Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Sadık Seven | BN. 2022/21314

Karar Bülteni

AYM Sadık Seven BN. 2022/21314

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2022/21314
Karar Tarihi 11.06.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tanık sorgulama hakkı adil yargılanmanın temelidir.
  • Belirleyici tanık beyanları duruşmada tartışmaya açılmalıdır.
  • Sorgulanmayan tanık beyanı tek delil olamaz.
  • Sanığa mutlaka dengeleyici usul güvenceleri sağlanmalıdır.

Bu karar, ceza yargılamalarında mahkûmiyete temel teşkil eden tanık beyanlarının sanık tarafından bizzat sorgulanabilmesinin, adil yargılanma hakkının ayrılmaz ve vazgeçilmez bir parçası olduğunu hukuken tescil etmektedir. Anayasa Mahkemesi, aleyhte beyanda bulunan tanıkların sanığın yokluğunda veya sadece istinabe yoluyla dinlenmesinin, şayet bu beyanlar hükme belirleyici ölçüde etki ediyorsa, açık bir hak ihlali doğuracağını kesin bir dille ortaya koymuştur. Sanığın tanığa soru sorma ve onun güvenilirliğini mahkeme huzurunda test etme imkânından mahrum bırakılması, yargılamanın hakkaniyetini temelden zedeleyen ağır bir eksiklik olarak nitelendirilmiştir.

Benzer nitelikteki ceza davalarında bu karar, yerel mahkemelerin tanık dinleme usullerine titizlikle riayet etmeleri gerektiğini gösteren güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Özellikle mahkûmiyetin ağırlıklı olarak tanık anlatımlarına dayandığı veya temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlendiği dosyalarda, yargı makamlarının tanığı duruşmada veya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi vasıtalarla sanığın sorgusuna açık şekilde dinlemesi zorunluluğu pekiştirilmiştir. Uygulamada, sadece tanığın yargı çevresi dışında olması gibi sıradan gerekçelerle yüzleştirme yapılmamasının hukuka aykırı bulunması, savunma hakkının sınırlarının genişletilmesi ve silahların eşitliği ilkesinin fiilen temini bakımından büyük bir öneme sahiptir. Karar, telafi edici dengeleyici güvenceler sağlanmadan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına sağlam bir zemin hazırlayacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, başvurucu Sadık Seven'in silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla yargılandığı ceza davasında, aleyhindeki tanık beyanlarına karşı savunma hakkının kısıtlanmasından kaynaklanmaktadır. Başvurucu hakkında, örgüt içerisinde bölge talebe mesulü olarak faaliyet yürüttüğü ve askerî eğitim sürecinde gizliliğe riayet ederek örgüt mensuplarıyla irtibatını sürdürdüğü iddiasıyla kamu davası açılmıştır. Yargılama sürecinde, başvurucu aleyhine ifade veren iki kritik tanık, yerel mahkeme tarafından başvurucunun ve müdafiinin yokluğunda ya da istinabe yoluyla dinlenmiştir. Başvurucu, bu tanıklara soru sorma ve onlarla yüzleşme fırsatı elde edemeden, doğrudan bu beyanlara ve başka bir soruşturma dosyasından dolaylı yoldan elde edilen telefon arama (HTS) kayıtlarına dayanılarak yedi yıl altı ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Başvurucu, tanık sorgulama hakkının elinden alınması nedeniyle adil yargılanma hakkının zedelendiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın somut görünümlerinden olan tanık sorgulama hakkına dayanmıştır. Bir ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıkları sorgulama veya sorgulatma hakkı, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin vazgeçilmez bir gereğidir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 210 uyarınca, olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanığın duruşmada mutlaka dinlenmesi emredici bir yasal kuraldır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, tanık sorgulama hakkının ihlal edilip edilmediği üç aşamalı bir testle değerlendirilmektedir. Birinci aşamada, tanığın mahkemede hazır edilmemesi için geçerli ve haklı bir nedenin bulunup bulunmadığına bakılır. İkinci aşamada, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanığın beyanının, mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı incelenir. Üçüncü aşamada ise, eğer tanık beyanı belirleyici delil niteliğindeyse, savunma makamının maruz kaldığı bu kısıtlamayı telafi edecek nitelikte karşı dengeleyici usul güvencelerinin (örneğin SEGBİS ile katılım, iddiaları çürütme fırsatı, uzman raporu alınması vb.) yargılama makamlarınca sağlanıp sağlanmadığı denetlenir.

Doğrudan doğruyalık ilkesi gereği, karar verecek hâkimin tanığı bizzat dinlemesi, tanığın güvenilirliğini ve tepkilerini gözlemlemesi esastır. Soruşturma aşamasında alınan ifadelerin duruşmada sadece okunması, zorunlu hâller dışında tanığın bizzat dinlenmesi kuralının yerini tutamaz. Bu genel hukuk kuralları ışığında, adil bir ceza yargılaması için savunma tarafına delilleri çürütme ve tanıkları test etme hususunda tam ve yeterli imkânın sunulması şarttır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda yerel mahkemenin tanık dinleme usullerini üç aşamalı test bağlamında titizlikle değerlendirmiştir. İlk olarak, tanıklardan C.A.'nın sadece konutunun yargı çevresi dışında olması, istinabe yoluyla dinlenmesi için yeterli ve geçerli bir sebep olarak kabul edilmemiştir. Diğer tanık Ö. A. için ise, başvurucunun başka şehirde tutuklu olması göz ardı edilerek, planlanan duruşma gününden önce sanığın ve müdafiinin yokluğunda celse açılmış ve tanığın beyanı alınmıştır. Bu durum, tanıkların mahkemede hazır edilememesi veya SEGBİS yoluyla sanığın sorgusuna sunulamaması için hukuken geçerli bir nedenin ortaya konulamadığını göstermektedir.

İkinci olarak, mahkûmiyet gerekçesinde başvurucunun sorgulayamadığı bu iki tanığın beyanlarına doğrudan dayanıldığı, ayrıca dosyada bulunan HTS kayıtlarının usulüne uygun ve bizzat başvurucuya ait bir uzman analizi içermediği tespit edilmiştir. İletişim kayıtlarının sadece diğer şüphelilerin verilerinden yola çıkılarak dolaylı yoldan belgeye döküldüğü ve bu hususun mahkemece yeterince aydınlatılmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle, duruşmada dinlenmeyen tanıkların beyanlarının, mahkûmiyet kararına götüren tek olmasa dahi belirleyici nitelikteki temel delil olduğu açıkça görülmüştür.

Üçüncü aşamada ise, belirleyici nitelikteki tanık beyanlarına karşı savunma tarafına yeterli telafi edici güvencelerin sağlanıp sağlanmadığına bakılmıştır. Başvurucu, tanıkların beyanları alınırken hazır bulunmadığı için onları bizzat sorgulayamamış, çelişkileri ortaya koyamamış ve hâkimin huzurunda tanıkların güvenilirliğini test etme fırsatından bütünüyle mahrum bırakılmıştır. Mahkeme, başvurucunun HTS kayıtlarına ve tanıkların bahsettiği "mahrem imam" olarak nitelendirilen diğer kişinin araştırılarak dinlenmesine yönelik taleplerini de herhangi bir ikna edici açıklama yapmadan reddetmiştir. Dolayısıyla, sanığın karşılaştığı ağır usuli dezavantajları giderecek hiçbir dengeleyici mekanizma işletilmemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurunun kabul edilebilir olduğuna ve Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: