Karar Bülteni
AYM 2019/14427 BN.
Anayasa Mahkemesi | Abdulkadir Çelik | 2019/14427 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2019/14427 |
| Karar Tarihi | 30.04.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Suçta ve cezada kanunilik ilkesi mutlaktır.
- Örgüt üyeliği için özel kast aranır.
- Yasal faaliyetler tek başına suç oluşturmaz.
- Yargısal yorumlar öngörülebilir olmalıdır.
Bu karar, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin terör örgütü üyeliği yargılamalarındaki sınırlarını ve ispat standartlarını netleştirmesi açısından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, kişilerin yasal zemin çerçevesinde gerçekleştirdikleri mesleki faaliyetlerinin veya olağan bankacılık işlemlerinin, sonradan geriye dönük olarak ve öngörülemez bir şekilde terör örgütü üyeliği suçuna mutlak delil olarak kullanılmasını hukuka aykırı bulmuştur. Mahkeme, yargı organlarının suçun unsurlarını yorumlarken normun özüyle çelişmemesi ve temel hakları daraltacak şekilde öngörülemez olmaması gerektiğinin altını kuvvetle çizmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar, terör örgütü üyeliği suçlamasıyla yargılanan ve aleyhindeki tek delil yasal kurumlar bünyesindeki olağan çalışma ilişkileri olan kişiler için önemli bir güvence oluşturmaktadır. Mahkûmiyet için sadece iltisaklı kurumlarda çalışmanın yeterli olmadığı, kişinin örgütün nihai amacını bildiğinin ve bu bilinçle hiyerarşik yapıya dâhil olduğunun somut olgularla ortaya konulması zorunluluğu pekiştirilmiştir. Uygulamada, derece mahkemelerinin genişletici yorumlardan kaçınmasını ve eylem ile suç arasındaki illiyet bağını şüpheden uzak bir şekilde kurmasını zorunlu kılmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle kapatılan bir eğitim kurumunda okul müdürü olarak görev yapmıştır. Soruşturma kapsamında, bu kurumda çalışması, Bank Asya'daki hesap hareketleri ve bir gizli tanığın ifadeleri gerekçe gösterilerek başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kamu davası açılmıştır. Yargılama sırasında tanık, mahkeme huzurundaki ifadesinde başvurucuyu tanımadığını ve önceki teşhisinin yanlış olduğunu beyan etmesine rağmen, ilk derece mahkemesi başvurucunun örgüt içi tayin ile bu kurumlarda idarecilik yaptığı kanaatine vararak hapis cezası vermiştir. Başvurucu, suç işlediği tarihte yasal olarak faaliyet gösteren bir kurumda çalışmasının ve yasal bankacılık işlemlerinin suç sayılamayacağını, yargısal yorumların öngörülebilir olmadığını belirterek cezalandırılmasının suçta ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi bu uyuşmazlığı çözerken özellikle Anayasa m.38 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.2 kapsamında düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesine dayanmıştır. Kanunilik ilkesi, yasaklanan eylemlerin ve bu eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda açıkça gösterilmesini gerektirmektedir. Bu ilke, kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiillerden dolayı keyfî bir şekilde suçlanmalarını ve cezalandırılmalarını önlemeyi amaçlayan temel bir güvencedir.
Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, ceza verme yetkisinin hukuk dışı amaçlarla kullanılmasını önlemek için yargı organlarınca yapılacak yorumun ceza normlarının özüyle çelişmemesi ve mutlak surette öngörülebilir olması gerekmektedir. Yargı organları, fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken kanunilik ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez genişletici yorumlardan ve kıyas uygulamalarından kaçınmalıdır.
Doktrin ve Yargıtay uygulamalarına göre, terör örgütüne üye olma suçu doğrudan kast ve özel saik ile işlenebilen bir suçtur. Bir kişinin örgüt üyesi olarak cezalandırılabilmesi için; katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, terör örgütünün bir parçası olmayı istemesi, örgüte katılma iradesinin devamlılık arz etmesi ve saikinin suç işlemek olması şarttır. Kişilerin yalnızca Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre örgüte müzahir kurum veya kuruluşlarda çalışması tek başına örgütsel faaliyet olarak kabul edilemez. Bu eylemlerin örgütsel alanda kabul edilebilmesi için eylemin örgütsel bir özellik taşıdığının, kişinin örgütün nihai amacını bildiğinin şüpheden uzak bir şekilde kanıtlanması zorunludur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasına dayanak yapılan fiillerin niteliğini ve derece mahkemesinin bu fiilleri nasıl yorumladığını titizlikle incelemiştir. İlk derece mahkemesi, başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisaklı okullarda çalışmasını ve bu kurumlarda müdürlük yapmasını örgüt içi tayine tabi olma şeklinde nitelendirerek mahkûmiyete esas almıştır. Bunun yanı sıra dosyada yer alan Bank Asya hesap hareketleri de suçun bir unsuru olarak değerlendirilmiştir.
Ancak Anayasa Mahkemesinin tespitlerine göre, mahkeme kararında başvurucunun iltisaklı kurumda çalışmasının veya idarecilik yapmasının neden örgütsel bir özellik taşıdığına dair yeterli ve somut bir gerekçe sunulmamıştır. Başvurucunun örgüt içi tayine tabi olarak çalıştığına yönelik iddia, herhangi bir somut tanık beyanı veya belirgin örgütsel bir eylemle desteklenmemiştir. Soruşturma aşamasında ifade veren tanık dahi duruşmada beyanından dönmüş ve başvurucuyu tanımadığını açıkça dile getirmiştir. Derece mahkemesi, sadece yasal bir eğitim kurumunda çalışmış olmasından yola çıkarak başvurucunun terör örgütü hiyerarşisi içerisinde örgütsel faaliyetler gerçekleştirdiği ve örgütün nihai amacını bildiği yönünde tümüyle tümevarımsal ve varsayımsal bir sonuca ulaşmıştır.
Mahkûmiyete esas alınan deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde, ilk derece mahkemesinin başvurucunun örgütün nihai amacını bildiğini ve terör örgütü hiyerarşisi içerisinde bilinçli bir faaliyet yürüttüğünü objektif kriterlerle ortaya koyamadığı tespit edilmiştir. Başvurucunun suç oluşturmayan yasal faaliyetlerinin, sonradan öngörülemez biçimde genişletici bir yoruma tabi tutularak cezai sorumluluk doğuracak şekilde terör örgütü üyeliği suçuna vücut verecek biçimde kullanılması, Anayasa'nın güvence altına aldığı kanunilik ilkesinin özüyle bağdaşmamaktadır. Başvurucunun eylemlerini gerçekleştirdiği sırada cezai bir yaptırımla karşılaşacağını makul olarak öngörebilmesi mümkün değildir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.