Anasayfa Karar Bülteni AİHM | SELISHCHEVA VE DİĞERLERİ | BN. 39056/22

Karar Bülteni

AİHM SELISHCHEVA VE DİĞERLERİ BN. 39056/22

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 3. Bölüm
Başvuru No 39056/22
Karar Tarihi 27.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Siyasi verilerin izinsiz toplanması özel hayatı ihlal eder.
  • Geçmişteki yasal eylemler geriye dönük olarak cezalandırılamaz.
  • Seçme hakkının keyfi sınırlandırılması ifade özgürlüğünü zedeler.
  • Muğlak kanun hükümleriyle temel hak ve özgürlükler kısıtlanamaz.

Bu karar hukuken, bireylerin barışçıl toplantılara katılımı ve sosyal medya paylaşımları gibi siyasi faaliyetlerine ilişkin kişisel verilerinin devlet tarafından keyfi olarak toplanmasının, saklanmasının ve bu veriler kullanılarak seçilme haklarının ellerinden alınmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ağır bir ihlali olduğu anlamına gelmektedir. Mahkeme, belirli bir yasal çerçeveye ve yargısal güvenceye dayanmayan veri toplama işlemlerinin, demokratik toplum düzeninde kabul edilemez bir "caydırıcı etki" (chilling effect) yarattığını teyit etmiştir. Ayrıca, yasal olarak yürütülen geçmiş siyasi faaliyetlerin, sonradan yürürlüğe giren ve sınırları son derece belirsiz olan "aşırılıkçı örgütlerle bağlantı" gibi kavramlarla ilişkilendirilerek geriye dönük bir yaptırıma dönüştürülmesi hukuki öngörülebilirlik ilkesine açıkça aykırı bulunmuştur.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, özellikle muhalif siyasetçilerin, aktivistlerin ve sivil toplum gönüllülerinin temel haklarının, muğlak terör veya aşırılık suçlamalarıyla kısıtlandığı durumlarda güçlü bir kalkan olarak ortaya çıkacaktır. Uygulamadaki önemi ise, devletlerin kendi vatandaşlarını fişlemesi ve bu fişleme dosyalarını siyasi katılımı engellemek, muhalefeti susturmak veya seçimleri şekillendirmek için bir araç olarak kullanmasının uluslararası hukuk önünde kesin bir mahkûmiyetle sonuçlanacağını açıkça göstermesidir. Karar, demokratik süreçlerde idari makamların keyfi yetkilerinin sınırlandırılması bakımından son derece güçlü bir güvence sağlamaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, muhalif siyasetçi Aleksey Navalnıy ile bağlantılı vakıf ve derneklere destek verdikleri gerekçesiyle yerel seçimlerde adaylıklarının reddedilmesi üzerine Rusya Federasyonu'na karşı dava açmıştır. Uyuşmazlığın temelinde, Rusya'da 4 Haziran 2021 tarihinde yürürlüğe giren ve "aşırılıkçı" ilan edilen örgütlerle bağlantısı olan kişilerin seçimlere katılmasını yasaklayan seçim kanunu değişikliği yatmaktadır. Emniyet birimleri, başvurucuların geçmişteki yasal protestolara katılımlarını, sosyal medya paylaşımlarını ve gönüllü faaliyetlerini fişleyerek seçim kurullarına bildirmiştir. Seçim kurulları da bu istihbari bilgilere dayanarak başvurucuların adaylıklarını iptal etmiştir. Başvurucular, o dönemde tamamen yasal olan faaliyetlerinin geriye dönük olarak cezalandırıldığını ve bu durumun özel hayata saygı, ifade ve toplanma özgürlüğü haklarını açıkça ihlal ettiğini belirterek hak ihlali tespiti ve tazminat talep etmişlerdir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 8 (Özel ve aile hayatına saygı hakkı), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 10 (İfade özgürlüğü) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 11 (Toplantı ve dernek kurma özgürlüğü) hükümlerine dayanmıştır.

Mahkemenin yerleşik içtihat prensiplerine göre, bir bireyin siyasi görüşlerini, barışçıl protestolara katılımını ve sosyal medyadaki yasal faaliyetlerini ortaya koyan kişisel verilerin devlet kurumlarının elinde izinsiz olarak tutulması ve işlenmesi özel hayata saygı hakkına yönelik net bir müdahale teşkil eder. Bu tür bir idari müdahalenin hukuka uygun kabul edilebilmesi için eylemin yasayla öngörülmüş olması, meşru bir amaç gütmesi ve demokratik bir toplumda gerekli olması şarttır. Verilerin toplanması, saklanması ve üçüncü kişilerle (örneğin seçim kurullarıyla) paylaşılması süreçlerinin olası suistimalleri önleyecek asgari yargısal güvenceleri içermesi yasal öngörülebilirliğin temel kuralıdır.

Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 10 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 11 kapsamında yapılan değerlendirmelerde, bireylerin o tarihte tamamen yasal çerçevede gerçekleştirdikleri eylemlerin sonradan "aşırılıkçı" veya yasa dışı olarak nitelendirilerek geriye dönük bir yaptırıma tabi tutulması evrensel hukuk ilkeleriyle bağdaşmaz. İfade ve toplanma özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların, bireyler üzerinde siyasi katılımdan uzaklaştırıcı bir "caydırıcı etki" yaratmaması gerekir. Kanun metinlerinde yer alan "bağlantılı olma" gibi geniş ve muğlak kavramların, yargı makamları tarafından keyfi ve sınırsız bir şekilde yorumlanması, hukuki belirlilik ilkesine aykırıdır. Mahkeme, idari makamların ve yerel mahkemelerin, iddia edilen eylemlerle uygulanan yaptırım arasındaki orantılılığı her somut olayda ayrıntılı olarak denetlemek zorunda olduğunu içtihat altına almıştır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Mahkeme, somut olayda başvurucuların özel hayatlarına, ifade ve toplanma özgürlüklerine yönelik ağır müdahaleler olduğunu tespit etmiştir. Emniyet birimlerinin, başvurucuların barışçıl protestolara katılımlarını, seçim kampanyalarındaki gönüllü çalışmalarını ve sosyal medyadaki olağan siyasi paylaşımlarını izleyerek bunları kayıt altına alması, açık bir fişleme faaliyeti olarak değerlendirilmiştir. Bu kişisel verilerin toplanması, saklanması ve kullanılması konusunda iç hukukta hiçbir net çerçevenin bulunmaması ve keyfiliği önleyecek bağımsız bir denetim mekanizmasının yer almaması, müdahalenin kanunilik şartını taşımadığını göstermiştir.

Başvurucuların seçimlere katılma haklarının ellerinden alınması sürecinde, yerel mahkemelerin yaklaşımı da ağır bir biçimde eleştirilmiştir. Başvurucuların geçmişte tamamen yasal olan ve anayasal hakların kullanımı niteliğindeki faaliyetleri, sonradan yasaklanan örgütlerle "bağlantı" sayılarak geriye dönük bir cezalandırmaya dönüştürülmüştür. Mahkeme, başvuruculardan gelecekteki yasal değişiklikleri veya örgütlerin sonradan yasa dışı ilan edilebileceğini öngörmelerinin beklenemeyeceğini, bunun bireyler üzerinde imkansız ve mantıksız bir yük oluşturduğunu vurgulamıştır.

"Bağlantılı olma" kavramının iç hukukta son derece muğlak bırakıldığı ve yerel mahkemeler tarafından hiçbir orantılılık testi yapılmadan, emniyet raporlarının doğrudan doğruya kabul edildiği görülmüştür. Bu yaklaşım, bireylerin demokratik süreçlere katılımını engellemekte ve toplumda derin bir caydırıcı etki yaratmaktadır. Barışçıl siyasi faaliyetlerin otomatik olarak aşırılıkçılıkla eş tutulması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Yerel mahkemelerin, başvurucuların eylemlerinin niteliğini ve gerçek bir tehlike yaratıp yaratmadığını incelemeksizin verdikleri kararların hukuki dayanaktan yoksun olduğu sabittir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Rusya Federasyonu'nun Sözleşme'nin 8., 10. ve 11. maddelerini ihlal ettiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: