Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Abdulkadir Çevik ve Diğerleri Kararı 2021/6156 B.

Anayasa Mahkemesi Abdulkadir Çevik ve Diğerleri Kararı 2021/6156 B.

Bu karar, devletin kendi gözetimi ve denetimi altında bulunan kişilerin, özellikle de mahpusların yaşam hakkını koruma konusundaki pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını ve ağırlığını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, ceza infaz kurumunda bulunan ve ağır kronik rahatsızlıkları bilinen bir mahpusun, uzun süre hareketsiz ve tepkisiz kalmasına rağmen tıbbi yardımdan yoksun bırakılmasını yaşamı koruma yükümlülüğünün açık bir ihlali olarak değerlendirmiştir. Karar, idarenin sadece dışarıdan gelecek saldırı ve tehlikelere karşı değil, mahpusun mevcut bedensel ve ruhsal sağlık durumundan kaynaklanan hayati risklere karşı da proaktif, öngörülü ve koruyucu tedbirler alması gerektiğini hukuken tartışmasız biçimde tescillemektedir.
search
6 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2021/6156
Karar Tarihi 30.04.2025
Taraf Abdulkadir Çevik ve Diğerleri
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Devletin mahpusların yaşamını koruma yükümlülüğü vardır.
  • gavel Ağır hasta mahpusun tıbbi yardımsız bırakılması ihlaldir.
  • gavel Cezaevi ölümlerinde etkili ve derhâl soruşturma yürütülmelidir.
  • gavel İhmali olan personelin ifadesinin alınmaması usul ihlalidir.

Bu karar, devletin kendi gözetimi ve denetimi altında bulunan kişilerin, özellikle de mahpusların yaşam hakkını koruma konusundaki pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını ve ağırlığını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, ceza infaz kurumunda bulunan ve ağır kronik rahatsızlıkları bilinen bir mahpusun, uzun süre hareketsiz ve tepkisiz kalmasına rağmen tıbbi yardımdan yoksun bırakılmasını yaşamı koruma yükümlülüğünün açık bir ihlali olarak değerlendirmiştir. Karar, idarenin sadece dışarıdan gelecek saldırı ve tehlikelere karşı değil, mahpusun mevcut bedensel ve ruhsal sağlık durumundan kaynaklanan hayati risklere karşı da proaktif, öngörülü ve koruyucu tedbirler alması gerektiğini hukuken tartışmasız biçimde tescillemektedir.

Benzer davalar ve uygulamadaki önemi açısından bu içtihat, ceza infaz kurumlarındaki sağlık hizmetlerinin sunumu, acil durumlara müdahale hızı ve şüpheli ölüm vakalarının soruşturulması prosedürlerinde güçlü bir emsal teşkil edecektir. Yüksek Mahkeme, mahpusların tepkisiz kalması gibi acil müdahale gerektiren yaşamsal durumlarda cezaevi personelinin ihmalinin, yavaşlığının veya kayıtsızlığının hukuken kabul edilemez olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca, ölüm olayının ardından yürütülen ceza soruşturmalarında, ihmali olabilecek tüm görevlilerin ifadelerinin alınmaması ve olayın oluş şeklinin derinlemesine incelenmemesinin etkili soruşturma yükümlülüğünü doğrudan zedelediği ilkesi pekiştirilmiştir. Bu durum, savcılıkların cezaevi ölümlerinde çok daha titiz, hızlı, eksiksiz ve tarafsız bir inceleme yapması gerektiği yönündeki hukuki standardı güçlendirmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Diyarbakır'da bir ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan ve yüzde 72 oranında engelli olup ağır psikolojik ve fiziksel rahatsızlıkları (astım, KOAH, kalp yetmezliği) bulunan Ö. Ç., koğuş değişikliği sırasında fenalaşarak hayatını kaybetmiştir. Olay günü sabah saatlerinde yeni koğuşuna getirilen Ö. Ç., diğer mahpusların beyanlarına ve kamera kayıtlarına göre yaklaşık iki saat boyunca sandalyede hareketsiz ve tepkisiz bir şekilde oturur vaziyette bırakılmıştır. Durumun ciddiyetinin anlaşılması üzerine sonradan çağrılan sağlık ekiplerinin müdahalesine rağmen mahpus ne yazık ki kurtarılamamıştır. Ölen kişinin eşi ve çocukları olan başvurucular, cezaevi personelinin ağır ihmali bulunduğunu, hastaya zamanında müdahale edilmediğini ve olayla ilgili yürütülen ceza soruşturmasının son derece eksik yapılarak haksız yere takipsizlikle sonuçlandırıldığını iddia etmiştir. Başvurucular, yakınlarının ölümü nedeniyle sorumlu kamu görevlilerinin cezalandırılmasını ve maddi manevi zararlarının tazmin edilmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 kapsamında güvence altına alınan yaşam hakkı çerçevesinde değerlendirmiştir. Yaşam hakkı, devletin sadece bireylerin hayatına kasten son vermemesini değil, aynı zamanda yetki alanındaki bireylerin yaşamlarını her türlü riske karşı korumasını gerektiren negatif ve pozitif yükümlülükleri bir arada içerir.

Ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlüler, devletin doğrudan gözetimi, denetimi ve muhafazası altındadır. Bu nedenle devletin, özgürlüğünden yoksun bırakılan bu kişilerin yaşamını ve sağlığını koruma konusunda sıradan durumlara kıyasla çok daha artmış ve hassas bir sorumluluğu bulunmaktadır. Kamu makamları, mahpusların fiziksel ve ruhsal sağlık durumlarını yakından takip etmeli, hastalık durumunda gerekli tıbbi müdahalelerin zamanında ve etkin bir şekilde yapılmasını sağlamalı, yaşamı tehlikeye atabilecek durumlara karşı pratik önlemler almalıdır. Hastalığı bilinen mahpusların tıbbi yardıma erişiminin geciktirilmesi bu yükümlülüğün açık ihlali anlamına gelir.

Yaşam hakkının usul boyutu ise, doğal olmayan veya cezaevi gibi devlet denetimindeki alanlarda gerçekleşen her ölüm olayının ardından devletin resen, derhâl ve etkili bir ceza soruşturması yürütmesini emreder. Bu soruşturma; olayı aydınlatabilecek tüm delillerin toplanmasını, sorumluların tespit edilip cezalandırılmasını ve sürecin kamu denetimine açık bir şekilde, mağdur yakınlarının katılımıyla yürütülmesini gerektirir. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, yetkililerin soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmaması ve temelden yoksun, eksik incelemeye dayanan sonuçlara itibar etmemesi şarttır. Ölümle sonuçlanan olaylarda, kamu görevlilerinin eylemsizliği veya ihmali söz konusuysa, bu ihmalin yargısal makamlarca titizlikle araştırılması ve hesap verilebilirliğin sağlanması hukukun üstünlüğünün vazgeçilmez bir unsurudur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle vefat eden mahpusun sağlık geçmişini ve cezaevi idaresinin bu durumdan haberdar olup olmadığını değerlendirmiştir. Dosya kapsamındaki tıbbi raporlara göre, vefat eden Ö. Ç.nin ciddi solunum ve dolaşım sistemi hastalıkları ile psikolojik rahatsızlıklarının bulunduğu, cezaevi idaresinin bu durumdan net bir şekilde haberdar olduğu tespit edilmiştir.

Olay gününe ait kamera kayıtları ve tanık beyanları, Ö. Ç.nin sabah koğuşa getirildiğinde hareketsiz ve tepkisiz olduğunu, buna rağmen yaklaşık iki saat boyunca herhangi bir tıbbi yardım çağrılmadan ve sağlık kontrolü yapılmadan sandalyede bekletildiğini açıkça ortaya koymuştur. Mahkeme, ciddi sağlık problemleri olduğu bilinen bir mahpusun, çevresel uyaranlara kapalı bir hâlde saatlerce kontrolsüz bırakılmasını, devletin yaşamı koruma yükümlülüğü bağlamında alması gereken pratik ve etkin önlemlerin alınmadığının göstergesi olarak kabul etmiştir.

Yaşam hakkının usul boyutu olan etkili soruşturma yükümlülüğü açısından yapılan incelemede ise, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmanın ciddi eksiklikler barındırdığı görülmüştür. Soruşturma makamının, ağır hasta olan mahpusun iki saat boyunca neden tıbbi yardımsız bırakıldığına dair hiçbir değerlendirme yapmadığı, ayrıca olay günü mahpusu koğuşlar arasında nakleden kurum personelinin ifadelerine dahi başvurmadığı saptanmıştır. İhlale neden olan bu kritik ihmallerin araştırılmadan, eksik incelemeyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi, sorumluların tespit edilmesini engellemiş ve soruşturmayı etkisiz kılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, mahpusun yaşamının korunması için gerekli makul tedbirlerin alınmaması ve yürütülen ceza soruşturmasının eksik bırakılması nedenleriyle yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarıyla ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Cezaevinde hastalanan yakınıma zamanında müdahale edilmezse devlet mi suçlu? expand_more
Evet, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlüler devletin doğrudan gözetimi ve muhafazası altındadır. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre idare, mahpusların sağlık durumunu yakından takip etmek ve acil durumlarda derhâl önlem almak zorundadır. Ağır hasta bir mahpusun tıbbi yardımdan yoksun bırakılması, yaşam hakkının açık bir ihlali anlamına gelir.
Mahpus saatlerce tepkisiz kalmış ama kimse ambulans çağırmamış. Bu yasal mı? expand_more
Bu durum hukuken kabul edilemez ve devletin yaşamı koruma yükümlülüğünün açık bir ihlalidir. Anayasa Mahkemesi, ciddi sağlık sorunları olan bir mahpusun çevresel uyaranlara kapalı hâlde saatlerce tıbbi yardım çağrılmadan sandalyede bekletilmesini, alınması gereken koruyucu tedbirlerin alınmadığının göstergesi olarak kabul etmiştir.
Cezaevindeki şüpheli ölümde gardiyanların ifadesi alınmamış, ne yapabiliriz? expand_more
Sorumlu kamu görevlilerinin ifadesinin alınmaması "etkili soruşturma yükümlülüğünün" usulden ihlalidir. Devletin, cezaevi ölümlerinin ardından derhâl olayı aydınlatacak tüm delilleri toplaması ve ihmali olabilecek tüm personelin ifadesine başvurması zorunludur. İlgili personelin ifadelerine dahi başvurulmadan eksik incelemeyle verilen takipsizlik kararları hukuka aykırıdır.
Hastalığı önceden bilinen mahpus cezaevinde ölürse idarenin sorumluluğu artar mı? expand_more
Kesinlikle artar. Anayasa Mahkemesi, hastalık geçmişi ve ciddi rahatsızlıkları idarece bilinen mahpuslara karşı çok daha öngörülü ve koruyucu tedbirler alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Hastalığı bilindiği hâlde mahpusun tıbbi yardıma erişiminin geciktirilmesi, devletin koruma yükümlülüğünü doğrudan ihlal eder.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir