Anasayfa Karar Bülteni AYM | Azime Işık | BN. 2020/3050

Karar Bülteni

AYM Azime Işık BN. 2020/3050

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2020/3050
Karar Tarihi 11.06.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Müdafi yokluğunda alınan ifade tek delil olamaz.
  • AİHM ihlal kararlarının gereği mahkemelerce yerine getirilmelidir.
  • Hukuka aykırı deliller mahkûmiyete esas teşkil edemez.
  • Yeniden yargılamada adil yargılanma güvenceleri bütünüyle sağlanmalıdır.

Bu karar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen ihlal kararlarının iç hukukta ne şekilde uygulanması gerektiği ve müdafi yardımı olmaksızın elde edilen delillerin ispat gücü bakımından kritik bir öneme sahiptir. Karar, soruşturma aşamasında avukat olmaksızın alınan ve yargılama aşamasında sonradan doğrulanmayan sanık ifadelerinin, mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak kullanılmasının adil yargılanma hakkını temelden zedelediğini net bir biçimde ortaya koymaktadır. Ayrıca, AİHM kararı sonrasında yapılan yeniden yargılamaların sadece şeklî bir süreç olamayacağı, önceki hukuka aykırılıkların esastan giderilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, derece mahkemelerinin AİHM ve AYM kararlarını uygularken taşıdıkları sorumlulukların altını çizmektedir. Yargılamanın yenilenmesi prosedürünün, sırf şekil şartlarını yerine getirmekten ibaret olmadığı, bilakis tespit edilen hak ihlallerini esastan telafi etmeye hizmet etmesi gerektiği içtihat altına alınmıştır. Bu yönüyle karar, benzer durumdaki yeniden yargılama dosyalarında mahkemelerin hukuka aykırı şekilde elde edilen delillere yaklaşımını değiştirecek güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Aynı zamanda, ceza adalet sisteminde savunma hakkının ve silahların eşitliği ilkesinin pratikte de ne kadar yaşamsal olduğuna işaret eden temel bir rehber niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Olay, 1999 yılında gerçekleşen ve on üç kişinin ölümüyle sonuçlanan bir terör saldırısı kapsamında başvurucunun gözaltına alınmasıyla başlamıştır. Başvurucu, o dönemin mevzuatı gereği gözaltında avukat yardımı olmaksızın sorgulanmış ve bu süreçte yöneltilen suçlamaları kabul etmiştir. Ancak daha sonraki aşamalarda, bu ifadelerini işkence altında verdiğini belirterek reddetmiştir. İlk derece mahkemesi, avukatsız alınan bu ifadelere dayanarak başvurucuyu müebbet hapis cezasına çarptırmıştır.

Bu durum üzerine başvurucu AİHM'e başvurmuş ve AİHM, avukat yardımından faydalandırılmamasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir. AİHM'in kararı sonrası yerel mahkemeden yargılamanın yenilenmesi talep edilmiştir. Yerel mahkeme yargılamayı yenilemiş ancak hukuka aykırı olduğu tespit edilen eski ifadeleri yine geçerli sayarak önceki mahkûmiyet kararını onaylamıştır. Başvurucu, AİHM kararının gereğinin yerine getirilmediği ve hukuka aykırı delillere dayanıldığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak ihlal tespiti, yeniden yargılama ve tazminat talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında düzenlenen adil yargılanma hakkı ile Anayasa m. 38'de yer alan hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği kuralına dayanmıştır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, temel hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 311 kapsamında AİHM tarafından verilmiş bir ihlal kararı, kesinleşmiş bir hükümle sonuçlanan davalar için doğrudan yargılamanın yenilenmesi sebebi olarak açıkça kabul edilmiştir. Bu yasal düzenleme, mahkemelere takdir yetkisi tanımamakta, ihlalin sonuçlarının fiilen ortadan kaldırılmasını emretmektedir.

Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 6 adil yargılanma hakkını ve şüphelilerin kendilerini bizzat veya seçecekleri bir müdafi aracılığıyla savunma hakkını detaylı bir şekilde düzenlemektedir. Sözleşme ile güvence altına alınan bu hakların ihlali durumunda, Anayasa Mahkemesinin ve AİHM'in kararları bağlayıcıdır. Yeniden yargılama süreci, ihlali tespit edilen adil yargılanma güvencelerinin sanığa eksiksiz olarak sunulmasını gerektirir.

Doktrin ve yerleşik yargı kararlarında da altı çizildiği üzere, kanuni bir temele dayanmadan veya hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin kabul edilmesi, yargılamanın hakkaniyetini doğrudan zedeler. Gözaltında avukata erişim imkânı sağlanmaması durumunda alınan ifadelerin, bilhassa da sonradan mahkeme huzurunda doğrulanmayan beyanların, mahkûmiyet kararında tek veya belirleyici delil olarak kullanılması silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine aykırıdır. Anayasa Mahkemesi bu kurallar ışığında, yeniden yargılama kurumunun amacının ihlal kararının gereklerini şeklen değil, esastan yerine getirmek olduğunu benimsemektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken başvurucunun AİHM ihlal kararına dayanarak yargılamanın yenilenmesini talep ettiğini, ilk derece mahkemesinin talebi kabul ederek duruşma açtığını ancak sonuç olarak önceki mahkûmiyet kararını aynen onayladığını tespit etmiştir. Bu aşamada AYM'nin görevinin, olayı baştan itibaren yeniden değerlendirmek değil, AİHM tarafından verilen ihlal kararının gereklerinin yerel mahkemece esastan yerine getirilip getirilmediğini denetlemek olduğu ifade edilmiştir.

AİHM kararında, başvurucunun gözaltında avukata erişiminin engellenmesi ve bu dönemde alınan ifadelerin mahkûmiyete esas teşkil etmesi, adil yargılanma hakkının açık bir ihlali olarak görülmüştür. Yerel mahkeme yargılamanın yenilenmesi safhasında başvurucuya müdafi huzurunda savunma imkânı tanımış olsa da, mahkûmiyete esas olan ve avukatsız alınan önceki ifadeleri yeniden belirleyici delil olarak kullanmaya devam etmiştir. Başvurucunun müdafi erişiminin kısıtlandığı dönemde alınan ve yargılamada kendisi tarafından hiçbir zaman doğrulanmayan bu ifadeleri, yeniden kurulan ceza kararının da temeli yapılmıştır.

Anayasa Mahkemesi, AİHM kararında belirtilen açık ihlal gerekçelerine rağmen, aynı hukuka aykırı delillerin mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak kullanılmaya devam edilmesini, ihlal kararının gereklerinin yerine getirilmemesi olarak nitelendirmiştir. AİHM'in işaret ettiği hukuka aykırılıklar derece mahkemesi tarafından fiilen giderilmemiş, hakkaniyete uygun yargılama standartları yeniden yargılama sürecinde sağlanamamıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmederek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: