Karar Bülteni
AYM E.F.S.C. BN. 2021/3248
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/3248 |
| Karar Tarihi | 29.07.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Orantısız güç kullanımı kötü muamele yasağını ihlal eder.
- Kişinin bantlanması insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameledir.
- Kötü muamele iddiaları derhâl ve özenle soruşturulmalıdır.
- Kolluğun zor kullanması kesin zorunluluk hâllerinde meşrudur.
- Yüzeysel soruşturmalar devletin koruma yükümlülüğünü zedeler.
Bu karar, sınır dışı edilmek veya ülkesine geri gönderilmek istenen kabul edilemez yolcu (INAD) statüsündeki yabancılara yönelik kolluk kuvvetlerinin güç kullanım sınırlarını net bir şekilde çizmesi açısından hukuken büyük bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, kamu görevlilerinin güvenlik veya düzeni sağlama amacıyla da olsa kişilerin nefes almasını zorlaştıracak, hareket kabiliyetini tamamen ortadan kaldıracak ve insan onurunu doğrudan zedeleyecek müdahalelerde bulunmasının, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağını ihlal ettiğini kesin bir dille ortaya koymuştur. Özellikle bir kişinin bagaj sarmada kullanılan streç filmle sarılması, ağzının tıbbi maske ve bant ile kapatılarak havasız bırakılması ve yarı çıplak hâlde uçağa bindirilmesi, hiçbir güvenlik endişesiyle açıklanamayacak, hukuken kabul edilemez bir aşırılık olarak nitelendirilmiştir.
Kararın benzer davalar ve uygulamadaki emsal etkisi, kötü muamele iddialarının soruşturulması safhasında adli makamların sergilemesi gereken tarafsızlık, derinlik ve ciddiyeti göstermesinden ileri gelmektedir. Sadece idari müfettiş raporlarına veya şüpheli memurların yüzeysel beyanlarına dayanılarak, bağımsız tanıklar dinlenmeden ve olay yeri görüntüleri özenle analiz edilmeden takipsizlik kararı verilmesi, devletin etkili soruşturma yürütme pozitif yükümlülüğünün açık bir ihlali olarak değerlendirilmiştir. Bu içtihat, havalimanları ve geri gönderme merkezlerindeki kolluk görevlilerinin zor kullanma yetkisini uluslararası insan hakları standartlarına uygun şekilde, yalnızca mutlak zorunluluk hâllerinde ve orantılılık ilkesini aşmadan tatbik etmeleri gerektiğini teyit eden güçlü bir emsal oluşturmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Kamerun vatandaşı olan başvurucu, ticari faaliyetleri kapsamında Dubai'ye gitmek üzere seyahat ederken aktarma amacıyla bulunduğu İstanbul Havalimanı'nda vizesinin ve belgelerinin sahte olduğu gerekçesiyle ülkeye kabul edilemez yolcu (INAD) kapsamına alınmıştır. Kendi ülkesine geri gönderilmek istenen başvurucu, uçağa binmek istememiş ve kendisini ülkeden çıkarmak isteyen görevlilere direnerek zorluk çıkarmıştır.
Uyuşmazlığın temel konusu, başvurucunun uçağa zorla bindirildiği esnada polis memurları tarafından orantısız, ölçüsüz ve insan onurunu kırıcı bir şiddete maruz bırakılıp bırakılmadığı meselesidir. Başvurucu; kollarının ve bacaklarının plastik kelepçeyle bağlandığını, vücudunun streç filmle sarıldığını, ağzının tıbbi maske ve bantla kapatılarak nefessiz bırakıldığını ve yarı çıplak bir hâlde uçağa taşındığını iddia etmiştir. Bu ağır kötü muamele iddialarına ve olayın birçok yolcunun gözü önünde gerçekleşmesine rağmen, savcılık makamı tarafından olayın aydınlatılması için bağımsız tanıkların dinlenmemesi ve etkili bir soruşturma yapılmadan takipsizlik kararı verilmesi üzerine başvurucu, mağduriyetinin giderilmesi ve sorumluların cezalandırılması talebiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 kapsamında güvence altına alınan kişinin dokunulmazlığı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını merkeze almıştır. İlgili anayasal hükmün üçüncü fıkrası uyarınca kimseye işkence ve eziyet yapılamaz, kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz. Bu kural, kamu düzeninin sağlanması veya olağanüstü hâller dâhil olmak üzere hiçbir hukuki istisnası bulunmayan, mutlak ve devredilemez nitelikte bir yasaktır.
Kolluk görevlilerinin kamu düzenini sağlamak amacıyla sahip oldukları zor kullanma yetkisi, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu çerçevesinde düzenlenmiş olup bu yetki ancak kesin bir gereklilik hâlinde ve orantılılık ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalınarak kullanılabilir. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu veya direnişi nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması mutlak surette gerekli olmayan bir kişiye fiziksel güç uygulaması, kişi üzerindeki fiziki etkisi ne olursa olsun Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder. Bir şahsın haksız bir tutuma girmesi veya kamu görevlilerine karşı aktif bir direniş göstermesi dahi, o kişiye karşı onur kırıcı ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan müdahalelerde bulunulmasını meşru kılmamaktadır.
Öte yandan, kötü muamele iddialarının varlığı hâlinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri ve Anayasa'nın amir hükümleri uyarınca devletin derhâl, bağımsız, tarafsız ve etkili bir ceza soruşturması yürütme yönünde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Soruşturma makamlarının iddiaları aydınlatabilecek her türlü delili, özellikle de kamera kayıtlarını, bağımsız sivil tanık beyanlarını ve tarafsız tıbbi raporları özenle toplaması, kararını sadece idarece düzenlenen evraklara ve şüpheli kamu görevlilerinin beyanlarına dayandırmaması gerekmektedir. Eksik incelemelerle veya aceleci değerlendirmelerle verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar, devletin koruma ve adil bir yargı sistemi sunma ödevinin açık ihlali olarak tanımlanmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda kolluk görevlilerinin başvurucuya yönelik müdahalesinin şeklini, uygulanan kuvvetin şiddetini ve olayın gerçekleştiği ortamı detaylı bir biçimde incelemiştir. Başvurucunun kendi ülkesine iade edilme sürecinde uçağa binmeyi reddettiği, refakatçi personele direndiği ve kamu görevlilerine zorluk çıkardığı kabul edilmektedir. Ancak bu direnişi kırmak ve uçağa bindirmeyi sağlamak amacıyla uygulanan yöntemlerin insan onuruyla ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı açıkça tespit edilmiştir. Mahkeme, saldırgan tavırlar sergileyen bir kişinin ellerinin kelepçelenmesinin uçuş güvenliği açısından makul ve yasal bir tedbir sayılabileceğini değerlendirse de, başvurucunun bedeninin streç filmle tamamen sarılmasının, ağzının tıbbi maske ve bant kullanılarak kapatılmasının ve nefes almasının tehlikeli boyutta zorlaştırılmasının hiçbir meşru güvenlik amacı taşımadığını vurgulamıştır.
Bu müdahalelerin ötesinde, başvurucunun hareket kabiliyeti tamamen kısıtlanmış bir biçimde, tekerlekli sandalyeye oturtularak ve üzerinde sadece iç çamaşırı bulunduğu bir hâlde pek çok yolcunun ve görevlinin yer aldığı bir uçağa taşınması, açıkça insan haysiyetini zedeleyici, aşağılayıcı ve onur kırıcı bir muamele olarak nitelendirilmiştir. Görevliler tarafından kullanılan gücün zorunlu sınırları fahiş şekilde aştığı ve orantısız olduğu belirlenerek kötü muamele yasağının maddi boyuttan ihlal edildiği neticesine ulaşılmıştır.
Soruşturma sürecinin etkililiği yönünden yapılan incelemede ise, savcılık makamının olayları aydınlatma konusundaki temel eksiklikleri dikkati çekmiştir. Olayın çok sayıda sivil yolcunun ve uçak mürettebatının gözü önünde cereyan etmesine rağmen, bağımsız hiçbir görgü tanığının ifadesine başvurulmamış, olayın seyrine dair net kamera görüntüleri derinlemesine incelenmemiş ve şüpheli polislerin orantısız güç kullanımının yasal dayanağının ne olduğu somut delillerle sorgulanmamıştır. Savcılığın, olayın arka planını araştırmadan yalnızca idari soruşturma raporlarına ve şüpheli memurların ifadelerine dayanarak takipsizlik kararı vermesi, etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ağır biçimde ihlali olarak tespit edilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun maruz bırakıldığı onur kırıcı müdahaleler ve bu iddiaların etkili bir şekilde soruşturulmaması nedenleriyle Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğine karar vermiş ve yeniden soruşturma yapılması talebiyle başvuruyu kabul etmiştir.