Karar Bülteni
AYM Avad Elhammud BN. 2020/5628
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/5628 |
| Karar Tarihi | 11.06.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Gönüllü geri dönüş prosedürü sıkı güvencelere tabidir.
- Sınır dışı kararına karşı etkili başvuru şarttır.
- Gerçek risk içeren ülkeye sınır dışı edilemez.
- Geri göndermeme ilkesi yaşam hakkının gereğidir.
Bu karar hukuken, mülteci veya geçici koruma statüsündeki yabancıların sınır dışı edilme süreçlerinde uygulanan gönüllü geri dönüş prosedürlerinin basit bir evrak işleminden ibaret olamayacağını, rızanın hiçbir baskı altında kalmadan, tam anlamıyla aydınlatılmış bir iradeyle oluşması gerektiğini ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, hakkında sınır dışı etme kararı bulunan ve bu idari karara karşı iptal davası açan bir yabancının, avukatına dahi haber verilmeksizin ve uluslararası gözlemcilerin denetimi olmaksızın imzalatılan matbu bir forma dayanılarak iç savaşın sürdüğü ülkesine gönderilmesini, anayasal bir güvence olan yaşam hakkının açık bir ihlali olarak nitelendirmiştir. Hukuken devletin, bireyleri ölümcül risklerin bulunduğu yerlere göndermeme şeklindeki temel negatif yükümlülüğü bu karar vasıtasıyla içtihat altına alınmıştır.
Kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi oldukça büyüktür. Bu güçlü içtihat, idari yargı mercilerine, sınır dışı etme işlemlerine ilişkin davalarda sadece şeklî bir kanunilik denetimi yapma kolaycılığına kaçmama, kişinin gönderileceği ülkedeki yaşamsal risk iddialarını esastan ve titizlikle inceleme yükümlülüğü yüklemektedir. Geri Gönderme Merkezlerindeki pratikler açısından ise Birleşmiş Milletler temsilcisi, bağımsız sivil toplum örgütü yetkilisi veya kişinin kendi avukatı hazır bulunmaksızın alınan şüpheli gönüllü geri dönüş onaylarının geçerliliğini yitireceği mesajını çok net bir şekilde vermektedir. Bu karar, idarenin yabancılar hukukunda sahip olduğu geniş takdir yetkisine, evrensel insan hakları normları çerçevesinde aşılamaz bir sınır çizmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Olay tarihinde Türkiye'de yasal olarak geçici koruma statüsüyle bulunan Suriye vatandaşı bir genç, yürütülen adli bir soruşturma kapsamında gözaltına alınmış ve akabinde Kocaeli Valiliği tarafından hakkında sınır dışı etme ile idari gözetim kararı verilmiştir. Başvurucu, hayatı için risk oluşturan bu kararın iptal edilmesi amacıyla avukatı aracılığıyla yetkili idare mahkemesi nezdinde dava açmıştır. Ancak dava süreci idare mahkemesinde henüz devam ederken yetkili idari merciler başvurucuya bir Gönüllü Geri Dönüş İstek Formu imzalatmış ve onu derhâl sınır dışı ederek iç savaşın devam ettiği Suriye'ye zorla geri göndermiştir. Form imzalatılırken başvurucunun avukatına haber verilmemiş ve işlem sırasında ortamda bağımsız bir sivil toplum kuruluşu gözlemcisi de bulundurulmamıştır. Başvurucu, can güvenliğinin bulunmadığı bir ülkeye yasal itiraz haklarını kullanmasına imkân verilmeden ve rızası sakatlanarak gönderildiğini belirterek yaşam hakkı ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi önüne gelen uyuşmazlığı temel olarak, Anayasa'nın en temel hakları düzenleyen 17. maddesindeki yaşam hakkı ile bireylerin hukuki koruma talep edebilmesini sağlayan 40. maddesindeki etkili başvuru hakkı ekseninde incelemiş ve kanuni zemini oluşturan 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu m.54 kapsamında detaylı bir değerlendirmeye tabi tutmuştur.
Genel hukuk prensiplerine ve Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, sınır dışı etme işlemi neticesinde yabancının gönderileceği ülkede işkence, insanlık dışı muamele ya da yaşam hakkına yönelik gerçek ve yakın bir ihlal riski bulunuyorsa bu tehlikeli durumun idari ve yargısal merciler tarafından özenli bir şekilde araştırılması gerekmektedir. İlgili yabancı kişinin, hedef ülkedeki risklere dair makul açıklamalar yapması ve bunu destekleyen ciddiyet seviyesi yüksek iddialar sunması araştırmanın başlaması için yeterlidir. Anayasa Mahkemesi, egemen bir devletin yabancıları sınır dışı etme konusunda geniş takdir yetkisi bulunduğunu kabul etmekle birlikte, bu işlemlerin Anayasa'da güvence altına alınan haklara müdahale oluşturması hâlinde doğrudan bireysel başvuruya konu edilebileceğini vurgulamaktadır.
Ayrıca, menşe ülkesine sınır dışı edilecek bir kişiye hedef ülkede karşılaşabileceği ağır risklere karşı gerçek anlamda koruma sağlanabilmesi için, idari işlemlere karşı yargı yoluna başvurma hakkının etkili bir şekilde kullandırılması şarttır. Gönüllü geri dönüş prosedürlerinin idare tarafından istismar edilmesini engellemek amacıyla rızanın özgür iradeye dayalı bir biçimde ortaya konması hayati önem taşımaktadır. Bu bağlamda, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği temsilcisinin veya bağımsız bir sivil toplum kuruluşu yetkilisinin gözetimi bulunmayan, kişinin avukatına haber verilmeden alelacele alınan tek taraflı geri dönüş formları, hukuken geçerli ve aydınlatılmış bir rıza beyanı olarak kabul edilemez.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığa konu olan ve başvurucunun Suriye'ye sınır dışı edilmesiyle sonuçlanan idari süreci ile yargısal aşamaları titizlikle incelemiş, telafisi imkânsız usuli eksiklikler saptamıştır. Geçici koruma statüsü altında bulunan başvurucu, hakkında alınan sınır dışı kararına karşı yasal hakkını kullanarak avukatı aracılığıyla zamanında bir iptal davası açmıştır. Ancak idari otoriteler bu davanın sonucunu beklememiş, başvurucuyu tutulmakta olduğu Geri Gönderme Merkezinden alarak Cilvegözü Kara Hudut Kapısı üzerinden ülkeden çıkarmıştır.
Yüksek Mahkeme, bu dramatik idari işlemin hukuki dayanağı olarak sunulan Gönüllü Geri Dönüş İstek Formunun geçerliliğini derinlemesine sorgulamıştır. Formun düzenlenmesi aşamasında başvurucunun avukatına hiçbir şekilde haber verilmediği, belgenin üzerinde mevzuatın ve uluslararası güvencelerin aradığı Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği temsilcisinin veya bağımsız bir sivil toplum kuruluşu yetkilisinin imzasının bulunmadığı tespit edilmiştir. İlaveten, imzalatılan matbu belgede başvurucunun Suriye'de karşılaşabileceği olası ölümcül risklere dair hiçbir özel ayrıntıya yer verilmemiştir. Tüm bu sorunlu unsurlar değerlendirildiğinde, başvurucunun ülkeden çıkarılma işleminin idarenin iddia ettiği gibi rızaya dayalı, özgür iradeyle alınmış, bilinçli ve gerçekten gönüllü bir geri dönüş eylemi olarak nitelendirilmesi hukuken kesinlikle mümkün bulunmamıştır.
Öte yandan, idare mahkemesi tarafından yürütülen iptal davası sürecinde de anayasal usuli güvencelerin sağlanmadığı Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edilmiştir. İdare mahkemesi, önüne gelen sınır dışı etme işlemini yalnızca şeklî bir idari denetimle incelemekle yetinmiş; başvurucunun tabi tutulduğu olağan dışı usulü, yargı kararı beklenmeden fiilen ülkesine geri gönderilmesini ve savaş bölgesinde yaşamsal bir riske maruz kalıp kalmayacağına dair çok ciddi iddialarını hiçbir şekilde esastan değerlendirmemiştir. Gerçekleştirilen sığ yargılamanın başvurucuya gerçek manada etkili bir hukuki koruma sağlayamadığı bütün açıklığıyla ortaya konmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, menşe ülkeye geri gönderilme nedeniyle başvurucunun yaşam hakkı ve bu hakla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.