Karar Bülteni
AYM Ömer Akgün BN. 2020/31577
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/31577 |
| Karar Tarihi | 29.04.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tanığın duruşmada dinlenmemesi geçerli nedene dayanmalıdır.
- Belirleyici tanık beyanı sanık tarafından sorgulanabilmelidir.
- Sorgulanamayan tanık beyanına karşı dengeleyici güvence sağlanmalıdır.
- İstinabe ile dinleme istisnai durumlarda tercih edilmelidir.
Bu karar, ceza yargılamalarında tanık sorgulama hakkının sınırlarını ve mahkemelerin bu konudaki yükümlülüklerini net bir şekilde ortaya koyması açısından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, sanığın aleyhine ifade veren ve beyanları mahkûmiyet kararında belirleyici ölçüde role sahip olan bir tanığın, sanık veya müdafii tarafından doğrudan sorgulanmasına imkân tanınmamasını adil yargılanma hakkının açık bir ihlali olarak nitelendirmiştir. Mahkemenin, tanığı duruşmada dinlememesinin veya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi teknolojik imkânları kullanmamasının haklı ve geçerli bir nedene dayanması gerektiği güçlü bir şekilde vurgulanmıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar özellikle ağır ceza gerektiren yargılamalarda istinabe (yazılı talimat) yoluyla tanık dinlenmesi uygulamasına ciddi kısıtlamalar getirmektedir. Yerel mahkemelerin, salt tanığın yargı çevresi dışında bulunmasını gerekçe göstererek sanığın soru sorma hakkını kısıtlamasının önüne geçilmektedir. Uygulamada, sadece dijital verilerin yanına eklenen ve sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanık beyanlarının mahkûmiyet için tek başına yeterli görülemeyeceği, savunma tarafının maruz kaldığı dezavantajları telafi edecek yeterli usuli güvencelerin sağlanmasının zorunlu olduğu netleşmiştir. Bu yönüyle karar, ceza muhakemesi pratiğinde savunma haklarının güçlendirilmesi için önemli bir referans kaynağı olacaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, eski bir adliye çalışanı olan başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla yargılandığı davada ortaya çıkmıştır. Başvurucu hakkında açılan ceza davasında, örgütün gizli haberleşme programı olan ByLock'u kullandığı ve örgütsel toplantılara katıldığı iddia edilmiştir. Yargılamayı yürüten ağır ceza mahkemesi, başvurucu aleyhine beyanlarda bulunan ve kararda belirleyici rol oynayan bir tanığı, başka bir ilde bulunduğu gerekçesiyle istinabe (yazılı talimat) yoluyla dinlemiştir. Başvurucu ve avukatı, bu tanığın dinlendiği sırada orada bulunamamış ve tanığa soru sorma imkânı elde edememiştir. Başvurucu, sadece uzaktan alınan bu beyanlara dayanılarak kendisine hapis cezası verilmesinin ve tanığa soru sorma hakkının elinden alınmasının haksızlık olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkı ile ilgili iddiaları incelerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkını esas almaktadır. Yerleşik içtihat prensiplerine göre, bir yargılamada sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkı, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin en önemli unsurlarından biridir.
Yüksek Mahkeme, tanık sorgulama hakkının ihlal edilip edilmediğini değerlendirirken üç aşamalı bir test uygulamaktadır. Birinci aşamada, tanığın mahkemede bizzat hazır edilmemesinin veya mahkeme huzurunda dinlenmemesinin makul ve geçerli bir nedeninin bulunup bulunmadığı incelenir. İkinci aşamada, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanığın verdiği beyanın, mahkûmiyet kararının dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığına bakılır. Üçüncü ve son aşamada ise, tanığı sorgulayamayan savunma tarafının maruz kaldığı dezavantajlı durumu telafi edecek düzeyde karşı dengeleyici güvencelerin sağlanıp sağlanmadığı denetlenir.
Ayrıca, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri çerçevesinde Yargıtay içtihatları da bu tür uyuşmazlıklarda belirleyicidir. Yargıtay kararlarına göre, kişilerin salt iletişim kurumlarından getirtilen kayıtlar ile gizli haberleşme programı kullanıcısı olduğunun tespiti mahkûmiyet için yeterli kabul edilmemekte, bu verilerin diğer delillerle desteklenmesi aranmaktadır. Bu durum, diğer delillerin (özellikle tanık beyanlarının) belirleyiciliğini artırdığından, bu tanıkların sanık tarafından sorgulanabilmesini adil bir yargılamanın zorunlu şartı hâline getirmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun yargılandığı davada tanığın duruşmada dinlenmemesinin geçerli bir nedene dayanıp dayanmadığını incelemiştir. Yerel mahkeme, tanığın yargı çevresi dışında olmasını istinabe (talimat) yoluyla dinlenmesi için yeterli bir sebep olarak görmüş; ancak tanığın SEGBİS gibi görüntülü ve sesli iletişim teknikleri kullanılarak neden dinlenmediğine dair hiçbir geçerli mazeret ortaya koymamıştır. Dolayısıyla, kamu makamlarının başvurucuyu tanık sorgulama imkânından neden mahrum bıraktıklarını haklı bir gerekçeyle açıklayamadıkları tespit edilmiştir.
İkinci olarak, sorgulanamayan tanık beyanının mahkûmiyetteki rolü değerlendirilmiştir. Yargıtay içtihatlarına göre sadece dijital kullanım kayıtlarının tek başına mahkûmiyet için yeterli delil sayılmaması sebebiyle, başvurucunun örgütsel toplantılara katıldığına dair ilgili tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyet kararında belirleyici nitelikte olduğu saptanmıştır.
Son aşamada, savunmanın maruz kaldığı dezavantajları telafi edecek güvencelerin sağlanıp sağlanmadığına bakılmıştır. Başvurucu, tanığın dinlendiği esnada hazır bulunamadığı için tanığa soru soramamış, tanığın tepkilerini gözlemleyememiş ve beyanlarının güvenilirliğini test edememiştir. Aynı şekilde yargılamayı yapan mahkeme de tanığı doğrudan gözlemleme fırsatından mahrum kalmıştır. Hükme ulaşılırken başka delillere de dayanılmış olması, savunma makamının tanığı sorgulayamamasından doğan sınırlamayı telafi etmeye yeterli bulunmamıştır. Güvenilirliği ve doğruluğu test edilmemiş tanık beyanının hükme belirleyici ölçüde esas alınması, yargılamanın hakkaniyetini bütünüyle zedelemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.