Anasayfa Karar Bülteni DANIŞTAY | 2. Daire | 2023/1833 E. | 2023/5896 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 2. Daire 2023/1833 E. 2023/5896 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 2. Dairesi
Esas No 2023/1833
Karar No 2023/5896
Karar Tarihi 11.12.2023
Dava Türü İptal ve Tam Yargı
Karar Sonucu Onama
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • Özel disiplin normu varken genel norm uygulanamaz.
  • Sarkıntılık fiilinin cezası tüzükte özel olarak belirlenmiştir.
  • Fiile birebir uyan ceza yerine ihraç cezası verilemez.
  • Disiplin cezasında kanunilik ve ölçülülük ilkeleri esastır.

Bu karar, kolluk görevlilerinin disiplin soruşturmalarında ve cezalandırma süreçlerinde normlar hiyerarşisi ile özel norm-genel norm ilişkisinin nasıl uygulanması gerektiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karara konu olayda, bir emniyet müdürünün astına yönelik cinsel taciz ve mobbing içeren eylemleri ceza yargılamasıyla da sabit görülmüş olsa da, disiplin hukuku açısından uygulanacak cezanın tespitinde idarenin sınırsız ve keyfi bir takdir yetkisi bulunmadığı vurgulanmıştır.

Danıştay, idarenin fiile en ağır yaptırımı (meslekten çıkarma) uygulama refleksini sıkı bir hukuki süzgeçten geçirmiştir. İlgili tarihte yürürlükte olan kuruma özgü disiplin tüzüğünde bu eylemin spesifik bir cezası (yirmi dört ay uzun süreli durdurma) açıkça öngörülmüşken, idarenin daha genel bir hüküm olan "memuriyet sıfatıyla bağdaşmayan yüz kızartıcı hareket" kuralını işleterek doğrudan meslekten çıkarma cezası veremeyeceğine hükmetmiştir.

Benzer davalarda ve idari disiplin uygulamalarında bu kararın emsal etkisi oldukça güçlüdür. Zira idarelerin, memurların işlediği ve toplum vicdanını yaralayan ağır fiillerde dahi "suçta ve cezada kanunilik" ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalması gerektiği net bir biçimde teyit edilmiştir. Özel düzenlemenin varlığı durumunda idare, kanunda öngörülen cezanın ağırlığını yetersiz bulsa dahi, sınırları aşarak veya genel hükümlere sığınarak en ağır yaptırımı uygulayamaz.

Uygulamada bu yaklaşım, memurların özlük haklarının idari keyfiliğe karşı korunması ve adaletsiz disiplin cezalarının önüne geçilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Olayın kamuoyundaki vahametine veya ceza mahkemesinde alınan mahkumiyetin varlığına bakılmaksızın, disiplin hukukunda fiil-ceza eşleşmesinin kanun ve tüzüklerdeki spesifik tanımlara birebir uyması gerektiği içtihat altına alınmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünde 3. sınıf emniyet müdürü rütbesiyle görev yapan davacı, İçişleri Bakanlığına karşı iptal ve tam yargı davası açmıştır. Uyuşmazlığın temel sebebi, davacının kendisiyle aynı şubede görevli kadın polis memuruna mesajlaşma uygulaması üzerinden uygunsuz mesajlar göndermesi, hiçbir olumsuz cevap almamasına rağmen mesajları sürdürerek cinsel tacizde bulunması ve astı üzerinde cinsel endişe ile mobbing etkisi yaratmasıdır.

Bu iddialar üzerine başlatılan idari soruşturma sonucunda İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu, eylemin yüz kızartıcı ve utanç verici olduğu gerekçesiyle amir pozisyonundaki davacıyı devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırmıştır. Davacı ise, kendisine verilen bu en ağır disiplin cezasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu öne sürerek, söz konusu meslekten çıkarma işleminin iptali ile bu işlem sebebiyle mahrum kaldığı parasal, sosyal ve terfiye ilişkin haklarının yasal faiziyle birlikte tarafına iadesi talebiyle idari yargıya başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Disiplin hukukunun en temel ve vazgeçilmez ilkelerinden biri, işlenen fiil ile verilecek cezanın "kanunilik" ile "ölçülülük" ilkeleri çerçevesinde önceden net bir şekilde belirlenmiş olmasıdır. Uyuşmazlığın yaşandığı ve disiplin cezasının tesis edildiği tarih itibarıyla Emniyet Teşkilatı personeline uygulanacak disiplin cezaları, genel idare kanunlarının yanı sıra kuruma özgü olarak hazırlanmış özel bir mevzuat olan mülga Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü ile belirlenmiş durumdadır.

İlgili tüzüğün 7/D-5 maddesi, personelin "sarkıntılık yapmak" fiilini işlemesi halini açık ve spesifik biçimde düzenlemiş, bu fiilin idari karşılığı olarak ise "yirmi dört ay uzun süreli durdurma" cezası öngörmüştür. Emniyet teşkilatı mensuplarının bu tür eylemlerinde, bu özel tüzük hükümlerinin doğrudan uygulanması hukuki bir zorunluluktur.

Buna karşılık, davalı İçişleri Bakanlığı davacının cinsel taciz boyutuna varan eylemini kendi özel tüzüğü yerine, genel nitelikteki 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m. 125/E-g bendi kapsamında değerlendirme yoluna gitmiştir. Söz konusu genel kanun hükmü, "memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak" fiilini işleyenlerin doğrudan devlet memurluğundan çıkarma cezası ile tecziye edileceğini hüküm altına almaktadır.

Hukukun evrensel geçerliliğe sahip "özel normun önceliği" (lex specialis derogat legi generali) prensibine göre, aynı fiili düzenleyen hem genel bir kanun hükmü hem de olaya doğrudan temas eden özel bir düzenleme (tüzük/yönetmelik) bulunuyorsa, eyleme birebir uyan özel normun öncelikle uygulanması zorunludur. Disiplin hukukunda eylemin tam karşılığı özel düzenlemede yer alırken, idarenin takdir yetkisinin sınırlarını zorlayarak daha ağır sonuçlar doğuran genel norma başvurması "suçta ve cezada kanunilik" ilkesine aykırıdır. Bir fiilin ceza kanunları kapsamında suç teşkil edip adli bir mahkumiyetle sonuçlanması dahi, idareye özel normu atlayarak doğrudan en ağır disiplin cezasını uygulama hakkı vermemektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Davacı emniyet müdürü hakkında, aynı büroda çalıştığı kadın polis memuruna ısrarlı şekilde mesajlar göndererek cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla detaylı bir disiplin soruşturması başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında hazırlanan raporlarda, mesajların içeriği, samimiyet derecesi ve sürekliliği saptanmış; failin amir-ast ilişkisinden doğan hiyerarşik gücünü ve aynı ortamda çalışmanın getirdiği kolaylığı kötüye kullandığı net biçimde tespit edilmiştir. Adli yönden yapılan yargılamada da, Asliye Ceza Mahkemesi tarafından sanığın "cinsel taciz" suçunu işlediği her türlü şüpheden uzak bir biçimde sabit görülmüş ve hakkında on beş ay on sekiz gün hapis cezası ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.

İdare Mahkemesi ve Danıştay tarafından yapılan kapsamlı hukuki incelemelerde, eylemin fiilen gerçekleştiği ve sübuta erdiği konusunda herhangi bir tereddüt yaşanmamıştır. Ancak uyuşmazlığın çözümlendiği ve hukuki kırılmanın yaşandığı asıl nokta, bu çirkin fiilin karşılığında idarece uygulanacak disiplin cezasının doğru kanuni dayanağa oturtulup oturtulmadığıdır. İşlem tarihinde yürürlükte bulunan Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü'nde "sarkıntılık yapmak" fiilinin disiplin hukuku karşılığı, "yirmi dört ay uzun süreli durdurma cezası" olarak spesifik biçimde düzenlenmiştir. Hal böyleyken, idarenin davacının eylemini memuriyet sıfatıyla bağdaşmayan yüz kızartıcı ve utanç verici fiil olarak daha genel bir maddeye sokarak doğrudan ihraç cezası (devlet memurluğundan çıkarma) vermesi, disiplin hukukundaki özel normun önceliği kuralına açıkça ters düşmüştür.

Davalı idare olan İçişleri Bakanlığı, personelin adli yargıda ceza mahkemesi tarafından mahkum edildiğini, eylemin sübuta erdiğini ve bu yüz kızartıcı fiilin emniyet teşkilatı gibi toplumun güvenliğini sağlayan hassas bir kurumda kesinlikle kabul edilemez olduğunu savunarak ihraç kararının arkasında dursa da; yargı mercileri idarenin cezalandırma yetkisinin tüzükteki özel hükümle sınırlı olduğunu açıkça vurgulamıştır. Davacının disiplin cezasıyla tecziyesinde, genel kurallar yerine öncelikle kendi kurumuna ait özel tüzük hükümlerinin uygulanması vazgeçilmez bir hukuki zorunluluktur. Genel kanun hükümlerinin zorlanarak en ağır yaptırımın uygulanması suretiyle tesis edilen ihraç işlemi hukuka aykırı bulunmuş, mahkemece bu sebeple davacının yoksun kaldığı parasal, sosyal ve terfiye ilişkin haklarının iadesinin gerektiği belirtilmiştir.

Sonuç olarak Danıştay 2. Dairesi, idare mahkemesinin iptal kararının onanması yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: