Karar Bülteni
AYM Abdullah Güçyener BN. 2021/564
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/564 |
| Karar Tarihi | 30.04.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Süreli yayınların mahpuslara verilmesinde keyfîlik önlenmelidir.
- İdari uygulamalar öngörülebilir ve istikrarlı olmalıdır.
- Temel haklara müdahale anayasal güvencelerle sınırlandırılmalıdır.
- Gazete alım yasağı ifade özgürlüğünün ihlalidir.
Anayasa Mahkemesinin bu kararı, ceza infaz kurumlarında tutuklu ve hükümlü olarak bulunan kişilerin süreli yayınlara, özellikle ulusal düzeyde yayım yapan gazete ve dergilere erişim hakkının ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğunu hukuken tescil etmektedir. Karar, idarenin mahpusların bilgiye, farklı görüşlere ve haberlere ulaşma hakkını kısıtlarken tamamen keyfî, öngörülemez ve dayanaksız gerekçelerle hareket edemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Ceza infaz kurumlarında asayiş ve güvenliğin sağlanması her ne kadar idare açısından meşru ve zorunlu bir amaç olsa da, salt bu amacın varlığına dayanılarak temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunacak ölçüde genel, soyut ve kategorik yasaklamalar getirilmesi demokratik toplum düzeninin temel gerekleriyle bağdaşmamaktadır.
Bu kararın benzer uyuşmazlıklardaki emsal etkisi ve hukuki boyutu oldukça güçlüdür. Zira Yüksek Mahkeme, ceza infaz kurumu idaresinin "tutuklular arasında haberleşmeyi sağlayarak motivasyonlarını yüksek tutma" gibi oldukça soyut, genel geçer ve somut olgularla desteklenmeyen bir iddiayla süreli yayınları yasaklamasını ifade özgürlüğüne yönelik orantısız bir müdahale olarak değerlendirmiştir. Uygulamadaki önemi bakımından bu karar, infaz hâkimliklerine ve ceza infaz kurumu idare ve gözlem kurullarına net bir hukuki standart çizmektedir. Bu standart uyarınca, mahpusların süreli yayınlara erişiminin kısıtlanması ancak yasallık, öngörülebilirlik ve orantılılık ilkeleri çerçevesinde, somut olgulara dayalı ve bireyselleştirilmiş kararlarla mümkündür. Ayrıca, sonradan yapılan yasal değişikliklerin, ihlal tarihinde yürürlükte olan kuralların anayasal denetimini ortadan kaldırmayacağı ve her somut uyuşmazlığın kendi gerçekleştiği dönemin hukuki rejimi içinde değerlendirilmesi gerektiği ilkesi de güçlü bir biçimde vurgulanarak içtihat hukuku pekiştirilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Abdullah Güçyener, olay tarihi itibarıyla Osmaniye 1 No.lu T Tipi Ceza İnfaz Kurumunda silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklu olarak bulunmaktadır. Uyuşmazlık, başvurucunun ulusal basında yer alan ve herkes tarafından serbestçe satın alınabilen Y. A. isimli gazeteye erişim sağlamak istemesiyle başlamıştır. Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu, söz konusu gazetenin alınmasındaki amacın tutuklular arasında haberleşmeyi sağlamak ve motivasyonlarını yüksek tutmak olduğunu ileri sürerek kurumun asayiş ve güvenliği gerekçesiyle gazetenin içeriye alınmasını yasaklamıştır.
Başvurucu, yayım ve satımı serbest olan bu süreli yayına erişiminin engellenmesinin haberleşme ve basın hürriyetlerini kısıtladığını belirterek kararın kaldırılması talebiyle infaz hâkimliğine şikâyette bulunmuştur. İnfaz hâkimliği ve itiraz mercii olan ağır ceza mahkemesi, idarenin aldığı yasaklama kararının kanun hükmünde kararnameler kapsamında alınan güvenlik önlemlerine uygun olduğunu belirterek başvurucunun taleplerini reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, idari kararların ve yargısal süreçlerin temel haklarını zedelediğini iddia ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 26 kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğü bağlamında incelemiştir. İfade özgürlüğü, bireylerin haber ve fikirlere ulaşma serbestisini de içermekte olup, bu özgürlük ceza infaz kurumlarında bulunan mahpuslar için de geçerliliğini korumaktadır. Mahpusların dış dünyayla iletişim kurmaları ve süreli yayınları takip edebilmeleri, demokratik toplum düzeninde ifade özgürlüğünün temel yansımalarından biridir.
Yüksek Mahkeme, hukuki incelemesinde yerleşik içtihatlarına, özellikle de benzer nitelikteki olay ve olguları daha önce karara bağladığı Recep Bekik ve diğerleri kararına atıfta bulunmuştur. Söz konusu emsal içtihatta, süreli yayınların ceza infaz kurumlarındaki tutuklu ve hükümlülere teslim edilip edilmemesi hususunda idarenin uygulamalarının belirli standartlara sahip olması gerektiği vurgulanmıştır. Keyfîliği engelleyecek, aynı hukuki durumda bulunan mahpuslara aynı uygulamanın yapılmasını temin edecek, açık, yol gösterici ve istikrarlı idari mekanizmaların bulunmaması, anayasal hakların ihlali olarak nitelendirilmektedir.
Hukuki değerlendirmede, 7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ve buna bağlı olarak çıkartılan düzenleyici işlemlerle getirilen yeni kurallar da dikkate alınmıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi, temel bir idare hukuku prensibi olarak, olay tarihinde yürürlükte olan mevzuatın ve idari pratiğin değerlendirmeye esas alınması gerektiğini belirtmiştir. Kanunilik ilkesi gereğince, müdahalenin yapıldığı tarihte açık, öngörülebilir ve idarenin keyfî takdirini sınırlayan kuralların bulunmaması, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamayı hukuka aykırı hâle getiren en temel eksiklik olarak hukuki zemini oluşturmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut başvuruyu incelerken öncelikle Adalet Bakanlığı tarafından sunulan görüşte atıf yapılan Mustafa Koca kararı ile mevcut başvuru arasındaki temel hukuki farkları ortaya koymuştur. Mahkeme, Mustafa Koca kararında satın alınması talep edilen gazetenin tiraj yetersizliği nedeniyle resmî ilan yayım hakkı bulunmadığını, bu durumun objektif bir kriter teşkil ettiğini ve sırf bu sebeple gazete alım talebinin reddedilmesinin ifade özgürlüğüne yönelik haksız bir sınırlama oluşturmadığını daha önce hüküm altına almıştır. Ancak eldeki somut uyuşmazlıkta, yasaklanan Y. A. gazetesi genel yayım ve satımı serbest olan, tiraj veya resmî ilan yayım hakkı gibi teknik bir eksikliği bulunmayan standart bir süreli yayındır. Bu nedenle Mahkeme, somut olaydaki durumun önceki içtihattan farklı değerlendirilmesi gerektiğini saptamıştır.
İncelemenin devamında, müdahalenin gerçekleştirildiği tarihteki yasal altyapı ve idari mekanizmalar irdelenmiştir. Başvuruya konu olayın yaşandığı dönemde, süreli yayınların mahpuslara verilip verilmeyeceğine karar verme yetkisinin sınırlarını çizen, idareye yol gösteren ve keyfî uygulamaları bertaraf eden açık ve istikrarlı bir mekanizmanın bulunmadığı tespit edilmiştir. İdare ve Gözlem Kurulu, gazetenin mahpuslar arasında haberleşmeyi sağlayarak motivasyonlarını artıracağı gibi son derece soyut, varsayımsal ve somut bir delille desteklenmeyen genel bir iddiayı yasaklamaya gerekçe yapmıştır. Bu durum, idari işlemin öngörülebilirlik ilkesiyle bağdaşmadığını ve hakkın özüne dokunduğunu göstermektedir.
Her ne kadar olay tarihinden sonra yasal düzenlemeler yapılarak ceza infaz kurumlarında süreli yayınların alımına ilişkin yeni mekanizmalar oluşturulmuş olsa da, müdahalenin yapıldığı an itibarıyla başvurucunun maruz kaldığı kısıtlamanın hukuki bir temelden ve güvenceden yoksun olduğu anlaşılmıştır. Yargı mercilerinin de idarenin bu soyut gerekçesini derinlemesine bir denetime tabi tutmadan onaylaması, başvurucunun bilgiye erişim hakkını ölçüsüz bir biçimde sınırlandırmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.