Karar Bülteni
AYM A.K. BN. 2019/19453
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2019/19453 |
| Karar Tarihi | 30.04.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Özel hukuk ilişkilerinde pozitif yükümlülükler geçerlidir.
- İş akdi feshinde gerekçeler bireyselleştirilmelidir.
- Akrabanın eylemi çalışanın aleyhine doğrudan kullanılamaz.
- Mesleki hayata müdahale özel hayatı etkiler.
Bu karar, özel hukuk iş ilişkilerinde çalışan bireylerin anayasal haklarının, devletin pozitif yükümlülükleri kapsamında eksiksiz bir şekilde güvence altına alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Kamu gücünü doğrudan kullanmayan özel hukuk tüzel kişilerinin gerçekleştirdiği fesih işlemlerinde dahi, yargı mercilerinin temel haklara yönelik müdahaleleri denetlemesi ve işçi ile işveren arasındaki menfaatleri adil bir biçimde dengelemesi şarttır. Karar, güvenlik soruşturması neticesinde kişinin yalnızca eşinin durumu öne sürülerek mesleki belgesinin iptal edilmesi ve akabinde işten çıkarılmasının, özel hayata saygı hakkına ölçüsüz bir müdahale niteliği taşıdığını ortaya koymaktadır.
Benzer davalardaki emsal etkisi bakımından bu inceleme, özellikle güvenlik görevlisi kimlik kartı iptal edilen taşeron işçilerin açtığı işe iade davalarında, derece mahkemelerinin ne tür bir tahkikat yapması gerektiğine dair çok net bir standart getirmektedir. Yargı mercilerinin, fesih gerekçesi ile idari kararlar arasındaki somut bağlantıyı dikkatle kurması, kesinleşmemiş cezai kararları ya da farklı kişilere ait idari işlemleri doğrudan işçinin aleyhine yorumlamaması gerektiği altı çizilerek belirtilmektedir. İdari yargıda lehe sonuçlanan iptal davalarının, iş hukukuna tabi işe iade uyuşmazlıklarında dikkate alınması zorunluluğu, yargısal tutarlılığın sağlanması açısından büyük bir önem taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, bir üniversitede taşeron şirkete bağlı olarak özel güvenlik görevlisi statüsünde çalışan işçinin, eşinin kapatılan bir derneğe üye olması gerekçe gösterilerek işten çıkarılması üzerinedir. İl Özel Güvenlik Komisyonu tarafından yapılan güvenlik soruşturması sonucunda başvurucunun özel güvenlik çalışma izni ve kimlik kartı iptal edilmiştir. Bu idari işlemin işverene bildirilmesi üzerine başvurucunun iş sözleşmesi feshedilmiştir.
Başvurucu, feshin geçersizliği ve işe iade talebiyle iş mahkemesinde dava açmış, idari yargıda açtığı iptal davasının bekletici mesele yapılmasını talep etmiştir. Ancak mahkeme, kimlik belgesinin iptal edilmesi nedeniyle çalıştırılmasının imkânsız hâle geldiği gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Başvurucu, idari yargıda işlemi iptal ettirdiğini ve sözleşmesinin haksız yere feshedildiğini belirterek özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 20 kapsamında güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının temel ilkelerine dayanmıştır. Mesleki hayata yönelik alınan idari tedbirlerin ve fesih gibi müdahalelerin, kişinin mesleği çerçevesinde ilişki kurabilme imkânını önemli ölçüde zayıflatması, mesleğini devam ettirebilmesi ile sosyal ve mesleki itibarını koruyabilmesi açısından ciddi sonuçlar doğurması hâlinde konunun özel hayat kavramı içinde incelenmesi gerektiği yerleşik içtihatlarla sabittir.
İş sözleşmesinin özel hukuk tüzel kişileri tarafından feshedildiği durumlarda devletin pozitif yükümlülükleri devreye girmektedir. Bu yükümlülükler, özel hukuk kişilerinin birbirleriyle olan iş uyuşmazlıklarının adil yargılanma hakkının gereklerine uygun bir yargılama kapsamında incelenmesini ve bu yargılamalarda temel haklara ilişkin anayasal güvencelerin titizlikle gözetilmesini zorunlu kılar.
Derece mahkemeleri, işveren ile çalışan arasındaki çatışan çıkarları adil bir biçimde dengelemeli, fesih müdahalesinin meşru bir amaca dayanıp dayanmadığını ve ölçülü olup olmadığını değerlendirmeli, nihai kararlarında ilgili ve yeterli gerekçeler sunmalıdır. Özellikle güvenlik soruşturmalarına dayalı işten çıkarmalarda, mahkemelerin salt şeklî bir inceleme yapmakla yetinmeyip feshin arka planındaki hukuki ve maddi olguları derinden araştırması esastır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) gibi kesinleşmemiş kararlara ya da aile bireylerinin eylemlerine doğrudan dayanılarak işlem tesis edilmesi hukuki öngörülebilirliği zedeler. Yargı makamları, somut delillerle desteklenmeyen veya başkalarının eylemleri üzerinden türetilen gerekçelerle kişinin mesleki hayatına son verilmesine onay veremez.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun iş sözleşmesinin feshine temel oluşturan komisyon kararının, eşinin kapatılan bir derneğe üyeliğine dayandığını tespit etmiştir. İlk derece mahkemesi, başvurucunun kimlik ve izninin iptal edilmesi nedeniyle özel güvenlik olarak çalıştırılmasının imkânsızlaştığını belirterek feshin geçerli olduğu sonucuna varmıştır. İstinaf merci olan Bölge Adliye Mahkemesi ise fesih gerekçesini genişleterek, başvurucunun geçmişte aldığı bir hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararına atıf yapmış ve başvurucuyu doğrudan terörle ilişkilendirerek davanın reddine karar vermiştir.
Ancak Anayasa Mahkemesinin incelemesinde, fesih işleminin yegâne dayanağı olan idari işlemin, idare mahkemesi tarafından hukuka aykırı bulunarak iptal edildiği ve eşin durumunun başvurucu aleyhine kesinlikle kullanılamayacağına hükmedildiği görülmüştür. Derece mahkemeleri, idari yargıdaki bu iptal kararını dikkate almamış, yargılamayı eksik araştırma ve yetersiz bir denetimle tamamlamıştır.
Ayrıca, Bölge Adliye Mahkemesinin kararında dayandığı HAGB kararı ile işverenin asıl fesih gerekçeleri arasında hiçbir uyum bulunmamaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarında feshin farklı bir kodla yapıldığı açıktır. Derece mahkemelerinin fesih sebebi ile yargısal değerlendirmeye aldıkları nedenlerin bu denli farklılık arz etmesi, somut olayın koşullarına uygun, dikkatli ve özenli bir hukuki değerlendirme yapılmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Bölge Adliye Mahkemesinin fesih nedenini ilk kez istinaf aşamasında eski bir HAGB kararına dayandırması, başvurucunun bu yeni ve sürpriz gerekçeye karşı iddia ile itirazlarını ilk derece mahkemesinde ileri sürme ve çelişme hakkını bütünüyle elinden almıştır. Yargı makamları tarafından başvurucunun mesleki hayatına yönelik müdahalenin haklılığını kanıtlayan bireyselleştirilmiş, ilgili ve yeterli bir gerekçe sunulmamıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.