Karar Bülteni
AYM Muharrem Canikli BN. 2021/63325
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/63325 |
| Karar Tarihi | 10.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahpusların beden ve ruh sağlığı korunmalıdır.
- Cezaevinde sigara içilmeyen ortam sağlanması zorunludur.
- Kategorik ret kararları orantısız müdahale teşkil eder.
- Salgın tedbirleri mahpus haklarını ortadan kaldıramaz.
Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bu karar, ceza infaz kurumlarında barındırılan tutuklu ve hükümlülerin sağlık haklarının, olağanüstü salgın hastalık dönemlerinde dahi gözetilmesi gerektiğini hukuken tescillemektedir. Karar, devletin mahpuslara tütün dumanından arındırılmış güvenli ve sağlıklı bir yaşam alanı sağlama konusundaki pozitif yükümlülüğünün altını kalın çizgilerle çizmektedir. Kurum yönetiminin ve derece mahkemelerinin, mevzuatta yer alan sigara içilmeyen oda kuralını salgın hastalık gibi genel ve soyut gerekçelerle mutlak surette askıya alamayacağı vurgulanmıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisine bakıldığında, bu karar mahpusların cezaevi koşullarından kaynaklanan hak ihlali iddialarında idarenin daha somut ve kişiselleştirilmiş gerekçeler sunmasını zorunlu kılmaktadır. Sadece genelgesel tedbirlere veya idari tasarruflara dayanılarak temel hakların sınırlandırılamayacağı, her somut talebin mahpusun kişisel durumu ve idarenin imkânları dâhilinde ölçülülük ilkesine göre değerlendirilmesi gerektiği uygulamadaki yargı mercilerine net bir mesaj olarak verilmiştir. Bundan sonraki süreçte infaz hâkimlikleri, oda değişikliği taleplerini incelerken idarenin yasaklayıcı işlemlerinin orantılı olup olmadığını ve alternatif çözümler üretilip üretilmediğini daha sıkı bir denetime tabi tutmak zorunda kalacaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak barındırılmaktadır. Kaldığı altı kişilik odada diğer mahpusların sigara içmesi nedeniyle rahatsızlık duyan başvurucu, kurum yönetimine başvurarak sigara içilmeyen bir odaya geçmeyi talep etmiştir. Cezaevi yönetimi, COVID-19 salgını tedbirleri kapsamında kurum içi hareketliliğin en aza indirilmesi gerektiğini belirterek ve bu durumu zorunlu bir hâl olarak görmeyerek talebi reddetmiştir.
Bu ret kararı üzerine başvurucu, infaz hâkimliğine ve ardından ağır ceza mahkemesine şikâyet ve itiraz yollarına başvurmuş ancak her iki yargı mercii de salgın nedeniyle oluşan riskleri gerekçe göstererek kurum kararını hukuka uygun bulmuştur. Başvurucu bunun üzerine, sigara kullanmamasına rağmen dumanlı ortamda tutulmasının maddi ve manevi varlığını koruma hakkını zedelediğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 kapsamında güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkına dayanmıştır. Mahkemeye göre, bir ceza infaz kurumunda özgürlüğünden yoksun bırakılmış olmak, bireyin beden ve ruh sağlığından tamamen feragat etmesini gerektirmez. Diğer tüm özgür bireyler gibi tutuklu ve hükümlülerin de kendi sağlıklarını koruma hakları anayasal devletin temel güvencesi altındadır.
Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, ceza infaz kurumlarının güvenliği, nizamı ve disiplini sağlamak amacıyla idari kararlar almada geniş bir takdir yetkisi bulunsa da, alınan bu tedbirler hiçbir zaman mahpusların tutulma hâlinin gerektirdiğinin ötesinde manevi bir üzüntüye düşmelerine veya sağlıksız şartlarda yaşamaya zorlanmalarına yol açmamalıdır. Mahkeme, tütün kullanımına ilişkin genel mevzuat hükümlerine atıf yaparak devletin ceza infaz kurumlarında sigara içilmeyen ortamlar sağlama yönünde kesin bir pozitif yükümlülüğü bulunduğunu vurgulamıştır. Mevzuatta, tütün ürünlerinin kapalı alanlarda kullanımının kesin olarak yasak olduğu, sadece istisnai olarak mahsus alanlar oluşturulabileceği açıkça ifade edilmiştir.
Mahkeme, salgın hastalık gibi istisnai dönemlerde tedbirlerin uygulanması hususunda idarenin koruyucu yükümlülüklerini kabul etmekle birlikte, söz konusu tedbirlerin temel hakların özüne dokunacak şekilde kategorik ve ölçüsüz uygulanamayacağına işaret etmiştir. Bu bağlamda, sigara içmeyen bir mahpusun dumansız bir odada barındırılma talebinin, idare tarafından alternatif yollar aranmaksızın genel geçer salgın tedbirleri gerekçe gösterilerek reddedilmesi, demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı bulunmuş ve yetkili makamların yasal yükümlülüklerini ihlal ettiği doktriner bir yaklaşımla tespit edilmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun somut iddialarını incelerken öncelikle ceza infaz kurumu yönetiminin ret gerekçesini mercek altına almıştır. Kurum yönetimi, başvurucunun talebini COVID-19 salgını tedbirleri kapsamındaki hareketliliği kısıtlama talimatlarına dayandırmıştır. Ancak Anayasa Mahkemesi, ret işleminden yaklaşık dört ay sonra kurum içinde sigara kullanılmayan odalar oluşturulduğunu ve ilginç bir şekilde başvurucunun bu odalardan birine sorunsuz biçimde nakledildiğini tespit etmiştir.
Ortaya çıkan bu fiilî durum, başlangıçta idarece ileri sürülen "COVID-19 tedbirlerine aykırılık" gerekçesinin kendi içinde tutarlı ve makul olmadığını göstermektedir. Zira aradan geçen sürede salgın tedbirlerinin tamamen ortadan kalktığına dair herhangi bir resmî veri bulunmamasına rağmen nakil işlemi gerçekleştirilebilmiştir. Mahkeme, idarenin başvurucunun veya nakledileceği odadaki diğer kişilerin COVID-19 taşıyıcısı olup olmadığına bile bakmaksızın, talebi en başından kategorik bir tutumla reddetmesini ölçülülük ilkesine açıkça aykırı bulmuştur.
Derece mahkemeleri olan infaz hâkimliği ve ağır ceza mahkemesinin kararları da bu yönüyle yetersiz görülerek eleştirilmiştir. Yargı mercileri, mevcut salgın koşullarına rağmen tütün ürünleri kullanmayan mahpuslar için mevzuata uygun alternatif çözümlerin üretilip üretilmediğini ve idarenin bu konuda makul bir çaba gösterip göstermediğini kendi kararlarında tartışmamışlardır. Tüm bu tespitler ışığında, idarenin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca cevap vermeyen ve makul bir dengeleme unsuru içermeyen ret işleminin orantısız olduğuna kanaat getirilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.