğu davalarda, idare mahkemelerinin pasif bir tutum sergileyerek ispat yükünü tamamen davacıya bırakmasını adil yargılanma hakkına aykırı bulmuştur. Özellikle kamu görevlilerinin meslek hastalıkları veya vazife malullüğü gibi durumlarında, idarenin elindeki imkânlar ile bireyin imkânları arasındaki derin uçurum göz önüne alındığında, silahların eşitliği ilkesinin mahkeme tarafından aktif olarak korunması gerektiği vurgulanmıştır. Mahkemelerin, idari işlemin hukuka uygunluğunu denetlerken sadece idarenin sunduğu eski tarihli raporlarla yetinmeyip, güncel ve iddiayı aydınlatmaya elverişli bilirkişi incelemelerine başvurması anayasal bir zorunluluk olarak ortaya konulmuştur.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi ise oldukça geniştir. Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet Genel Müdürlüğü gibi riskli ve ağır şartlarda görev yapan personelin sağlık sorunlarıyla ilgili açtıkları vazife malullüğü ve tazminat davalarında bu karar doğrudan yol gösterici olacaktır. Artık mahkemeler, somut tıbbi kanıt sunulamadığı gerekçesiyle davaları usulden veya eksik ispat nedeniyle kolayca reddedemeyecek; davacının makul ve mantıklı açıklamaları karşısında iddiaların doğruluğunu tıbbi kurullara sevk yoluyla resen araştırmakla yükümlü olacaklardır. Bu durum, idari yargı pratiğinde bireyi idare karşısında güçlendiren, çelişmeli yargılama hakkını kâğıt üzerinde bir hak olmaktan çıkarıp eylemli bir korumaya dönüştüren çok önemli bir içtihat adımıdır. Bu kararla birlikte, mesleki yıpranma iddialarında idari yargının rolü çok daha aktif ve dengeleyici bir hâl alacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde piyade uzman çavuş olarak uzun yıllar görev yapan ve daha sonra sağlık sorunları sebebiyle sözleşmesi feshedilerek adi malul sıfatıyla emekliye sevk edilen başvurucu, Sosyal Güvenlik Kurumuna karşı bir idari iptal davası açmıştır. Başvurucu, Bolu, Siirt ve Isparta gibi bölgelerde aktif olarak görev yaptığı dönemde katıldığı zorlu terörle mücadele operasyonlarında kullanılan ağır silahlar ve patlayıcıların sürekli olarak yarattığı şiddetli etkinin neticesinde işitme kaybı yaşadığını iddia etmiştir. Bu ağır sağlık sorununun askerlik mesleğinin bir parçası olarak ortaya çıktığını belirten başvurucu, durumunun yeniden incelenerek kendisine yasalarda belirtilen "vazife malulü" statüsü verilmesini ve geriye dönük beş yıllık maaş ile ek gösterge farklarının yasal faiziyle birlikte kendisine ödenmesini talep etmiştir. Kurumun bu talebi idari aşamada reddetmesi üzerine konu idare mahkemesine taşınmıştır. Uyuşmazlığın esasını, başvurucunun işitme kaybının gerçekten de askerlik mesleğinin tehlikeli koşullarından kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespit edilebilmesi için mahkemece tam teşekküllü bir hastaneye sevk edilerek detaylı ve yeni bir sağlık kurulu raporu alınması yönündeki ısrarlı talebinin mahkeme tarafından göz ardı edilerek reddedilmesi ve davasının sadece eksik ispat gerekçesiyle haksız şekilde reddedilip reddedilmediği oluşturmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi bu başvuruyu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile bu hakkın en temel, yapı taşı niteliğindeki unsurlarından olan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri çerçevesinde detaylı bir şekilde incelemiştir. Adil yargılanma hakkı, uluslararası insan hakları metinlerinde ve Anayasa'da güvence altına alınmış olup, sadece kişilerin mahkeme önünde şeklî olarak iddia ve savunmada bulunmasını değil, aynı zamanda bu iddiaların, itirazların ve sunulan delillerin yargı makamlarınca maddi gerçeği ortaya çıkaracak biçimde etkili, özenli ve tarafsız bir şekilde incelenmesini de mutlak surette zorunlu kılar.

Silahların eşitliği ilkesi, yargılamanın taraflarının usule ilişkin haklar ve imkânlar bakımından tamamen aynı koşullara tabi tutulmasını ve taraflardan birinin diğerine göre dezavantajlı, hakkını aramasını zorlaştıracak kadar daha zayıf bir duruma düşürülmemesini emreder. Bu anayasal güvence, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri mahkemeye sunma, toplanmasını talep etme ve inceletme imkânı tanınmasını açıkça kapsamaktadır.

Silahların eşitliği ilkesinin ayrılmaz bir tamamlayıcısı olan çelişmeli yargılanma hakkı ise, kural olarak tüm davalarda taraflara gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında tam bir bilgi sahibi olma ve bunlarla ilgili karşı görüş bildirebilme imkânı sağlamaktadır. İdari yargılama usulünde, özellikle kişinin tek başına kendi imkânlarıyla ispatlamasının fiilen imkânsız olduğu teknik ve sağlık durumlarına ilişkin uyuşmazlıklarda, mahkemenin resen araştırma ilkesini devreye sokması gerekir. Yargılama makamlarının, uzmanlık gerektiren tıbbi konularda tarafların makul iddialarını aydınlatmak üzere bilirkişi incelemesi yaptırmaması, sağlık raporu aldırmaması veya delil toplanması taleplerini temelsiz yere göz ardı etmesi, ispat külfeti açısından kamu gücünü elinde bulunduran idare ile vatandaş arasındaki hassas dengeyi vatandaş aleyhine bozar. Bu dengesizlik, yargılamanın hakkaniyete uygun olmasını engeller ve hukuki dinlenilme hakkını ihlal eder.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayın dosya kapsamını incelediğinde; başvurucunun Türk Silahlı Kuvvetlerine piyade uzman erbaş olarak ilk göreve başlarken tamamen sağlıklı olduğunu, gerekli tüm detaylı sağlık kontrollerinden başarıyla geçtiğini tespit etmiştir. Ancak başvurucunun, terör olaylarının yoğun yaşandığı, ağır çatışmaların gerçekleştiği bölgelerde uzun yıllar süren yıpratıcı görevi sonrasında, şiddetli patlayıcı ve silahlara maruz kalmasının da bir sonucu olabilecek şekilde bel fıtığı, fazla kilo ve en önemlisi işitme kaybı teşhisleriyle mesleğinden ayrılarak adi malul sıfatıyla emekliye sevk edildiği hususu tartışmasızdır. Davalı idare olan Sosyal Güvenlik Kurumu, başvurucunun görev sırasında şiddetli patlama seslerine, ağır muharebe silahlarına ve zorlu arazi şartlarına maruz kaldığı yönündeki iddialarına karşı yargılama sürecinde herhangi bir mantıklı itiraz öne sürmemiştir. Mahkemenin de bu gerçeğin aksine bir tespiti veya değerlendirmesi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, başvurucunun yaşadığı kalıcı işitme kaybının doğrudan doğruya görev şartlarından ve askeri operasyonlardan kaynaklandığına dair iddialarının hiçbir şekilde temelsiz veya dayanaktan yoksun olmadığı net bir biçimde anlaşılmıştır.

Yüksek Mahkeme, işitme kaybının sebebinin, ne zaman ve hangi koşullarda başladığının kesin olarak ortaya konulabilmesinin ancak uzmanlık gerektiren detaylı bir tıbbi inceleme ile mümkün olabileceğinin altını çizmiştir. Başvurucunun, işitme kaybının askerlik hizmetinin tehlikeli koşullarının doğrudan bir sonucu olduğunu tıbbi bir uzmanlık raporu olmaksızın sadece kendi maddi veya bireysel imkânlarıyla ispatlaması fiilen imkânsız bir durumdur. Buna rağmen, ilk derece mahkemesinin, başvurucunun söz konusu nedensellik bağının kurulabilmesi amacıyla tam teşekküllü bir hastaneye sevk edilerek yeni ve kapsamlı bir sağlık kurulu raporu alınması yönündeki ısrarlı, haklı ve esasa doğrudan etki edecek talebini hiçbir gerekçe göstermeksizin dikkate almaması yargılamada ciddi bir yapısal eksiklik olarak değerlendirilmiştir.

Mahkemenin, başvurucunun iddialarını bilimsel olarak aydınlatacak nitelikte tıbbi bir araştırma sürecine girmeden, sadece idarenin elindeki mevcut eski tarihli belgelere dayanarak ve başvurucunun iddialarını kendi başına ispatlayamadığı gibi şekli bir gerekçeyle davayı reddetmesi, adil yargılanmanın temel felsefesine aykırıdır. Bu tutum, başvurucuyu, devasa teşkilat yapısı ve kamu gücünü temsil eden davalı idare karşısında usule ilişkin imkânlar bakımından oldukça zayıf, çaresiz ve tamamen dezavantajlı bir konuma düşürmüştür. Bu durum, yargılamanın sonucunu doğrudan değiştirebilecek iddiaların ve ispat araçlarının mahkemece etkili, adil ve özenli bir biçimde incelenmediğini, davanın şeklen yürütüldüğünü göstermektedir. Taraflar arasındaki hukuki dengenin, devletin pozitif yükümlülüklerine aykırı olarak başvurucu aleyhine bu denli bozulması, Anayasa'da teminat altına alınan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin çok açık ve kesin bir ihlali niteliğindedir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: